Güncel

4 gençten biri toplum dışında yaşam sürüyor!

Türkiye’de ne eğitimde ne de istihdamda olan gençlerin sayısı 6 milyon 519 bine ulaştı. Uzmanlar, her dört gençten birinin eğitim ve çalışma hayatının dışında kalmasının toplumsal ve ekonomik açıdan ciddi bir risk oluşturduğunu dile getirdi

Abone Ol

İlayda ŞAHİN- EGETELGRAF/Bir toplumun yarını gençlerin eğitim ve çalışma hayatında attığı adımlarla şekillenir. Okul sıralarında başlayan bu süreç meslek hayatıyla devam eder, üretimle güçlenir. Ancak açıklanan veriler bu yolculuğun birçok genç için yarım kaldığını ortaya koydu. Türkiye İstatistik Kurumu’nun yayımladığı verilere göre ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerin sayısı 6 milyon 519 bine ulaştı.

Bu durum Türkiye’de yaklaşık her dört gençten birinin ne okula devam ettiğini ne de bir işte çalıştığını gösterdi. Öte yandan genç nüfusun da gerilediği görüldü. 2023 yılında 15 - 34 yaş arası genç nüfus 24 milyon 408 bin olarak kaydedilirken, 2025’te bu sayı 24 milyon 61 bine düştü. Buna karşın eğitim ve istihdam dışında kalan gençlerin sayısının artması, sosyal ve ekonomik açıdan dikkat çeken bir tablo ortaya koydu. Uzmanlar, milyonlarca genci kapsayan bu durumun işsizlik verilerinin ötesinde daha büyük bir toplumsal ve ekonomik soruna işaret ettiğini belirtti.

“GİDEREK ARTIYOR”

Ortaya çıkan tabloyu değerlendiren Prof. Dr. İbrahim Attila Acar, ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerin önemli bir bölümünün artık iş aramaktan da vazgeçmiş olabileceğine dikkat çekerek “Türkiye’deki işsiz sayısı yaklaşık 3 milyon. Ama ne işte ne eğitimde olanların sayısı yaklaşık 6,5 milyon. Yani neredeyse iki katı. Çünkü biz işsiz dediğimiz zaman iş arayıp da bulamayan kişileri kastediyoruz. Ama ne işte ne eğitimde olanların önemli bir kısmı artık iş de aramıyor. Demek ki bu insanlar sistemden kopmuş. Kimisi iş bulamadığı için, kimisi ücreti beğenmediği için, kimisi de artık bulma umudunu kaybettiği için kopmuş olabilir. Kendisine gelen teklifleri yeterli bulmuyor olabilir. Beklentileri yüksek olabilir. Bir de açıkça söylemek gerekirse çalışmak istemeyen, tembellik hakkını kullanan kişiler de olabilir. Böyle bir kesim giderek artıyor. Bugün genel işsizlik oranı yaklaşık yüzde 8 seviyesinde. Genç işsizlik oranı ise yüzde 16 civarında seyrediyor. Buna karşılık ne işte ne eğitimde olan gençlerin oranı yaklaşık yüzde 24 seviyesine kadar çıkıyor. Ne işte ne eğitimde olan gençlere baktığımızda cinsiyet farkı da dikkat çekiyor. Erkeklerde bu oran yaklaşık yüzde 16 seviyesindeyken kadınlarda yüzde 32’ye kadar çıkıyor. Bunun arkasında bazı toplumsal nedenler var. Kadınların işgücüne katılımı görece daha düşük kalabiliyor. Aile içinde yaşlı bakımıyla ilgilenmeleri, çocuk bakımını üstlenmeleri ve bazı durumlarda erken yaşta evlendirilmeleri bu tabloyu etkileyen faktörler arasında yer alıyor. Bu nedenle ne işte ne eğitimde olan gençler arasında kadınların oranı daha yüksek görünüyor”diye konuştu.

“TOPLUM İÇİN CİDDİ RİSK”

Acar, gençlerin üretim sürecinin dışında kalmasının yalnızca bireysel bir sorun olmadığını, aynı zamanda ekonomik yapı ve sosyal güvenlik sistemi üzerinde de ciddi etkiler oluşturabileceğini belirtti ve “Bu durum toplum için ciddi bir risk. Çünkü insanlar üretimden kopuyor. Bizim beklentimiz insanların gençlik döneminde çalışması ve sigorta primlerini biriktirmesi Çünkü kesilen sigorta primi ileride emeklilik maaşına, emeklilik ikramiyesine ve sağlık güvencesine dönüşüyor. Ama kişi çalışmazsa ne oluyor? Annesinden babasından kalan maaşı kullanıyor ya da onların sağlık güvencesinden yararlanıyor. Oysa o anne baba o hakları yıllarca çalışarak kazanmış oluyor. Mesela 7 bin iş günü dediğimiz şey yaklaşık 20 yıllık çalışma demek. İnsan 20 yıl çalışıyor, prim ödüyor. Yani teknik olarak bakarsanız devlete ödenmiş 20 yıllık prim bazen 40 - 50 yıl boyunca maaş olarak geri ödenmiş oluyor. Bunun aksi yaşanırsa da sosyal güvenlik ve emeklilik sisteminde büyük bir yük oluşturuyor. Sonuçta emeklilik maaşları düşük kalıyor, devlet emeklilik hizmeti vermekte zorlanıyor. Üretim azalıyor, emeklilik imkanları azalıyor, toplumun refahı düşüyor” sözleriyle açıkladı.

