Zil çaldı, geleceğimiz derse girdi

Abone Ol

Saat 07.15. Menderes’in dar sokaklarından birinde, küçük bir apartmanın önünde sabahın ilk telaşı başlıyor. Minik bir çocuk, sırtında kocaman çantasıyla annesine sesleniyor:

— “Anne, ayakkabımın teki nerede?”

Evde herkes ayakta. Anne hızlı adımlarla salona koşuyor, baba hala termosun kapağını arıyor, büyük abla dişlerini fırçalarken kıyafet seçmeye çalışıyor. Kapıda Elif, 1. sınıfa başlamanın heyecanıyla hazır bekliyor:

— “Anne, öğretmen bizi bekler!”

Alt katta 5. sınıfa geçen Can, sırt çantasını kontrol ediyor. Bir yandan heyecan, bir yandan hafif bir tedirginlik var üzerinde. Mahallenin öte ucunda ise anaokuluna ilk kez gidecek 4 yaşındaki Duru, ağlamamak için dudaklarını ısırıyor. Annesinin saçlarını taraması ve sarılması biraz olsun onu rahatlatıyor.

Sokakta ilk servis motorunun sesi duyuluyor. Şoför dikiz aynasına bakıp içinden geçiriyor:

— “Hadi bakalım, cemi cümlemize kolay gelsin.”

Bir başka evde, öğretmen sınıf listesini son kez kontrol ediyor. Not defterine yazıyor:

— “Elif utangaç olabilir. Can’ın desteğe ihtiyacı var.”

İzmir’in dört bir yanında binlerce minik adım, sıralara, bahçelere, servis araçlarına karıştı. Bugün 1. ve 5. sınıflar ile okul öncesi öğrencileri ders başı yaptı. Önümüzdeki hafta 200 bine yakın ortaöğretim öğrencisi okullarına koşacak. Eylül sonu, en geç Ekim başında ise yaklaşık 200 bin üniversiteli derse başlayacak. Böylece 500 bin öğrenci, 4,5 milyonluk İzmir’in kalbinde büyük bir hareketlilik yaratacak.

Bu hareket yalnızca öğrencilerle sınırlı değil. 60 bin öğretmen, yüzlerce servis şoförü, kantinci, temizlik görevlisi, kırtasiyeci… Koca bir şehir eğitime hayat veriyor.

BÜYÜK SORUMLULUK

Yeni eğitim dönemi, sadece çocukların değil, bir kentin omuzlarında taşıdığı büyük bir sorumluluk. Sabah erkenden uyanan çocuk, eksiklerini tamamlamaya çalışan aile, trafikte sabırla bekleyen servis şoförü, günün yorgunluğuna rağmen sınıfına dönen öğretmen… Herkes kendi yükünü sessizce omuzluyor. Kırtasiye masrafları, ulaşım sorunları, erken kalkışlar, uzun bekleyişler… Hepsi sabır ve fedakârlıkla karşılanıyor.

Bu süreç, yıl boyunca devam edecek bir dayanışmanın, tahammülün ve özverinin göstergesi. Kimse bu yolculukta yalnız değil; her birey, kendi küçük dünyasında büyük bir çaba harcıyor.

YÜREĞİNDE AYNI SORULAR

Bu çocuklar bir gün diplomaları ellerindeyken işsiz mi kalacaklar?

Yoksa umutla büyüyen bu minikler, yarın vize kuyruklarında mı olacak?

Sabahın umut dolu adımlarıyla uyanan şehir, akşamüstü başka bir gerçekle mi yüzleşiyor? Kırtasiye raflarında çalışan mimarlar, pazarda tezgâh açan mühendisler, işsiz kaldığı için gönüllü çalışan veteriner hekimler… “Okuyun, adam olun” diye büyütülen çocuklar, hayallerinden sessizce vazgeçen gençler. Yutkunmamak elde değil. Depreme dirençli yapılar konuşulurken jeoloji mühendisleri işsiz. Doktorsuzluktan şikâyet edilen ülkede hekimler yurtdışında çözüm arıyor. Bugün bir çocuk “Doktor olacağım” dediğinde, bu sevinç değil, bir sorguya dönüşüyor: Gerçekten yapabilecek mi?

Kenti okula, sokakları sınıfa çevirmeye çalışırken, bu çocukların yarın neyle karşılaşacağını da konuşmalıyız. Kabahati bireylerde ya da gençlerde değil; sürdürülebilir sistemler kuramayan yapılarda aramalıyız. Çünkü kırılan her umut, yıkılan bir toplumun habercisidir.

Yarın yine “Neden böyle oldu?” diye sormamak için, bugün herkes —bireyler, kurumlar, yetkililer— kabahatsiz bir sorumlulukla hareket etmeli. Modern toplumlar bireysel başarılarla değil, kolektif akıl ve adil sistemlerle inşa edilir.

BUGÜNÜN ASLİ VAZİFESİ

Unutmayalım; çocuklara umut aşılamak kolaydır, ama o umudu yaşatacak bir ülke inşa etmek asıl görevdir. Gözlerinde saklı hayallerle yarının umudunu taşıyan çocuklar, bugünün büyüklerinin omuzlarında yükselecek. Geleceğin ihtiyaçlarına göre bugünü şekillendirmek; yöneticilerin, bilim insanlarının, eğitimcilerin ve medyanın asli sorumluluğudur. Çocukların kendi topraklarında doyup, özgür ve mutlu bir hayat sürebilmesi için temeller bugünden, doğru ve bilimsel yöntemlerle atılmalıdır. Geciken her adım, kaybedilen her fırsat, yarının büyük hesaplaşmasına dönüşebilir. Eğer bugünün büyükleri, geleceğin büyüklerini donanımla yetiştiremezse, bu topraklarda refah bulmak yalnızca bir hayal olur.

SABIR, ÖZVERİ VE DAYANIŞMA

Eğitim yalnızca okul duvarları arasında başlayıp biten bir süreç değil; bir kentin, bir toplumun ortak emeğine dönüşen büyük bir yürüyüştür. İzmir, 4,5 milyonluk nüfusuyla; 500 bin öğrencisi ve on binlerce eğitim paydaşıyla bu dayanışmanın güçlü bir örneğini sergiliyor. Okulların kapıları açıldığında, aslında tüm şehir eğitime kapılarını açmış oluyor. Trafik, ekonomik zorluklar, yorgunluklar… Tüm bu yükler, büyük bir inanç ve sorumlulukla omuzlanıyor. Ve bizler, bu hikâyenin içinde birlikte yürürken sadece bugünü değil, yarını da şekillendiriyoruz. Çünkü biliyoruz ki, bugün gösterilen özveri kadar güçlü ve umutlu bir Türkiye’ye uyanacağız.