in ,

“Yeni dünyada ana tema ‘ekolojik uygarlık’ olacak!”

Küresel ısınma ile virüs ve bakteri salınımı arasında dolaylı bir ilişki olduğunu savunan Elektrik Mühendisi Salih Ertan, “İklim değişikliğinin önüne geçebilmek için yenilenebilir enerji kaynaklarını hayatımıza sokacağız” dedi

yeni-dunyada-ana-tema-ekolojik-uygarlik-olacak

Korona virüs salgınının dünya genelinde etkileri devam ediyor. Gündelik hayatı neredeyse tamamıyla değiştiren salgın sonrası sınırlar kapatıldı, uçuşlar durduruldu, ticari ve ekonomik faaliyetler çoğunlukla askıya alındı. Uzmanlar, virüs salgını sonrasında oluşacak olası bir ‘Yeni Dünya Düzeni’ için öngörülerde bulunurken, TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası İzmir Şube üyesi ve Çin İş Geliştirme Dostluk Derneği Ege Bölge Temsilcisi Salih Ertan, ekolojik tarım ve enerjinin önemine dikkati çekti.
Dünyayı çok kısa bir sürede etkisi altına alan korona virüs salgınından sonra bilim insanların gelecekte bu tarz virüslerle karşılaşmamak için araştırmalarını hızlandırdıklarını belirten Ertan, “Permafrost, Kuzey Buz Denizi çevresindeki donmuş halde bulunan arazilerin erimesi ve iklim değişikliği birbiri ile ilintili üç ayrı konu. Permafrost’un erime sürecinde yani kısa erimde çok ciddi bir tehdit ile karşı karşıya kalıyoruz. Koronanın bunun alarma sayılabilecek göstergelerinden biri olabileceğini düşünüyoruz. Çünkü 10 binlerce yıldır buz tabakalarında ve donmuş toprak katmanlarında yaşayan bakteri ve virüs katmanları var. Bunlar uyanıp da su ve havaya karıştığında dünyayı dolaşacak. Ne yazık ki bu virüs ve bakterilere karşı bizlerin herhangi bir bağışıklığı yok. O yüzden bu durum son derece büyük bir tehdit. İşte böyle bir tehdide karşı güçlü durabilmemiz için gerekli olan anahtar sözcük iklim değişikliği. İklim değişikliğinin önüne geçebilmek için artık atmosfere daha fazla karbon salmayacağız ve karbon nötr dediğimiz yenilenebilir enerji kaynaklarını hayatımıza sokacağız. Ancak içinde bulunduğumuz senaryo içinde bu da yeterli değil. Çünkü şu anda atmosferde 270 yılda birikmiş 1.5 trilyon ton karbondioksit eşdeğeri kükürtdioksit gibi sera gazları mevcut. Bu gazları da azaltmak zorundasınız. Şu anda egzozlardan, bacalardan fosil yakıt kaynaklı gazların çıkışını engellediğinde dahi bir fren mesafesi var. Dünya yarım derece daha fazla ısınıyor. Hiçbir araç çalışmasa, sanayide ve evlerinde fosil yakıtlar yakılmayıp o gazlar atmosfere karışmasa dahi bir fren mesafesi var; atmosfer kapasitif davranıyor, ısınmayı sürdürüyor ve buzullar erimeye devam ediyor” dedi.