“VERGİ YÜKÜ ARTIYOR”

“Bu tablo ekonomide başka sorunlar da yaratıyor” diyen Acar, “Çünkü devlet bu kişilerden sigorta primi alamıyor ama yine de hizmet vermek zorunda. Bu nedenle vergi toplaması gerekiyor. Ne yapıyor o zaman? Mevcut çalışanların üzerindeki vergi yükünü artırıyor. Yani daha fazla vergi ödemeye başlıyoruz. Çünkü devlet o hizmeti vermek zorunda. Bugün emekliler zaten ciddi şekilde gelirlerinden şikayet ediyor. Farklı siyasi görüşteki emeklilerin tamamı daha yüksek gelir bekliyor. Ama devlet diyor ki kaynak yok. Bir de EYT ile yaklaşık 5 milyon kişi daha emekli oldu ve sistemdeki yük büyüdü. Dolayısıyla ne işte ne eğitimde olan gençlerin artması aynı zamanda ekonomik refahın da azalması anlamına geliyor. Çünkü çalışacak insan sayısı azalıyor, vergi yükü artıyor” ifadelerini kullandı.

“YENİ YAŞAM TARZI”

Yaşanan durumun sosyal boyutuna da dikkat çeken Acar, “İş arayıp da bulamayan insanlar zamanla içine kapanabiliyor, kendini toplumdan dışlanmış hissedebiliyor. En sonunda iş aramaktan vazgeçiyor ve ne işte ne eğitimde kategorisine düşüyor. Bu durum özellikle pandemiyle birlikte daha görünür hale geldi. Pandemi döneminde insanlar çalışırken bir anda evlerine gönderildi. Maaşlarının üçte birini ya da yarısını alarak evde beklediler. O zaman birçok kişi ‘Demek ki daha düşük gelirle de yaşayabiliyormuşum’ diye düşündü. İnsanlar artık 10 milyon lira verip ev almak yerine daha küçük yaşam alanlarıyla yetinmeyi düşünebiliyor. Böyle olunca da büyük borçların altına girmek istemiyor. Üretim yeterli olmayınca, istedikleri fiyat seviyesinde ev bulamayınca başka tüketim alanlarına yöneliyorlar. Eskiden ev alamayan araba alırdı, şimdi araba alamayan telefon alıyor. Kıyafetini gösteriyor, saatini gösteriyor, markasını gösteriyor. Yani düşük gelir grupları yeni bir yaşam tarzı geliştirmeye başladı. Daha az çalışayım, çok para kazanmak zorunda değilim, nasıl olsa bir evim var ya da ailemin sağladığı bir imkan var diye düşünebiliyorlar” dedi.

“HEM YÜK HEM KAYIP”

Bu sürecin hem toplum için bir yük hem de ekonomik refah açısından bir kayıp olduğunu dile getiren ekonomist Prof. Dr. İbrahim Attila Acar, “Bu insanların yeniden topluma ve üretime kazandırılması gerekiyor. Bunu başardığımız zaman toplum çok daha farklı bir noktaya gider. Çünkü şu anda biz aslında genç nüfusu ne işte ne eğitimde diyerek kaybediyoruz. O gençleri kaybetmemek ve ekonomiye kazandırmak ülke için daha fazla refah ve gelir anlamına gelir” diyerek sözlerini tamamladı.

“BİREYSEL TERCİH DEĞİL”

Çift ve aile danışmanı Melek Aykaç ise ortaya çıkan tabloyu yalnızca bireysel tercihler üzerinden değerlendirmemek gerektiğini belirtti. Aykaç, “Türkiye’de yaklaşık 6 milyon gencin ne eğitimde ne de istihdamda olması, tek başına bireysel bir tercih olarak görülmemesi gerekir. Bunun altında yapısal bir sorunun açık göstergesidir. Bu tabloyu yalnızca gençler çalışmak istemiyor şeklinde yorumlamak, gerçeği görmezden gelmek olur” dedi.

“BİR UÇURUM VAR”

“Bugün birçok genç, eğitim hayatı boyunca edindiği bilgiyle iş dünyasının beklentileri arasındaki uçurum nedeniyle kendine yer bulamıyor” diyen Aykaç, “Üstüne eklenen ekonomik zorluklar, düşük ücretler ve güvencesiz çalışma koşulları da gençlerin motivasyonunu ciddi şekilde kırıyor. Uzun süre iş bulamayan gençlerde ise zamanla umutsuzluk, özgüven kaybı ve sistemden tamamen çekilme eğilimi ortaya çıkıyor” ifadelerini kullandı.

“TEMBELLİK DEĞİL”

Aile yapısı ve toplumsal dinamiklerin de bu durumu etkilediğini dile getiren Aykaç, “Özellikle gençlerin aileleriyle yaşamaya devam edebilmesi, bu süreci görünmez hale getirirken; bazı kesimlerde toplumsal roller gençlerin iş hayatına katılımını sınırlayabiliyor” şeklinde konuştu. Son olarak “Kısacası karşımızda tembellik değil, fırsat eksikliği ve yönsüzlük sorunu var” diyen Aykaç “Bu mesele çözülmek isteniyorsa, gençleri suçlamak yerine onlara gerçekçi fırsatlar sunan, eğitimle istihdamı birbirine bağlayan sosyal politikalar geliştirmek gerekiyor” çağrısında bulundu.