İki yıllık süreler sonunda her yöneticiye özellikle hastaneleri yönetmedeki başarıları (dolayısıyla da dönem Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşların Teşkilat ve Görevleri Hakkında 02/11/2011 tarih ve 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile taşrada bulunan sağlık kuruluşlarındaki yöneticiler için sözleşmeli yöneticilik modeline geçilmişti.
Mevcut hükümet tarafından çıkarılan 663 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Sağlık Bakanlığının Teşkilat ve Kuruluş Kanunu tamamen yenilenmiş Sağlık Bakanlığı Ülke genelinde Sağlık Müdürlükleri, Halk Sağlığı Müdürlükleri ile Kamu Hastaneleri Birlikleri olarak üçe bölünmüştü.
Bu bölünmeye müteakip ülke genelindeki hastaneler Türkiye Kamu Hastaneleri Birliklerine bağlanmıştı. Hastanelerin yönetici kadrolarına atamalar ise 2 şer yıllık süreler ile gerçekleştirilmektedir sonundaki kar ve zarar tabloları) çerçevesinde birer karne verilerek başarılı olanlar devam edecek, başarısız olanlarla yeniden sözleşme imzalanmayacaktı.
Ancak, yaklaşık 14 yıldan bu yana devam eden uygulamaya bakıldığında ülke genelindeki hastanelerin durumları, yönetim anlayışı, kar ve zarar tabloları şeffaf bir şekilde kamuoyu ile paylaşılmadığından gerekli değerlendirmeler ve performans ölçümleri ne yazık ki yapılamamaktadır.
Hal böyle iken Sağlık Bakanlığının sağlık çalışanlarına her hangi bir duyuru yapmadan sınava tabi tutmadan defaten yönetici belirlenme işlemi Sağlık Bakanlığı Teşkilat Kanununun amacına ve ruhuna aykırıdır.
Bu atamaları kimler hangi kriterlere göre yapmaktadır?
Mevcut sistem ile geçmiş yıllarda sağlık alanında yönetimsel bilgi ve becerisi olamayan fırıncı, kasap, gassal, taşeron işçi ve tıbbi cihaz şirketlerinin görevlilerinin kamu hastanelerinde yöneticilik yapmaları gibi kabul edilemez durumlar yaşanmıştı.
Sözleşmeli yöneticilikle, “adamımız olsun, bizden olsun, çamurdan olsun” mantığının kamudan tamamen temizlenmesi, kamuda adaletin ve liyakatin tesis edilmesinin zorunluluğu tartışılmazdır.
On binlerce sağlık çalışanı görevde yükselme sınavını beklerken, hiçbir objektif değerlendirmeye tabi tutulmadan sağlık kurumlarında yönetici belirlenmesi kabul edilemez bir durumdur.
Sağlık kurum ve kuruluşları, objektif ve rekabete açık bir sınavda başarılı olmuş, mesleklerinde yetkin insanlar tarafından yönetilmelidir.
Bu gün perde arkasından yöneticileri yöneten siyasiler bulunmaktadır.
Ayrıca herhangi bir güvencesi olmadan siyasilerin iki dudağı arasına sıkışmış bir yöneticinin hizmet gereklerinden ziyade tek amacının siyasileri ve üstlerini memnun etmek olması gibi bir durum kamu idaresi açısından son derece zararlı bir anlayıştır.
Bizim talebimiz ülkemizin ve devletimizin menfaatidir. Beklentimiz ise adaletin tesis edilmesidir. Yöneticilik görevinin hiç kimseye ayrıcalıklı ve imtiyazlı olarak değil, sadece usulüne uygun olarak hak edene ve ehline verilmesi gereklidir.
Bu durumda hem çalışanlar rahatlayacak, hem emanet ehline teslim edildiğinden, hizmet alanlar daha kaliteli sağlık hizmeti alacak, hem de kendini geliştirmek ve mesleğinde en üst seviyeye gelmek isteyen çalışanların önü açılmış olacaktır.
Bu arzuyu değerlendirecek ve Türkiye Cumhuriyetinin vatandaşlarının hizmetine katacak olan da Hükümet ve Sağlık Baklanlığıdır.
Özetle Sağlık Bakanlığında sözleşmeli yöneticilikten vazgeçilmelidir. Bizim yöneticilerimiz siyasilerin “emir eri” değildir.