İklim değişikliğinin şimdiden gözlenmekte olan etkilerinin yakın gelecekte çok daha belirgin bir hale gelmesinin beklendiğini vurgulayan Yerlikaya,” Özellikle iklimsel özellikleri nedeniyle iklim değişimine karşı çok hassas bir yapıda olan ve ülkemizin de büyük oranda içerisinde yer aldığı Akdeniz Havzası'nda beklenmeyen hava olayları, sel ve taşkınlar, sıcak hava dalgaları, orman yangınlarının sayısında ve etkisinde artış, habitat ve biyolojik çeşitlilik kaybı, turizm, tarımsal ürün desenlerinin değişimi, hastalık yapıcı etmen ve salgın sayılarında artış ve en önemlisi çölleşmeye doğru yaklaşan kuraklık olaylarının çok şiddetli bir biçimde yaşanacağı öngörülmektedir. Bu öngörülen değişimler ise insan yaşamının yeniden kurgulanmasını gerekli kılmaktadır. Bu noktada kentler, dünyadaki enerji tüketiminin ve sera gazı salımlarının yaklaşık yüzde 70'inden sorumlu olmaları nedeniyle iklim değişikliğinin en önemli kaynağı olarak gösterilmektedir. Aynı şekilde doğal yatakların bozulmalarının en önemli nedeni de kentlerin tüketim ihtiyaçlarının karşılanma çabasıdır. Bununla birlikte, iklim değişikliği ve buna bağlı olarak ortaya çıkan olumsuz etkilere karşı en kırılgan ortamlar olarak görülmektedir. Bu nedenle, kentler hem iklim değişimini azaltma hem de iklim değişimine uyum sağlama mücadelesinin odağında yer almaktadır" dedi.
‘İKLİM KONFERANSI’
Yerlikaya, iklimsel krizle mücadele noktasında esas çözümün yine doğayı korumakta yattığını hatırlatarak, "Türkiye'de her 4 kişiden 3'ünün kentlerde yaşadığını göz önünde bulundurduğumuzda iklim krizi, kendini en çok kentlerdeki yaşam kalitesinin düşmesi, ısı adası etkisi ve hava kirliliği olarak göstermektedir. Bunun yanında düzensiz iklimler ve kuralık nedeniyle gıda güvenliği ve gıdaya erişim gittikçe güçleşmektedir. Toplum ve ekonomiye de ağır etkileri olan iklim krizinin etkilerini azaltmak için 190 ülke, 1997 yılında Kyoto İklim Konferansı, ardından 2016 yılında Paris Dünya İklim Zirvesi ile devam eden süreçte ortak çözüm üretmek için uğraşmaktadır. Dünyadaki iyi örnek uygulamalarına bakıldığında, ekolojik tabanlı ve doğayı referans alan çözümlemelerin ön plana çıktığı görülmektedir. Bu kapsamda, yüksek maliyetli ve çoğu zaman tek bir amaca odaklanan gri çözümlemelerin yerini doğanın desteklenmesine odaklanan ve çevresel, toplumsal ve ekonomik çok sayıda işlevi bir arada sunabilen yeşil uygulamalar almıştır. Mavi-yeşil altyapı olarak da tanımlanabilecek bu uygulamaların hayata geçirilmesinde büyük görevler üstlenen biz peyzaj mimarları, ekoloji tabanlı bu uygulamalara tüm yönetim ve planlama süreçlerinde ivedilikle yer verilmesi gerekliliğini vurguluyor, iklim değişikliğinin etkilerinin azaltılması ve iklim değişikliğine uyum süreçlerinde elimizi taşın altına koymaktan çekinmeyeceğimizi, bu doğrultuda çalışmalarımızı sürdüreceğimizi bildiriyoruz" diyerek sözlerin tamamladı.
ERMAN ŞENTÜRK/ÖZEL HABER
Muhabir: TE Bilisim