Sağlık

Bağışıklık için doğanın altın meyvesi! Portakaldan 5 kat fazla C vitamini: Rus kozmonotlar bile kullanmıştı

Havalar bir sıcak bir soğukken bağışıklığınızı doğal yollarla güçlendirmek ister misiniz? Deniz iğdesi ve fermente edilmiş suyu, vitamin deposu içeriği ve artan antimikrobiyal gücüyle yeniden gündemde. Yüzyıllardır halk hekimliğinde kullanılan deniz iğdesi, modern araştırmalarla dikkat çekiyor

Abone Ol

Pelin PEKEDİS - EGE TELGRAF/ Halk arasında Çıçırgan, Yer iğdesi ya da Yalancı iğde olarak bilinen, bilimsel adıyla Hippophae rhamnoides olan deniz iğdesi, İğdegiller ailesine mensup, 10 metreye kadar boylanabilen dikenli bir ağaçtır. Genç dalları gümüş gibi parlak olan bu bitki, zamanla paslanmış bir tona bürünür. Anadolu’nun dağlık bölgelerinde, göl ve akarsu kenarlarında, kumlu ve taşlı alanlarda yabani formlarına rastlamak mümkündür. Yabani türleri oldukça dikenliyken, kültür formlarında dikensiz çeşitler de geliştirilmiştir. bÜst yüzeyi koyu yeşil-gri, altı sarımsı beyaz ve gümüşümsü parlayan yapraklarıyla dikkat çeken deniz iğdesinin küçük çekirdekli meyveleri kırmızı ya da sarımsı renktedir. Ekşi, buruk ama kendine has bir aromaya sahip olan bu şıralı meyveler oldukça yumuşaktır ve çabuk ezilir. Hasadı genellikle hava sıcaklığı -15 dereceye düştüğünde dalların çırpılmasıyla yapılır; ayrıca blueberry ve aronya hasadında kullanılan makinelerle de toplanabilmektedir. Yüzyıllardır reçeli, jölesi ve hatta şarabı yapılan bu meyve, “polivitaminli” yapısıyla doğanın en güçlü besinlerinden biri olarak görülür.

BAĞIŞIKLIĞIN DOĞAL DESTEKÇİSİ Mİ?

Kış ayları yaklaşırken çoğumuz soğuk algınlığı ve gripten korunmanın yollarını arıyoruz. Parlak sarı rengiyle adeta güneşi hatırlatan deniz iğdesi, bu dönemde en çok başvurulan doğal ürünlerden biri. Özellikle Rusya, Çin, Hindistan ve Orta Asya gibi soğuk iklimlerde yetişen bu bitki, bağışıklık sistemini destekleyebilecek zengin bir içeriğe sahiptir. 100 gram deniz iğdesi meyvesinde yaklaşık 400 mg C vitamini bulunur; bu miktar portakaldan yaklaşık 5 kat fazladır. C vitamini, bağışıklık sisteminin işlevini desteklerken vücudun virüslere karşı direncini artırır. İçerdiği beta-karoten sayesinde A vitamini kaynağıdır; göz sağlığı ve cilt için önemlidir. B grubu vitaminleri sinir sistemi ve enerji dengesi açısından değerlidir. Omega-3, -6, -7 ve -9 yağ asitleri kardiyovasküler sistemi desteklerken, flavonoid ve polifenol gibi antioksidanlar hücreleri serbest radikallerin zararından korur. Ancak bilimsel açıdan bakıldığında, deniz iğdesinin grip ya da soğuk algınlığını kesin olarak önlediği veya tedavi ettiği henüz net biçimde kanıtlanmış değildir. Bazı çalışmalar iltihap göstergelerinde azalma olduğunu ortaya koysa da, bu durum doğrudan hastalığı önlediği anlamına gelmez. Yani deniz iğdesi mucizevi bir ilaç değil; sağlıklı bir yaşam tarzının güçlü bir tamamlayıcısıdır.

ŞİFA KAYNAĞI YAĞI VE GELENEKSEL KULLANIMI

Deniz iğdesinin asıl dikkat çeken yönlerinden biri de yağıdır. Meyvenin şırası alındıktan sonra kalan kısmı kurutulur ve bitkisel yağda bekletilerek çeşitli işlemlerden geçirilir; sonuçta yoğun içerikli deniz iğdesi yağı elde edilir. Bu yağın içinde linol ve linolen gibi yağ asitleri, yağda eriyen vitaminler (retinol ve tokoferol), fosfolipitler ve bitkisel steroller bulunur.Geleneksel kullanımlarda deniz iğdesi yağı; cilt ve mukozada oluşan yaraların tedavisinde, mide ve on iki parmak bağırsağı ülserlerinde, yemek borusundaki tahrişlerde ve bazı jinekolojik rahatsızlıklarda destekleyici olarak kullanılmıştır. Egzama ve herpes gibi cilt hastalıklarında, iyileşmeyen yaralarda olumlu sonuçlar verdiği ifade edilir. Tibet hekimliğinde yapraklarının romatizma için kompres şeklinde kullanılması da bitkinin köklü geçmişini gösterir. Hatta Rus kozmonotların uzay yolculuklarında beslenme desteği olarak deniz iğdesi suyu tükettikleri ve kozmik radyasyona karşı ciltlerine bu meyveden elde edilen püreyi sürdükleri bilinmektedir. Bu bilgi bile deniz iğdesinin ne kadar değerli görüldüğünü anlatmaya yeter.

BİLİM NE DİYOR?

Son yıllarda yapılan araştırmalar, deniz iğdesi suyunun fermente edildiğinde daha da güçlü hale geldiğini gösteriyor. Fermantasyon sırasında laktik asit bakterileri ve mayalar çoğalır; karmaşık organik bileşikler daha basit ve biyoyararlanımı yüksek formlara dönüşür. Bu süreç yalnızca tadı yumuşatmakla kalmaz, aynı zamanda biyoaktif bileşenlerin etkinliğini de artırabilir. Yapılan çalışmalarda fermente deniz iğdesi suyunun hücre içi süperoksit dismutaz (SOD) ve glutatyon peroksidaz (GSH-Px) aktivitelerini artırdığı; reaktif oksijen türleri (ROS), malondialdehit (MDA) içeriği ve katalaz (CAT) aktivitesini azalttığı tespit edilmiştir. Ayrıca Escherichia coli, Staphylococcus aureus ve Botrytis cinerea gibi zararlı mikroorganizmalara karşı antimikrobiyal ve antifungal etkinliğinin arttığı belirtilmiştir. Bu artışın, fermantasyon sırasında oluşan organik asitler ve bakteriyostatik proteinlerle ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Araştırma sonuçları, fermente meyve sularının antimikrobiyal kapasitesinin arttığını gösteren önceki çalışmalarla da uyumludur. Üstelik fermantasyon düşük maliyetli bir işlem olduğu için hem beslenme hem de sağlık açısından önemli avantajlar sunar.

MUCİZE DEĞİL, GÜÇLÜ BİR DESTEK

Deniz iğdesi gerçekten soğuk algınlığından korur mu? Belki tek başına değil. Ancak bağışıklık sistemini destekleyen zengin içeriği, antioksidan gücü ve özellikle fermente edildiğinde artan antimikrobiyal etkisiyle vücudun direncini artırmaya katkı sağlayabilir. Taze meyvesi ya da suyu ölçülü tüketildiğinde faydalıdır. Yine de en güçlü koruma; dengeli beslenme, yeterli uyku ve aktif bir yaşam tarzıdır. Deniz iğdesi ise bu yolculukta doğanın bize sunduğu altın renkli, güçlü bir eşlikçidir.