İnsan, fiziksel ve biyolojik yapıya sahip bir canlı olması ile birlikte aynı zamanda kendine münhasır bir kültüre, bilişsel ve ruhsal yapıya da sahiptir. Bu onu diğer tüm canlılardan ayıran en önemli...

İnsan, fiziksel ve biyolojik yapıya sahip bir canlı olması ile birlikte aynı zamanda kendine münhasır bir kültüre, bilişsel ve ruhsal yapıya da sahiptir. Bu onu diğer tüm canlılardan ayıran en önemli özelliktir. Bu özellikleri nedeniyle insan, bulunduğu çevreyle sürekli, direkt ve dolaylı pek çok şekilde etkileşim halindedir. Ana rahminde başlayan yaşam serüveni ilk başta güvendeymiş gibi görünse de içinde büyü yüp geliştiği alanda dahi annenin yediğinden, içtiğinden, soluduğu havanın oksijeninden hatta onun stresli, huzursuz ya da üzgün olmasından bile etkilenmektedir. Bu açıdan bakınca yaşama tutunmaya çalıştığı ilk evrede bile anne aracılığıyla tüm dış çevreden etkilendiğini görürüz. Çocuğun ilk çevre ortamı anne rahmi olduğu için hamilelikte anne adayının kendisine normalden da ha iyi bakması, ruhsal ve fiziksel açılardan bir bütün halinde sağlığına dikkat etmesi istenir. Zira bu süreç ne kadar sağlıklı yaşanır ise bebeğin sağlığı da o denli iyi olacaktır. Bu dönemi takip eden ve en az ilki kadar önemli olan doğumdan hemen sonraki bebeğin içine doğduğu çekirdek aileden oluşan ikinci çevresidir. Zamanla büyüyüp geliştikçe, çevresi de buna orantılı olarak genişleyen çocuk, arkadaşları, akrabaları, komşularıyla yeni etkileşimler içine girecek;  çevresi, okul, iş, şehir, yaşadığı ülke gibi daha geniş bir alanı kapsayacaktır. BİRİNCİ DERECE ETKİLİ Çevresi günden güne artan bireyin, etrafında olup biten her şeyden olumlu ya da olumsuz etkilenmesi, sağlık başta olmak üzere anatomi, fizyoloji ve psikoloji anlamında da etkilenmesi yadırganamaz. Öyle ki, çevresel koşullar, insanın her yönden sağlıklı ve dinç hissetmesinde; mutlu ve huzurlu bir hayat sürmesinde birinci derece de etkilidir. İnsanı insan yapan unsurların herhangi birinde eksiklik, yetersizlik veya yokluk oluşması, sadece bireyi değil; onunla beraber içinde yaşadığı aile ve toplum açısından da tehlike arz edecektir. Sağlıklı bir ruhsal yapıya sahip olmayan kişinin hem çevresini hem de çevresindekileri rahatsız edeceği aşikardır. Bu sebeple her canlı gibi insan da belli koşullar altında yaşamak zorundadır. Yapılan bilimsel çalışmalar göstermektedir ki; insanın düşük zeka seviyesinde olmasının, anti sosyal olmasının, dil öğrenmesinin, toplumla olan iletişiminin ve uyumunun sadece genetik yapısıyla ilgili olmadığı aynı zamanda çevresel etmenlerinde farklı oranlarda etkisinden etkilendiği yönündedir. GENETİK YAPI Genetik yapı, sosyoekonomik düzey, eğitim düzeyi, beslenme, iklim, rakım, jeolojik yapı, bitki örtüsü gibi faktörler insanın çevreden etkilenmesinde büyük rol oynamaktadır. Yanı sıra yaşadığı toplumun gelenek, görenek, örf, adet, dil, din, sanat ve tarihiyle gelişip yoğrularak kişiliğini oluşturur. Beden, ruh ve fiziksel olarak iyi gelişmiş bir insan sadece kendisine değil; ailesine, çevresine, yaşadığı topluma ve tüm insanlığa yararlı bir kişi haline gelir. Çevrenin insan sağlığına etkileri üzerine yapılan çalışmalar, hava, su, toprak, gürültü ve görüntü kirliliğinin, ruh ve beden sağlığı konusunda son derece olumsuz etki yarattığını ortaya koymuştur. Bu nedenle sağlıklı olmak istiyorsak işe çevremizin sağlığından başlamalıyız. DSÖ’ nün sağlık tanımında, “sağlık, sadece hastalık veya sakatlığın olmayışı değil, bedence, ruhça ve sosyal yönden tam bir iyilik halidir” denmekte, sağlığı bir bütün olarak ele almak gerektiği vurgulanmaktadır.