Kalp sağlığının korunmasında dengeli beslenme, düzenli egzersiz, sigaradan uzak durulması ve stres yönetiminin önemli olduğuna dikkat çeken Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Kliniği İdari Sorumlusu Doç. Dr. Dilay Karabulut, genetik yatkınlık ve eşlik eden hastalıkların da kalp hastalıkları açısından önemli risk oluşturduğunu söyledi.
KALP KRİZİ NASIL ANLAŞILIR?
Doç. Dr. Karabulut, kalp krizinde göğüste şiddetli baskı, sol kola ve çeneye yayılan ağrı, nefes darlığı, soğuk terleme, mide bulantısı ve baş dönmesi gibi belirtilerin görülebileceğini, özellikle diyabet hastalarında ise ağrı sinirlerindeki harabiyet ve hissizlik nedeniyle kalp krizinin fark edilmeden geçirilebildiğini belirtti.
GENETİK YATKINLIK RİSKİ ARTIRIYOR
Kalp sağlığını korumak için önerilerde bulunan Doç. Dr. Dilay Karabulut, günde en az 30 dakika orta şiddette egzersiz yapılmasını tavsiye etti. Karabulut, "Yürüyüş, hafif koşu ya da yüzme şeklinde olabilir, 2'nci önereceğiniz şey; düzenli beslenmek. Akdeniz tipi diyeti daha çok öneriyoruz. Doymuş yağlardan fakir doymamış yağlardan daha zengin olan sebze ve meyvenin de porsiyonlar olarak eklendiği bir diyet öneriyoruz. Kalp hastalıklarında genetik yatkınlık çok önemli bir faktör, ailesinde erken yaşta bir koroner arter hastalığı ya da kalp krizi geçirme öyküsü olan kişinin yaşam boyunca kalp hastalığına yakalanma riski diğer bireylere oranla çok daha fazla. Ailesinde 40-45 yaşından önce kalp krizi geçirmiş kişi olan bireylere mutlaka aralıklı olarak kardiyoloji muayenelerini yaptırmalarını öneriyoruz. Kalp hastalıklarına yatkınlık oluşturan diyabet çok önemli risk faktörüdür. Hipertansiyon, sigara, obezite; özellikle son yıllarda hem tüm dünya hem ülkemizi çok olumsuz yönde etkileyen bir faktörü. Sigara kullanımı giderek artmış, çok daha küçük yaşlarda kullanılmakta. Sigara kullanan hastaların hem kan basınçları hem kalp atım hızları artıyor, sigara kullanımının neden olduğu kronik inflamasyonun kalp damarları üzerinde olumsuz etkileri var. Sigara kullanan hastalarda diyabet ya da hipertansiyon, kolesterol yüksekliği eklendiği zaman risk normal bir popülasyona göre çok daha fazla oluyor" dedi.

GÖĞÜS AĞRISI HER ZAMAN KALP HASTALIĞI DEĞİLDİR
Kalp hastalıklarında göğüs ağrısının en sık görülen belirtilerden biri olduğunu belirten Karabulut, bu şikayetin kalp dışındaki hastalıklarda da görülebileceğini ifade etti. Doç. Dr. Karabulut, "Tüm dünyada ve ülkemizde de ölümlerin en başta gelen nedeni; koroner arter hastalığı. En sık semptomu göğüs ağrısı. Göğüs ağrısı, kardiyak hastalıkların önemli bir semptomu ancak kalp dışı diğer hastalıklarda da görebildiğimiz bir semptom. Hem kardiyoloji hem de acil servise başvuran hastalarda mutlaka detaylı sorgulamak gerekiyor. Nasıldır bu ağrı; göğsünün tam orta noktasında olan, boynuna, çenesine doğru yayılan bazen mideye doğru yayılan sol koluna bazen sağ koluna yayılabilen yaygın ve baskı tarzında bir ağrıdan bahsediyorsa hastada koroner arter hastalığına bağlı bir göğüs ağrısından bahsedebiliriz. Göğüs ağrısına eşlik eden ciddi bir nefes darlığı ya da bayılma şikayeti varsa çok daha dikkatli olup acil servise erkenden başvurmak gerekiyor. Eğer kalp krizi ise önemli olan şey; hastanın mutlaka hemen anjiyografi laboratuvarına alınıp o tıkalı damarın bir an önce açılması" diye konuştu.
