Zihninizdeki gizli güç

Abone Ol

“5 yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz?” 

Bazı danışanlarım kısa bir sessizlikten sonra omuzunu silkeler, bazıları da “hiç düşünmedim” diyerek geçiştirir. Yapmalarını isterseniz de çoğu zaman yaşadığı anı, andaki kendisini anlatır. Geleceğe dair bir resim çizmekte zorlanır.

Siz denemek ister misiniz?

Güvenli ve rahat hissettiğiniz bir yere oturun ya da uzanın. Gözlerinizi kapatın, hafifçe gülümseyin. Zihninizi serbest bırakın…

“5 yıl sonra kendinizi nerede, nasıl görüyorsunuz?
Ne duyuyorsunuz? 
Nasıl bir koku alıyorsunuz?
Eğer bir tadı olsa ne olurdu?"
Tüm detaylara dikkat edin, acelemiz yok.
Gördüğünüz sahneyi yargılamayın. Çünkü bu bir hedef çalışması değil, bu iç sesinizle buluşma anı. Oradaki siz “olmak istediğiniz en iyi haliniz”.
Gördünüz mü? O kadar da zor değilmiş.
İngiliz matematikçi Alan Turing, 1936’da yazdığı bir makalede “evrensel bir makine” hayal etti. Bu makine şimdi yazıyı yazdığım bilgisayarın kuramsal temelini oluşturdu.
Einstein “Işık hızında seyahat edersem ne görürüm?” diye hayal kurarak görelilik teorisinin temellerini attı. Tesla, zihninde makineleri tamamen görselleştirip test ederek icatlarını gerçekleştirdi. Bilim tarihi, hayal eden ve hayallerinin peşinden gidenlerin tutkularıyla yazıldı.  
 Peki, biz neden hayal kurmakta bu kadar zorlanıyoruz?
Stres, kaygı, depresyon, umutsuzluk… Yaratıcılıktan uzak ezberci bir eğitim sistemi… Aşırı disiplin, aşırı gerçekçilik ve çoğumuzun duyduğu tanıdık cümleler:
“Boş hayallere kapılma,
Ayakların yere bassın,
Amma da hayalperestsin”
Bunların hepsi hayal kurmamızın önüne geçer. Elbette aşırı hayalcilik de gerçeklerden koparabilir. Ama birçoğumuz “aha” anlarını, keşifleri hayal kurarken yaşamadık mı?

Hayal kurarken aslında zihnimizde bir simülasyon, bir prova yaparız. Beynimizde birkaç bölge aynı anda devreye girer. Hayal kurmaya başladığımız anda beynin içe dönük düşünme ağı olan Varsayılan Mod Ağı (DefaultMode Network) aktifleşir. Bu sırada anıların parçaları birleşir, deneyimler taranır ve bu bilgilerle geleceğe dair yeni senaryolar üretilir. Zihnimiz “boşta” görünürken aslında en yaratıcı çalışmasını yapar.

Hayaller sadece görüntülerden oluşmaz, duygular da bu sürecin önemli bir parçasıdır. Mutlu bir geleceği düşündüğümüzde beynimiz dopamin gibi ödül kimyasallarını salgılar, bu da bizi motive eder, umutlandırır hatta gülümsetir.

Beynimiz için hayal ile gerçek arasında sınır her zaman net değildir. Hayal kurarken yaşanan duygular, gerçek deneyimlerdeki kadar güçlü olabilir.
Hayal kurmak yaratıcı, iyileştirici ve üretken bir zihinsel aktivite- adeta zihinsel bir antrenmandır. Bu süreçte: 

*Stresimiz, kaygımız azalabilir,
*Empati yeteneğimiz artabilir,                        
*Problem çözme becerilerimiz güçlenir,            
*Yaratıcılığımız gelişir,                                    
*En önemlisi de pozitif düşünce ile iç huzur sağlanır.

Zihninizin derinliklerinde, gün yüzüne çıkmayı bekleyen bir “siz” var. Koçluk süreci, "sizi"netleştirir, güçlendirir ve adım adım bugüne yaklaştırır. “5 yıl sonra” sorusuna verilen ilk tepkiler- omuz silkme, kaçma- aslında bu iç sese ulaşma korkusundan kaynaklanır.

Ama bir kez o hayale dokunduğunuzda, artık o hayale doğru yürümeye başlayabilirsiniz. Çünkü hayal kurmak sadece düşlemek değil, geleceği tasarlamaktır.