AHMET BUĞRA TOKMAKOĞLU- EGE TELGRAF/ Bir dağ köyünde konaklayan, yerel rehber eşliğinde günlerce doğada iz süren ve tek bir hayvanı avlamak için ciddi bir ücret ödeyen ziyaretçiyi düşünün. Av turizmi denildiğinde akla gelen tablo çoğu zaman böyle. Fakat bu faaliyetin arkasında seyahat acentelerinden konaklama işletmelerine, rehberlerden kamu kurumlarına kadar uzanan geniş bir ekonomik yapı bulunuyor. Dünyanın birçok ülkesinde yasal olarak sürdürülen av turizmi, sağladığı gelir kadar etik ve ekolojik sonuçları nedeniyle de tartışılıyor.
Öncelikle kontrollü av turizmi ile kaçak avcılık arasındaki ayrımı yapmak gerekiyor. Kontrollü av turizmi; belirli türler, bölgeler, dönemler ve sayısal kotalar çerçevesinde, yetkili kurumların verdiği belgelerle gerçekleştiriliyor. Kaçak avcılık ise koruma altındaki türleri, üreme dönemlerini ve avlanma sınırlarını dikkate almayan yasa dışı bir faaliyet. Bununla birlikte bir avın yasal olması, onun bilimsel, etik ve sürdürülebilir olduğu anlamına kendiliğinden gelmiyor. Tartışmanın düğümlendiği nokta da burada ortaya çıkıyor.

MİLYARLARCA DOLARLIK EKONOMİK AĞ
Av turizminin dünya genelindeki büyüklüğünü tek bir rakamla ifade etmek kolay değil. Bazı araştırmalar yalnızca rehberli av turlarını hesaplarken bazıları ulaşım, konaklama, silah ve ekipman, arazi kiralama, ruhsat ve işleme hizmetlerini de kapsıyor.
Bir ticari pazar araştırmasına göre küresel yaban hayatı av turizmi pazarının 2024 yılında yaklaşık 23,9 milyar dolarlık büyüklüğe ulaştığı tahmin ediliyor. Aynı araştırma, pazarın 2030’da 35,5 milyar doları aşabileceğini öngörüyor. Ancak bu rakamlar büyük av hayvanlarından kuş avcılığına, yerli ziyaretçilerden uluslararası av turlarına kadar oldukça geniş bir alanı kapsıyor.
Ulusal veriler sektörün ekonomik çevresini daha somut biçimde gösteriyor. ABD Balık ve Yaban Hayatı Servisinin araştırmasına göre 2022 yılında ülkede 14,4 milyon kişi avcılık yaptı. Avcıların seyahat, ekipman, ruhsat ve diğer kalemlerdeki toplam harcaması 45,2 milyar dolara ulaştı. Bunun 12,3 milyar dolarlık bölümü doğrudan seyahat bağlantılı harcamalardan oluştu.
Avrupa’da ise yaklaşık 7 milyon avcı bulunduğu belirtiliyor. Bununla birlikte Avrupa için açıklanan ekonomik rakamlar çoğu zaman av turizminin yanında sportif atıcılığı, silah ve mühimmat üretimini ve bağlantılı hizmetleri de kapsıyor. Bu nedenle söz konusu verileri doğrudan 'av turizmi cirosu' şeklinde yorumlamamak gerekiyor. Avcılıkta, avcı ile avlanan hayvan arasında gerçekleşen bir faaliyetin yanı sıraotelcilik, ulaşım, rehberlik, kırsal yeme içme işletmeleri, ekipman satışı, arazi yönetimi ve et işleme gibi birçok alanı etkileyen geniş bir ekonomik ağ söz konusu.

