Ziyaret değil, hesap sorma zamanıdır

Abone Ol

Türkiye’nin gündemi bazen öyle açıklamalarla sarsılıyor ki, siyaset kurumunun hafızasını, ilkesini ve çizgisini yeniden sorgulamak zorunda kalıyoruz. Son olarak MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin TBMM’de yaptığı grup konuşmasında kullandığı şu ifadeler, Türkiye’nin terörle mücadelesinde yıllardır verilen bedelleri hiçe sayan, kamu vicdanını inciten bir nitelik taşıdı: “Hiç kimse bu ziyarete yanaşmazsa, İmralı’ya ben giderim.” Bahsedilen yer, devletin onlarca yıl boyunca binlerce insanımızın canına mal olan PKK terörünün elebaşının tutulduğu ada, terör örgütü PKK’nın kurucusu ve sözde lideri Abdullah Öcalan’ın bulunduğu İmralı Cezaevi’dir.
Bu sözler öyle sıradan bir siyasi söylem değil. Türkiye’de milyonların yüreğine saplanmış acıların, şehit ailelerinin gözyaşlarının, terörün yok ettiği hayatların üzerini örten bir anlayışı barındırıyor. Terörist başının adının geçtiği her cümle, milletin hafızasında yeniden bir acı kapısını aralarken, yıllardır “terörle mücadelede tavizsiz duruşu”nu siyasetinin merkezine koyduğunu söyleyen bir liderin bu çıkışı, siyasi tutarlılık açısından da kamu vicdanı açısından da açıklanabilir değildir.
Bugün Türkiye’nin dört bir köşesinde, dağlarda, üs bölgelerinde, sınır ötesinde vatan nöbeti tutan Mehmetçik her gün sıcak temas yaşıyor, çatışmalara giriyor, kimi zaman içimizi dağlayan şehit haberleri geliyor. Terör örgütüyle mücadele devam ederken, örgütün liderini ziyaret etmekten bahsetmek; “Kandil’in siyasi sözcülüğünü” yapan yapılara zemin hazırlamak demektir. Siyaset, geçmişte söylenenleri unutturma sanatı değildir. Hele ki konu vatanın birliği, milletin güvenliği, devletin bekası ise hiç değildir.
Devlet Bahçeli’ye sormak gerekiyor: Bu çıkış, kimin faydasına? Kimin talebiyle? Hangi siyasi hesapla? Yıllar boyunca “terörle müzakere edilmez, mücadele edilir” diyerek meydan meydan gezen, çözüm sürecinde iktidarı ağır dille eleştiren Bahçeli’nin bugün İmralı’ya gitme isteği, kendi siyasi söylemini yerle bir etmekten başka bir anlam taşımıyor.
Şehit aileleri, gaziler, terör mağdurları bu sözleri nasıl duyacak? Onların acıları bir kez daha hafife alınmış sayılmayacak mı? Devletin en önemli kırmızı çizgilerinden biri olan “teröristle müzakere edilmez” ilkesinin böylesine rahatlıkla dillendirilmesi, özellikle son dönemde tırmanan terör saldırıları düşünüldüğünde, güvenlik politikalarına gölge düşürmez mi?
Asıl sorulması gereken şudur: Siyaset, terörle mücadelenin hangi noktasında bu kadar esnek hale geldi? Devletin en üst düzeylerinde halkın hassasiyetini hiçe sayan söylemler neden sıradanlaşıyor? Bugün bir siyasi lider çıkıp “İmralı’ya ziyaret ederim” diyorsa, yarın daha neleri konuşacağız?
Türkiye’nin gerçek gündemi işsizlik, yoksulluk, gençlerin umutsuzluğu, kurumların çöküşü, yolsuzluk iddiaları, ekonominin enkazıdır. Ama ne hikmetse ülke ne zaman köşeye sıkışsa, terör örgütü ve lideri bir anda siyasi tartışmanın göbeğine çekilir. Bu yöntem artık eskimiş, toplumun büyük kesimi tarafından reddedilmiş bir siyasetin ürünüdür. Halkın sorunlarını çözmek yerine, terör üzerinden gelişen bir tartışmayı yeniden alevlendirmek, toplumu kutuplaştırmaktan başka bir işe yaramaz.
Bahçeli’nin bu sözleri bir siyasi stratejinin parçası mıdır bilinmez; ama kesin olan bir şey var: Bu açıklama, Türkiye’de terörle mücadelede verilen emekleri, şehit kanını, gazilerin fedakârlığını yok sayar niteliktedir. Terör örgütü PKK’nın elebaşını meşrulaştıracak her söylem, kimden gelirse gelsin, millet tarafından reddedilmelidir. Bu topraklarda evlatlarını toprağa vermiş annelerin, babaların, kardeşlerin yüreğine bir kez daha hançer saplamaya kimsenin hakkı yoktur.
Siyaset, terör örgütleriyle mesafe koymayı gerektirir. Devlet, terörle arasına duvar örmelidir. Teröristin adı anıldığında bile toplumun hassasiyeti gözetilmelidir. Bugün yapılması gereken, İmralı’yı ziyaret etmek değildir. Bugün yapılması gereken, terörle mücadelede daha kararlı, daha şeffaf ve daha etkin politikaları hayata geçirmektir. Bu ülkenin ihtiyacı terörist başının kapısını çalmak değil, milletin kapısında biriken sorunları çözmektir.
Bahçeli’nin sözlerine tepki göstermek sadece siyasi bir duruş değil, aynı zamanda milli bir sorumluluktur. Çünkü bugün susarsak, yarın çok daha ağır bedeller ödeyebiliriz. Unutmayalım: Bu ülke terörle mücadelede geri adım attığı her seferde daha büyük acılar yaşadı.
Türkiye’nin ihtiyacı; tutarlı, ilkeli, net bir duruştur. Terörün karşısında durmak, milletin yanında durmaktır. Ve bu ülkede hiç kimse, hiçbir makam, hiçbir siyasi hesap; terör örgütünün elebaşına “ziyaret” gibi bir girişimi normalleştiremez, meşrulaştıramaz, savunamaz.