Nihat AK/EGE TELGRAF- Avrupa Komisyonu’nun hazırladığı ‘Tarım ve Gıda Vizyonu’ AB’nin tarım ve gıdada yeni yol haritası olarak görülüyor. Adil gelir, kırsal alanlarda yaşam standartlarının iyileştirilmesi ve düşük karbonlu sürdürülebilir tarım gibi önceliklerin belirlendiği yeni vizyon, rekabet koşullarını da yeniden şekillendirecek. Peki, bu gelişmeler Türk çiftçisini nasıl etkileyecek? Ege Telgraf’a konuşan uzmanlar, AB’nin yeni politikasının Türkiye üzerindeki olası etkilerini ve yapılması gerekenleri değerlendirdi.

‘ASIL İHRAÇ ETTİĞİMİZ!’
Türkiye’nin tarımsal ihracatçı görünümünün altında farklı gerçeklerin yattığına dikkati çeken Türkiye Ziraatçılar Derneği İzmir Şube Başkanı İlker Ağın, “Türkiye, tarımsal ihracatında fındık, su ürünleri (özellikle kültür balıkçılığı) ve yaz sebze-meyveleri öne çıkararak bir ihracat dengesi kurmaktadır. Ancak burada önemli olan, Türkiye'nin yüksek katma değerli işlenmiş ürünler ihraç etmek yerine, genellikle ham madde veya düşük işlenmiş tarım ürünleri ihraç etmesidir. Örneğin, fındık ihracatında asıl kazancı İtalyan firmalarının elde ettiği bilinmektedir. Aynı şekilde, su ürünlerinde üretim avantajına rağmen, yüksek ithal yem maliyetleri nedeniyle kârlılığın sınırlı olduğu ortadadır. Daha genel bir perspektiften bakıldığında, Türkiye’nin tarımsal ihracatı büyük ölçüde ucuz işçilik, su kaynakları ve doğaya verilen tahribat üzerinden gerçekleşmektedir. Yani, yüksek katma değerli bir tarımsal üretim ve ihracat stratejisi yerine, doğal kaynaklarını tüketerek ve çevresel maliyetler oluşturarak ihracat yapmaktadır. Bu nedenle, Türkiye’nin ihracatı gerçek anlamda bir kalkınma modeli yaratmaktan çok, doğrudan tüketilen doğal kaynaklara dayalı, ucuz iş gücüne dayanan bir ihracat olarak şekillenmektedir” dedi.

‘ÇİFTÇİNİN HANDİKAPLARI’
Türk çiftçisinin kalkınamamasının temel nedeninin yüksek maliyetler, düşük katma değerli üretim, örgütsüzlük ve yanlış tarım politikaları olduğunu dile getiren Başkan Ağın, “Tarımda kullanılan gübre, yem, tarım ilaçları ve mazot gibi temel girdiler büyük ölçüde ithal edilmektedir. Türkiye, son yıllarda sürekli olarak damızlık hayvan, büyükbaş hayvan ve süt hayvanı ithal etmek zorunda kalmıştır. Bu ithalat yaptığımız ülkelerin fiyatlarını da yükseltmiştir. Avrupa Birliği ülkelerinde çiftçiler kooperatifler aracılığıyla organize edilerek desteklenirken, Türkiye’de üreticiler bireysel olarak mücadele etmektedir. Üreticinin örgütlü olmaması, planlı ve sürdürülebilir bir tarım politikası oluşturulmasını zorlaştırmaktadır. Avrupa Birliği ülkeleri, tarımsal üretimi büyük ölçekli destek programları ile teşvik ederken, Türkiye’de tarım destekleri hem yetersiz hem de plansızdır. Çiftçiye yönelik kısa vadeli teşvikler yerine, uzun vadeli ve sürdürülebilir politikalar oluşturulması gerekir” ifadelerini kullandı.
‘AB’NİN VİZYONU’
Avrupa Birliği’nin tarım ve gıda vizyonu ile Avrupalı çiftçilerin daha güçlü, rekabetçi ve sürdürülebilir bir üretim modeline kavuşurken, Türk çiftçisinin giderek daha kırılgan hale geldiğini ve bunun Türkiye’nin tarım sektöründe uzun vadede rekabet gücünü kaybetmesine ve dışa bağımlılığının artmasına yol açacağını belirten Ağın, “Avrupa Birliği, tarım politikasını büyük şirketler yerine küçük aile işletmelerini destekleme üzerine kurmuştur. Bu sayede kırsal kalkınmayı teşvik ederken, küçük çiftçilerin ayakta kalmasını sağlamaktadır. Bundan yoksun Türk çiftçisinin rekabet gücü düşmektedir. AB, çiftçilerin bireysel olarak değil, kooperatifler ve üretici örgütleri aracılığıyla organize olmasını sağlamaktadır. AB, tarım politikalarında insanların sağlıklı ve güvenilir gıdaya ulaşmasını öncelikli hedef olarak belirlemiştir. Üretim sürecini planlarken su yönetimi, çevre dostu üretim ve doğayı koruma gibi sürdürülebilirlik ilkelerine önem vermektedir. Türkiye’de ise bu tür planlamalardan eksiktir” ifadelerini kullandı.
‘YOL HARİTASI’
Tarımsal şuralarda, tarım sektörünün karşılaştığı sorunlar ve bu sorunlara yönelik çözüm yolları masaya yatırıldığına vurgu yapan İzmir Ticaret Borsası Meclis Başkanı Ömer Gökhan Tuncer, “Şuralardan hareketle, tarımsal politikaların şekillendirilmesi, çiftçimizin desteklenmesi, tarımsal ihracatın teşvik edilmesi, sürdürülebilir bir tarım politikası oluşturulması ve güvenilir bir gıda güvenliği sağlanması gibi temel unsurlarla tarımsal bir yol haritasının belirleneceğini düşünüyorum. Tarımsal şuralarda ortaya konan sorunlar ve çözüm önerileri ışığında, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın mayıs ayında tarım sektörüyle ilgili önemli açıklamalarda bulunacağına inanıyorum. Tarım, sadece bir üretim sektörü değil, aynı zamanda ülkelerin siyasi stratejik bir güç alanıdır. Tarımsal üretim ve bu üretimi gerçekleştiren çiftçiler, bir ülkenin ekonomik ve siyasi gücünü doğrudan etkileyen unsurlardır. Avrupa Birliği, tarım ve gıda vizyonunu oluşturarak, bu alandaki hedeflerini belirlemekte ve bu doğrultuda kendi çiftçilerini daha güçlü, rekabetçi ve sürdürülebilir hale getirmeye çalışmaktadır. Bu noktada, Türk çiftçisinin ve Türkiye tarım üretiminin karşılaşabileceği zorluklar göz önünde bulundurularak, bazı uygulamaların hayata geçirilmesi gerektiği düşüncesindeyim” şeklinde konuştu.

Tarımın ülkelerin önemli bir gücü olduğuna dikkati çeken Başkan Tuncer, “Türk tarımını uluslararası düzeyde destekleyecek bir lobi faaliyetinin oluşturulması gerektiğine inanıyorum. Çünkü Türk çiftçisi, büyük bir emekle üretim yapıyor. Ancak, bu titiz emeğin karşısında, ihracatçıların Avrupa’ya taşıdığı ürünlerde, birkaç parça aflatoksin bulunması iddiasıyla bu ürünlerin Türkiye’ye geri gönderilmesi gibi durumlar yaşanabiliyor. Bu kadar basit bir mesele olmadığını ve burada bir algı yönetimi söz konusu olabileceğini düşünüyorum” diye konuştu.