AGROPARK VE YENİ TARIM

“Peki, bu söz konusu karbondioksiti nasıl azaltacağız?” sorusuna yanıt veren Ertan, “Bizim Agropark adını verdiğimiz ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Tunç Soyer’in de desteklediği bir projemiz var. Ağaç altı ziraatinin 2004 ve 2006 yılları arasında Bergama’da denemelerini yaptık. Anavatanı Çin olan Pavlonya ağacı ile çalışmalarımızı başladık. Pavlonya, yılda 6 ila 7 metre uzayan bu ağacın altında ziraat yapılabiliyor ve buna da tarla ormancılığı deniliyor. Çin’de yüzlerce yıllık uygulanan bir pratik. Hem endüstriyel tomruğu hem de gıdayı aynı arazide yetiştirmek mümkün oluyor. Ağaç altı buğday, ağaç altı mısır gibi ürünler yetiştirmek mümkün oluyor. Örneğin güneşe çok fazla ihtiyaç duyan ayçiçeği gibi bitkilerle belki bu tarım yöntemini uygulamak çok mümkün değildir ancak bunun dışında bildiğim bütün geleneksel tarım ürünleriyle bir arada ağaçların da bulunduğu bir uygulama olduğunu söyleyebiliriz. Tarla ormancılığında ağaç karbondioksiti orada, bünyesine alıp kullandığı vakit atmosfer karşıtı bu gazı bünyesine hapsetmiş oluyor. Bu da atmosferdeki karbondioksiti azaltmanın en etkili yolu. Yeniden ormanlaştırma, ormanı hayatın odağını koyma ile sürece müdahale edebiliriz. Bu örneği Türkiye’de ve bununla birlikte de dünyada mümkün olan hemen her yerde çoğaltmamız lazım. Belki de milyarlarca ağaç dikmemiz gerekiyor. Buradan elde edilecek tomruğu da ev, inşaat ve eşya yapımında kullanabiliriz. Yani bu arazileri karbon yatağı olarak kullanacağız” diye konuştu.

MERKEZİ ROL ÜSTLENECEK

“Hayvancılık, yem, sera, su depolama alanları ve buradaki atıklardan elde edilecek elektrik ve ısı enerjisi hatta baca gazındaki karbondioksiti alıp seralara vermek suretiyle orada yetiştirilmekte olan ürünlerin daha hızlı gelişmesini sağlayan atığı olmayan bir entegre tesis planlıyoruz” diyen Ertan, “Tarım, ormancılık, enerji ve çevrenin bütünleşik bir uygulaması olacak. Bu uygulama aynı zamanda kırsalda sermaye transferi örneği olarak da önce Türkiye’ye, daha sonra ise dünyaya sunulacak. Türkiye’de şu anda üretimi artırma sorunu var. Peki, biz üretimi nerede artırabiliriz? Tabii ki tarımda… Türkiye’nin büyümesi tarım ile eş odaklı. Biz de bu yolda yeni bir model sunuyoruz. Yeni alternatif arazi kullanma modeli. Bunun için de suyun tasarruflu kullanımı, yağmur suyunun depolanması yani iklimde yaşanabilecek olası ve ani değişimlere karşı dayanaklı bir model. Bunun yanında tarlada akaryakıt yetiştireceğiz. Özel enerji arazileri kurmamıza gerek yok. Mevcut tarımsal atıklardan akaryakıt üreteceğiz. 250 kilo buğday alıyorsan 400 kilo dolayında da sap ve saman açığa çıkıyor. Bunun yarısını araziye ekle diğer yarısı ile bunun 6 ya da 7’de biri kadar mazot elde edebilirsiniz. Bu da petrol kökenli geleneksel fosil yakıtların yerini alacak. İşte, bu iki işi bir arada yapmak lazım. Bunlar gelecekte İzmir’in dünyaya armağan edeceği projeler olacak. Bu projelerle İzmir’in uzun zamandır hedeflediği ‘marka kent’ olma yolunda önü açılacak. Aynı zamanda İpek Yolu Belediyeler Birliğini kuracak, sempozyumlar düzenleyecek. Yani merkezi bir rol üstlenecek” ifadelerini kullandı.

