İlayda ŞAHİN-EGETELGRAF/ Hastane koridorları çoğu zaman hayatla ölüm arasındaki ince çizginin yaşandığı yerler oluyor. Bir doktorun attığı adım, bir hemşirenin yaptığı müdahale bazen bir insanın kaderini değiştirebiliyor. O koridorlarda saniyelerle yarışılıyor, hayatlar yeniden başlıyor. Aynı koridorlarda görev yapan beyaz önlükler yalnızca hastalıkla mücadele etmiyor. Onlar bir yandan hayat kurtarmaya çalışırken diğer yandan tehdit, hakaret ve saldırı riskiyle de karşı karşıya kalıyor. Tam da bu nedenle, 14 Mart Tıp Bayramı’nda sağlık çalışanlarının yıllardır dile getirdiği sağlıkta şiddet sorunu yeniden gündeme taşındı. Sağlık çalışanlarının hasta ya da hasta yakınlarından gördüğü şiddet durumlarında devreye giren ve güvenlik ile hukuki sürecin başlatılmasını sağlayan “beyaz kod” uygulaması da tartışmaların odağında yer aldı.

Sağlık Bakanlığı’nın 2025 Faaliyet Raporu’nda beyaz kod başvurularının azaldığı belirtilse de sahada çalışan hekimler ve sağlık emekçileri bunun şiddetin azaldığını göstermediğini öne sürdü. Hekimler, başvurulardaki düşüşün sağlıkta şiddetin sona ermesinden değil, beyaz kod sistemine duyulan güvenin zayıflamasından kaynaklandığını dile getirdi. Meslek örgütleri ise hastanelerde güvenli çalışma ortamı sağlanmadan ve caydırıcı düzenlemeler hayata geçirilmeden bu sorunun çözülemeyeceğini vurguluyor.

14 Mart Tip Bayrami 1

“SİLAHLA GİRİLEBİLİYOR”

İzmir Tabip Odası Başkanı Uzm. Dr. F. Yüce Ayhan, sağlık çalışanlarının güvenli bir ortamda görev yapabilmesi için güçlü ve caydırıcı adımlar atılması gerektiğini vurguladı. Ayhan, “Sağlık Bakanlığı'nın etkili önlemler alması ve yasama organının şiddete karşı caydırıcı yasal düzenlemeler geliştirmesi gerekmektedir. Hastanelere kurulan güvenlik girişleri ve turnikeler birçok birimde göstermelik kalmakta, içeriye hala silahla girilebilmektedir” ifadelerini kullandı. Beyaz kod sisteminin de sahada beklenen korumayı sağlayamadığını belirten Ayhan, “Beyaz kod sistemi, kolluk kuvvetlerinin de zaman zaman yeterli özeni göstermemesi nedeniyle çalışanları tam olarak koruyamamaktadır. Mevzuata göre şiddete uğrayan çalışanın ifadesinin çalıştığı birimde alınması gerekirken, polis merkezlerine çağrılması sistemin etkin kullanımını engelleyebilmektedir” diye konuştu.

“ŞİDDETE HOŞGÖRÜ”

Sağlık ortamındaki şiddetin yalnızca günlük çalışma düzenini değil, hekimlerin mesleki tercihlerini de değiştirdiğini vurgulayan Ayhan, “Şiddet riski hekimlerin branş seçimlerini doğrudan etkilemektedir. Hastayla temasın yoğun olduğu uzmanlık alanları artık tercih edilmemektedir. Tıpta Uzmanlık Sınavı (TUS) sonrası birçok kadro boş kalmaktadır” açıklamasında bulundu. “Hekimler mesleki tatminden ziyade daha huzurlu ve güvenli çalışma koşullarını aramaktadır” diyen Ayhan, “İktidarın şiddete karşı sergilediği zımni hoşgörü, sağlık hizmetlerini sıkıntılı bir sürece sokmuştur. Şiddetin kanıksanması ve beyaz kod işlemlerinin rutin mesaiyi aksatması, hekimlerde bir umutsuzluk yaratmaktadır” ifadelerini kullandı.

14 Mart Tip Bayraminda Aile Hekimleri Grevde Mi 14 Mart Tip Bayraminda Doktorlar Calisiyor Mu

“GİDERSENİZ GİDİN”

“İktidarın "seçmen" olarak gördüğü hastaların sağlık taleplerini kışkırtan, hekim emeğini ve bilgisini göz ardı eden tarzı, bu değersizleşmeyi derinleştirmektedir” diyerek eleştirilerini de dile getiren Ayhan, “Siyasi iktidarın hekimlere yönelik "Giderseniz gidin" şeklindeki yaklaşımı ve emeğin değersizleştirilmesi hekim göçünün en büyük nedenlerindendir. Hekim göçü, sadece mesleki değil, ülkenin genel geleceğine dair duyulan kaygıdan kaynaklanmaktadır. Eğitimli ve donanımlı kesimler, mesleki tatmin ve yeterli ücret alamadıkları için daha iyi yaşam koşulları adına yurt dışına gitmektedir. Tüm bu olumsuz tabloya rağmen, meslek örgütleri (TTB, İzmir Tabip Odası) yasal düzenleme taleplerini yükseltmekte ve meclis üzerinde baskı oluşturmaya çalışmaktadır” dedi.

