Hayatımızı değiştirebilecek bir kelime olabilir mi? Keyifle yaşıyormuş gibi hissedebileceğimiz bir kavramın peşinden gitmek, bir tutum değişikliği; bu kelime, ‘Evet’ kelimesi olabilir mi? Düzen, maalesef kimimizi sürüklüyor. Yaşamlarımız sanki tasarlanmış. Seçeceğimiz her şey vardı ve biz vitrinde olanlardan birini seçmek zorunda gibiyiz. Bu durum, yalnız kalma ve daimi bir reddedişi körükleyebilir. Yalnız kalmak için bahaneler uydurabiliriz. Sıkılmak hakkımızdır ve sıkılıyoruz. Yes Man (2008) filmindeki Allison’un hatırlattığı gibi “insanların aynı sıkıcı şeyleri yaparak hayatlarını nasıl harcadıklarını” anlayamayabiliriz. Belki de hatırlamamız gereken şey, Dr. Agah Aydın’ın bir videosunda söylediği gibi hep tek başımıza olduğumuz ama yalnız olmadığımızdır.
HAYATA KARIŞMAK
Bazen, dışarıda bir hayat varmış da ona bir türlü karışamıyormuş hissine kapılıyor musunuz? En son ne zaman içten eğlendiniz? Yes Man (2008), eğlenceyi garanti etmese de hayata karışmamızı sağlayacak bir tutum gösterir: “Evet” demek. Film, evet demeyi bir ‘zafer’, bir ‘macera’ gibi tanıtır hatta evet demeyi ‘mümkün olanı kucaklamak’ olarak tanımlar. Atladığımız nokta, hayır diyebildiğimizde de, bu cesareti gösterdiğimizde de yaşamın bize başka kapılar açabilme olasılığıdır. Bana kalırsa evet demek de hayır demek de hayata karışmanın bir çeşididir. Filmdeki baş karakter Carl’ın ‘her şeye!’ evet demeye başlamasından sonra daha eğlenceli ve yapıcı bir kişiliğe büründüğü de açıktır. Peki evet demek, filmde söyledikleri gibi kişileri her zaman güzel şeylere mi götürür? Bir kavramı, bir tutumu yaşam biçimi haline getirdiğimiz zaman ve inanç dünyamızı bu şekilde kurduğumuzda işlerin raydan çıktığını da görürüz. Filmde de gösterildiği gibi kendi kişiliğimizi tartamaz hâle gelir ve bir tutum uğruna başkalaşmaya başlarız. Kimin ‘biz’ olduğunu karıştırabiliriz. Güzeller güzeli Allison da Carl’ı bu sebepten terk etmedi mi?
‘EVET’ SORUSU
Film, evet demenin bir prototipini gösterir. Allison’un söylediği gibi “Dünya bir oyun bahçesi. Çocukken bunun farkındasındır ama aralarda bir yerlerde herkes bunu unutur.”. Dünya hiç oyun bahçesi oldu mu? Olduysa bile biz, oyun bahçesini ne zaman unuttuk? Evet’lere ve Hayır’lara ne zaman kendimizi kaptırdık? Filmin hatırlattığı gibi “içinde yaşadığın tüm yalanlardan bağını koparabilirsen” anlaşılırsın. Konu evet demek değil, kararlarımızdaki süreci nasıl yönettiğimizdir. Evet demek, filmdeki Terrence’ın söylediği gibi bir “başlangıç, mecbur olduğun için değil, sözleşme yaptığın için değil, kalbinin derinliklerinde hissettiğin” bir şey olmalı, zihninde tarttığın bir cevap. Komik olan, Carl’ın gelişigüzel yaşamasından ve her şeye evet demeye başlamasından sonra FBI’nın dahi kendisinden şüphe etmesidir. Sistem, gelişigüzelliği kaldıramaz. Her şey düzen içinde ve belirlenmiş olmalı. Bunu Nolan’ın Joker’inden hatırlıyoruz fakat bu başka bir konu. Kurduğumuz düzenin içinde ‘yaşamaya’ ne kadar ‘evet’ diyebiliyoruz, bu da başka bir soru.