‘AVANTAJA ÇEVRİLEBİLİR’

Korona virüs sürecinde ülkeler sağlık yatırımlarının önemini bir kez daha anladı. “Şu anda post kapitalist bir dönemdeyiz. İçinde yaşadığımız toplumsal sistem ne yazık ki küresel ölçekte etkisi olan faktörleri engellemekte yetersiz” diye konuşan Ertan, “Yayılmanın önüne geçilmiyor. Dünyanın en gelişmiş ülkeleri şu anda korona virüs salgınından etkilenmiş durumda. Nobel Tıp Ödülleri’ni bugüne kadar en çok Amerika aldı. Tıbbın en gelişmiş olduğu yer de her zaman Amerika olarak bilinir. Ancak şu anda Amerika’da yaşanılanlara baktığımızda 30 milyona doğru ilerleyen işsizlik, 29 Buhranı’ndan daha boyutlu tehlikeler, ekonominin küçülmesiyle belki 10 ya da 15 yıl geriye gidecek olmaları… Teknolojinin gelişmesi ne yazık ki insanın daha güvenceli yaşamasını olanaklı kılmıyor. Nükleer teknolojileri ele aldığımızda kanser tedavisinde de atom bombası yapımında da kullanıldığını ne yazık ki gördük. Önemli olan bunun kimin elinde olduğu. Bir yıl önceden bu günleri göremediğimiz gibi bir yıl sonra neleri konuşacağımızı da bilemiyoruz. Bu bir sistemik olay. Yaşanılan sorunları savuşturmak toplumsal hareketlere bağlı. Küresel ısınma da yine aynı bu çerçevede. Korona ve küresel ısınma arasındaki ilişki dolaylı, olası bir tehdit… Antarktika’da, Grönland’da, Kuzey Buz Denizi’nde buzullar eriyor. Sonuç; deniz seviyesi yükselecek. İlerleyen süreçte on binlerce insanın göçüyle karşılaşabiliriz. Ancak Permafrost’ta açığa çıkacak korona benzeri hastalıklara karşı şimdiden önlemler alınmalı. Küresel iklim sorunu, mülteciler krizi… Dalga dalga tsunami etkisi olabilir çünkü hepsi birbirini etkileyen faktörler. Türkiye bu süreçte atacağı adımlarla yaşayacağı süreci avantaja çevirebilir. O yüzden dediğim gibi toplumsal normlarımızı şimdiden sağlam bir temele oturtmamız lazım. Akıl ve bilim toplumu olmamız şart” dedi.
Son yıllarda toplumların sıklıkla ifade ettiği ‘Yeni Dünya Düzeni’ni kurmak için yeni insanların gerektiğinin de altını çizen Ertan, “Gerçek sever bir toplum olmakta fayda var. Korona virüsün gerçeği nedir, bu süreç böyle geldi ama böyle gidecek mi, gitmeyecekse neler yapılmalı? Geleceği beklemek doğru değil, geleceği inşa etmek lazım. Bu da gönüllülük meselesi. Yeni bir dünya kurulur ama bu insanların ve toplumların iradesiyle mümkündür. Korona virüs bunun için bir fırsat getiriyor. Eninde sonunda gelecek olan bir düzenin kurulmasını kolaylaştırabilir. İnsanoğlunun kendini dönüştürerek tekrar doğanın bir parçası haline gelmesi gerekiyor. Doğayı, bütün bir ekosistemi koruyamazsa, insanoğlunun kendi varlığını da sürdürme olanağı bulunmuyor. Yeni Dünya Düzeninin ana teması ‘ekolojik uygarlık’ olacaktır. İlhan Selçuk’un da dediği gibi ‘Uygar insanın ilkel atalarıyız.’ Gelecekte; rekabetin yerini işbirliği, sahip olma dürtüsünün yerini de var olma bilinci almış olacak. O yüzden bir an önce doğayla uyumlu bir yaşam tarzını benimsemeliyiz” diye konuştu.

Yağmur Gülü / Özel Haber

manisali-eskrimciler-sanal-turnuvayla-ornek-oldu.

Manisalı eskrimciler sanal turnuvayla örnek oldu

baskan-aksoydan-pamuk-ureticilerine-destek

Başkan Aksoy’dan pamuk üreticilerine destek