“MÜCADELEYE DEVAM”

Uzm. Dr. F. Yüce Ayhan, meslek örgütlerinin bu süreçte mücadele etmeye devam ettiğini de vurgulayarak “Türkiye’de Tıbbiye’nin bir geleneği vardır. 14 Mart 1919'daki tıbbiyelilerin Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ve kurtuluş sürecine dair katkıları nedeniyle bugün 14 Mart Tıp Bayramı olarak kabul ediliyor. Bugün de 14 Mart 1919’da gösterilen kararlılık ve umutla, haklarımızı savunmaya ve mesleki mücadeleye devam etmek gerekmektedir. Bu süreç, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin temel değerlerine dönme mücadelesinin bir parçasıdır” sözleriyle açıklamasını tamamladı.

“SONUÇ ALINAMIYOR”

Sağlıkta şiddet tartışmalarına ilişkin bir açıklama da Birlik Sağlık-Sen Genel Başkanı Ahmet Doğruyol’dan geldi. Doğruyol, Sağlık Bakanlığı’nın faaliyet raporunda yer alan verilerin sahadaki gerçekliği yansıtmadığını dile getirdi ve sistemin sağlık çalışanlarını yeterince koruyamadığını söyledi. “Sağlık çalışanlarına uygulanan şiddette herhangi bir azalmanın olduğuna biz inanmıyoruz” diyen Doğruyol, “Beyaz koddan sonuç alınamadığı için başvurular azalmış olabilir. Çünkü sağlık çalışanı arkadaşlar uğradıkları şiddette beyaz kod verdiklerinde doğal olarak mahkemeye gidip geliyorlar. O mahkemeye gidiş geliş aşamasında insanlar bir nevi eziyet çekiyor. Kurum avukatlarının bu konuya müdahil olması gerekiyor ancak yeterince olunamıyor. Orada pek çok eksiklik yaşanıyor” ifadelerini kullandı.

14 Mart

“EN ÇOK ŞİDDETE UĞRAYAN MEMUR”

“Sağlık çalışanı arkadaşlar şiddete uğradığında hem iş motivasyonu düşüyor hem de çalışma huzuru bozuluyor” diyen Doğruyol, “Sağlık çalışanları memurlar arasında en fazla şiddete uğrayan kesim. Özellikle hastane acillerinde bu durum daha sık yaşanıyor. Bir hasta yakını için geçen bir dakika çok uzun bir süre gibi gelebiliyor. Ama sağlık çalışanlarımız günde birçok acil vakayla karşılaşıyor. Bu nedenle çoğu zaman yapılan küfür veya tepkiye cevap verseler zaten zamanlarının büyük kısmı tartışmayla geçer. Bu yüzden pek çok sağlık çalışanı ses çıkarmamayı, görmezden gelmeyi tercih ediyor” şeklinde konuştu.

İzmir'in barajlarından kötü haber, su oranı geriledi! İZSU açıkladı: 4 Haziran baraj doluluk oranları
İzmir'in barajlarından kötü haber, su oranı geriledi! İZSU açıkladı: 4 Haziran baraj doluluk oranları
İçeriği Görüntüle

“SADECE VİTRİNE KONMUŞ”

Sağlıkta şiddetin önlenmesi için mevcut uygulamaların yeterli olmadığını belirten Doğruyol, caydırıcı yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi. “Sağlıkta şiddetin azalması için yaptırımı olan yasalar çıkarılması lazım. Mesela sağlıkta şiddet yaşandığında şiddet uygulayan kişinin nezarete alınması ya da gözaltına alınması caydırıcı olabilir. Ama bugün baktığımızda şiddet uygulayan vatandaş karakola bir kapıdan girip öbür kapıdan çıkıyor” ifadelerini kullandı. Hastanelerde alınan bazı güvenlik önlemlerinin de yeterli olmadığını dile getiren Doğruyol, “Sağlıkta şiddetin önlenmesi adına bugüne kadar yapılmış etkin hiçbir şey yok. Hiçbir adım yok. Hastanelerimizde İçişleri Bakanlığı’na bağlı polis arkadaşlarımız çoğu zaman saldırı ve şiddete müdahale edemiyor. Çünkü yetki alanları içerisinde değil. Aile hekimi arkadaşların hizmet verdikleri binalarda güvenlik diye bir şey yok. 112 çalışanlarımıza baktığınızda gittikleri ortamın nasıl bir yer olduğu belli değil. Sağlıkta şiddeti önlemek konusunda gerçekten samimi olunsaydı gerekli yasalar çıkarılırdı. Mesela hastanelerin girişlerine X-ray cihazları kondu ama bu cihazların da bir fonksiyonu yok. Cihaz öttüğünde güvenlik personelinin vatandaşı arama yetkisi yok. Yani bazı şeyler tamamen vitrine yapılan şeyler” dedi.

“GERÇEK TEDBİRLER ALINMALI”

Sağlıkta şiddetin önlenmesi için yalnızca sağlık çalışanlarının değil toplumun da bilinçlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Doğruyol, devletin daha etkin adımlar atması gerektiğini söyledi. Doğruyol, “Sağlıkta şiddeti önlemekle ilgili alınmış gerçek bir tedbir yok. Vatandaşın bilinçlendirilmesi bunun bir ayağıdır. Diğer taraftan da caydırıcı cezaların getirilmesi gerekir. Sağlık çalışanlarının güvenli bir ortamda görev yapabilmesi için güçlü ve etkili düzenlemelere ihtiyaç var” diyerek açıklamalarını tamamladı.

Kaynak: EGE TELGRAF