ERKEN MÜDAHALE KALP KASINI KORUYABİLİYOR
Kalp krizinde zamanla yarışıldığını belirten Karabulut, erken müdahalenin kalp kasının korunmasında kritik rol oynadığını söyledi. Karabulut, "Ne kadar erken müdahale edip o damarı açarsak kalbin kas dokusunu o kadar kurtarmış oluyoruz. Zamanla yarışıyoruz, hastanın acil servise çok erken başvurması ve hastayı erken tanıyıp erken anjiyografi laboratuvarına almamız gerekiyor. Diyabetik hastaysa 6 ayda bir, daha yakın takip ediyoruz. Sanal anjiyografi dediğimiz yani tomografik anjiyografi ile de kalp damarlarını kontrol edebiliyoruz. Bu şekilde kalp damarlarında bir plak, darlık tespit ettiğimiz hastalara bazı tedavi yöntemlerine daha erken dönemde başlıyoruz. Kalp kası kalınlaşması ile giden hastalıklarda ani ölüm riskini çok daha fazla görüyoruz. Burada da yine aile öyküsü devreye giriyor. Bazen diyabetik ve yaşlı kadın hastalarda kalp krizini çok daha sessiz görebiliyoruz. Hastanın öncesinde çok tipik göğüs ağrısı ya da bir nefes darlığı, bir bulantı kusması olmadan direkt ani ölümle karşı karşıya kalabiliyoruz. Özellikle diyabetik hastalarda sessiz kalp krizi dediğimiz tabloyla daha sık karşılaşabiliyoruz. O yüzden diyabet bizim için artık koroner arter hastalığının eş değeridir çünkü diyabetik hastalarda semptom olmadan da çok ani kalpleri görebiliyoruz. Diyabeti olan her hastanın mutlaka düzenli kardiyoloji polikliniğinde muayene olması gerekmekte" şeklinde konuştu.
DÜZENLİ TAKİP ÖNEM TAŞIYOR
Diyabet hastalarının yalnızca kalp hastalıkları açısından değil, böbrek hastalığı ve felç riski açısından da düzenli takip edilmesi gerektiğini belirten Karabulut, kan şekeri ve kalp damarlarının düzenli kontrol edilmesinin önemine dikkat çekti.
AKDENİZ TİPİ DİYET VE EGZERSİZ ÖNERİSİ
Doç. Dr. Karabulut, diyabet hastalarında diyet ve egzersizin hem kan şekeri kontrolünde hem de kalp damar hastalıklarının önlenmesinde önemli rol oynadığını belirtti. Karabulut, "Diyabetik hasta aynı zamanda böbrek hastalığına yakalanabiliyor, daha erken yaşta felç de geçirebiliyor. Diyabeti olan hastanın mutlaka hem kan şekeri düzeylerinin hem kalp damarlarının düzenli kontrol edilmesi gerekiyor. Diyet, egzersiz de çok önemli faktör. Hem kan şekerini regüle etmede hem de kalp damar hastalığına yakalanma riskini azaltmada çok önemli bir etken. Bu hastalarda Akdeniz tipi diyet, zeytinyağından ve bol Akdeniz yeşilliklerinden zengin dediğimiz diyet çok önemli. Bu hastaları diyetisyene de yönlendiriyoruz, beraber takip ediyoruz. Kahve Türk toplumunun vazgeçilmezi, hiçbir zaman karışım şeklinde önermiyoruz, şuruplu kahveleri önermiyoruz. Aritmisi olan, çarpıntı atakları olan ve bunların kanıtlandığı hastalarda kahvenin içerisindeki kafein bu atakları tetikleyebildiği için bu hastaların biraz daha dikkatli olması gerektiğini söylüyoruz. Enerji içecekleri bunları kesinlikle önermiyoruz. Hastalarımıza mutlaka obeziteden kaçının, hareket edin, hareket edin diyoruz" ifadelerini kullandı.