KORUMA İÇİN EKONOMİK KAYNAK OLABİLİR Mİ?
Av turizmini savunanlara göre doğru yönetilen bir sistem, yaban hayatına ekonomik değer kazandırarak yaşam alanlarının korunmasına yardımcı olabilir. Avcıların ödediği kota, ruhsat, rehberlik, ulaşım ve konaklama ücretleri kırsal bölgelerde gelir oluşturabilir. Elde edilen kaynağın habitatların iyileştirilmesi, bilimsel izleme ve kaçak avcılıkla mücadele için kullanılması da modelin temel gerekçeleri arasında gösteriliyor.
Fakat sistemin gerçekten korumaya hizmet edebilmesi için hayvan popülasyonlarının düzenli ve güvenilir biçimde sayılması gerekiyor. Kotaların ticari beklentilerle değil bilimsel verilerle belirlenmesi, denetim sonuçlarının açıklanması ve gelirin yerel topluluklara adil şekilde ulaşması da temel koşullar arasında.
Dünyada en fazla anılan örneklerden biri Namibya. Ülkedeki topluluk koruma alanlarında avlanma kotaları, yıllık hayvan sayımları dikkate alınarak kamu otoritesi tarafından belirleniyor. Av gelirlerinin bir bölümü korucuların ücretlerine, kaçak avcılıkla mücadeleye ve yerel ihtiyaçlara aktarılıyor. Namibya hükümetinin verilerine göre ülkede 86 kayıtlı topluluk koruma alanı bulunuyor ve bunlar ülke yüzölçümünün yaklaşık yüzde 20’sini kapsıyor.
Zimbabwe’deki CAMPFIRE programında da av turizminden sağlanan gelirlerin bir bölümünün okul, klinik, su hattı ve kuyu gibi ortak ihtiyaçlarda kullanıldığı belirtiliyor. Ancak bu örnekler kusursuz değil. Gelirin adil dağıtılmaması, mali şeffaflık eksikliği ve kırsal toplulukların avcılık gelirine bağımlı kalması sistemin başlıca risklerini oluşturuyor.
Afrika’daki sektörün büyüklüğüne ilişkin en fazla atıf alan akademik çalışmalardan biri, Sahra Altı Afrika’daki av turizminin yılda en az 201 milyon dolar brüt gelir meydana getirdiğini ve yaklaşık 1,4 milyon kilometrekarelik alanda yürütüldüğünü hesaplamıştı. Ancak bu araştırmanın 2007’de yayımlandığını, dolayısıyla güncel cirodan çok sektörün coğrafi etkisini gösterdiğini unutmamak gerekiyor.

ETİK VE EKOLOJİK ELEŞTİRİLER
Av turizmine yönelik eleştirilerin başında, bir hayvanın eğlence veya hatıra amacıyla öldürülmesinin etik açıdan kabul edilemeyeceği düşüncesi geliyor. Yanlış belirlenen kotaların ve özellikle iri, sağlıklı erkek bireylerin sürekli seçilmesinin popülasyonların genetik ve sosyal yapısını bozabileceği de belirtiliyor.
Yolsuzluk, yetersiz denetim, gelirin yerel halka ulaşmaması ve 'doğa koruma' söyleminin ticari avcılığa gerekçe yapılması diğer önemli itirazlar arasında. Bilimsel literatür de av turizminin hangi koşullarda adil ve sürdürülebilir sonuçlar verdiğini kesin biçimde gösterecek ekonomik ve toplumsal verilerin hâlâ sınırlı olduğuna dikkat çekiyor.
Uluslararası Doğayı Koruma Birliği IUCN, iyi yönetilen av turizminin bazı koşullarda türlerin ve yaşam alanlarının korunmasına kaynak sağlayabileceğini kabul ediyor. Ancak bu yaklaşım koşulsuz bir destek anlamına gelmiyor. Bilimsel kota, etkin denetim, şeffaf gelir paylaşımı ve yerel toplumun karar süreçlerine katılması vazgeçilmez ölçütler olarak sıralanıyor.

TÜRKİYE’DE AV TURİZMİ
Türkiye’de av turizmi, 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu ve ilgili düzenlemeler çerçevesinde yürütülüyor. Yabancı avcıların geçici avcılık belgesi edinmesi, tur düzenleyen seyahat acentelerinin ise gerekli izinlere sahip olması gerekiyor. Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğü belirlenen sahalar ve türler için kota tahsisleri ile ihaleler gerçekleştiriyor.
Son yıllarda yayımlanan resmî ilanlarda yaban keçisi ve kızıl geyik öne çıkıyor. Adana, Mersin, Kayseri, Hatay, Niğde, Hakkâri, Van, Bitlis, Eskişehir ve Muğla gibi farklı illerde av turizmi kotaları duyuruluyor. Bu ilanlarda avlanacak tür, saha, kota miktarı ve ücret gibi bilgiler yer alıyor.
Türkiye'de tartışılan en önemli konu ise kotaların kaç liraya satıldığı ve bu satıştan elde edilen gelirin ne kadarının doğa koruma çalışmalarına ve yöre halkına aktarıldığı. Popülasyon sayımları hangi yöntemlerle yapılıyor? Avlanan bireylerin yaş ve cinsiyet dağılımı nasıl belirleniyor? Bağımsız bilim insanları, yerel halk ve doğa koruma kuruluşları karar süreçlerine ne ölçüde katılıyor?
Av turizmi, doğa koruma ile ekonomik kullanım arasındaki en keskin tartışma alanlarından biri. Başarı ölçüsü yalnızca satılan kota veya elde edilen gelir olmamalı. Avlanan türün uzun vadeli durumu, habitatın korunması, bilimsel denetim ve yöre halkının aldığı adil pay da hesaba katılmalı. Yaban hayatı ekonomik değeri bulunan bir kaynak olmanın yanı sıra, gelecek kuşaklara karşı taşıdığımız ortak bir sorumluluk olarak düşünülmeli.

