Ekonomi

Dükkan açmak cesaret açık tutmak maharet

Esnaf cephesinde kepenk hesabı tersine döndü: Açılan işyeri sayısı yüzde 9,66 düşerken, kapanan işyeri sayısı yüzde 8,15 arttı. Tablo, esnafın artık büyümekten çok ayakta kalma mücadelesi verdiğini gösteriyor

Abone Ol

Nihat AK-EGETELGRAF GAZETESİ/ Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu verileri, esnaf cephesindeki daralmayı rakamlarla ortaya koydu. Bu yılın ilk 5 ayında faaliyetine son veren esnaf işyeri sayısı yüzde 8,15 artarak 49 bin 905’ten 53 bin 98’e yükseldi. Aynı dönemde açılan esnaf işyeri sayısı ise yüzde 9,66 düşüşle 134 bin 234’ten 121 bin 261’e geriledi. Türkiye’de kayıtlı esnaf sayısı 2 milyon 286 bine, toplam esnaf işyeri sayısı 2 milyon 566 bine ulaşırken, 4,5 milyon nüfuslu İzmir’de aktif esnaf işletmesi sayısı 155 bin 626’da kaldı. Bu tablo, ekonominin kılcal damarları olarak görülen esnafın hem Türkiye genelinde hem de İzmir’de ağır bir varlık mücadelesi verdiğini gösterdi.

Ege Telgraf’a konuşan esnaf odası başkanları ve ekonominin önemli temsilcileri, esnafın yaşadığı daralmanın nedenlerini ve çözüm için atılması gereken adımları değerlendirdi.

RANTABL ÇALIŞMAK ZORLAŞIYOR

Son dönemde esnafın vitrindeki ışığını korumaya çalıştığını belirtenİzmir Kuyumcular Odası Başkanı Murat Kurtuluş Buyrukçu, “Bugün kuyumcu esnafımızın meselesi yalnızca altının fiyatı değildir. Mesele, kepengin açık kalıp kalamayacağı meselesidir. Vitrinlerimizde altın parlıyor ama esnafımızın kasasında nefes daralıyor. Altın yükselince kuyumcu zenginleşiyor sanılıyor; oysa altın yükseldikçe bizim stok yenileme maliyetimiz, işletme sermayesi ihtiyacımız ve riskimiz de aynı ölçüde büyüyor. Kuyumculuk yüksek sermaye isteyen, güvene dayalı, kayıtlı çalışması gereken hassas bir meslektir. Buna rağmen kira giderleri, enerji maliyetleri, personel yükü, muhasebe giderleri, vergi yükü, POS komisyonları ve finansmana erişimdeki zorluklar kuyumcu esnafının rantabl çalışmasını her geçen gün daha da zorlaştırıyor. Müşteri alım gücü düştüğü için düğün alışverişi erteleniyor, yatırım amaçlı alım azalıyor, ürün gramajı küçülüyor. Esnaf ise hem sermayesini korumaya hem de kayıtlı ekonomide ayakta kalmaya çalışıyor” dedi.

‘YAŞAMA ŞANSI İSTİYORUZ’

Devletin küçük işletmeler lehine dengeleyici bir rol üstlenmesi gerektiği değerlendirmesinde bulunan Başkan Buyrukçu, “Kuyumcu esnafına kira stopajında kolaylık, enerji giderlerinde destek, vergi yükünde makul düzenleme, düşük faizli ve erişilebilir finansman imkanı sağlanmalıdır. İşletme sermayesi güçlü olmayan kuyumcu, rafını dolduramaz; rafını dolduramayan kuyumcu da ne üreticiye ne vatandaşa ne de istihdama katkı verebilir. Biz kuyumcu esnafı olarak ayrıcalık değil, yaşama şansı istiyoruz. Kayıtlı çalışanın cezalandırılmadığı, vergisini ödeyen esnafın ayakta kalabildiği, finansmana ulaşanın nefes alabildiği bir ekonomik düzen talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.

‘DENGESİZ ENFLASYON’

Piyasada bir dengesizliğin olduğuna dikkati çeken İzmir Mobilyacılar Odası Başkanı Zafer Koç, “Mobilyacılık ve marangozluk yapan üyelerimiz ağır maliyet baskısı altında ayakta kalmaya çalışıyor. Bir dönem kredi musluklarının açıldığı, piyasanın canlandığı ve işyeri açılışlarının arttığı günleri yaşadık. Bugün ise tablo tersine döndü; açılışlara göre kapanışlar arttı, çok sayıda esnafımız kepenk kapatmamak için direniyor. Yılbaşından bu yana sunta, MDF, kereste, sünger, kumaş, boya, cila ve aksesuar gibi ham maddelerde yüzde 100 ile yüzde 150 arasında artış yaşandı. Esnaf işi alıyor, üretiyor, teslim ediyor; ancak kısa süre sonra aynı ürüne aynı fiyatı veremiyor. Çünkü toptancıya yeniden gittiğinde maliyetin tekrar yükseldiğini görüyor. Düğün sezonu ve ev yenileme dönemi olmasına rağmen mobilyacı ve marangoz esnafı için iş var ama kâr yok. Tezgah çalışıyor, usta emek veriyor, fakat kazanç kalmıyor. Sorun yalnızca enflasyon değil; ham madde, kira, enerji, vergi ve işçilikteki dengesiz artıştır. Bu nedenle krediye erişim kolaylaştırılmalı, maliyetler esnafın taşıyabileceği seviyeye çekilmeli, mobilyacı ve marangoz esnafına nefes aldırılmalıdır” şeklinde konuştu.

ÜRETİM KÜLTÜRÜ KAYBOLMASIN

Mobilyacılık ve marangozluğun bir peygamber mesleği olduğu da değinin Başkan Koç, “Ağacı alın teriyle şekle sokan, boş bir evi yuvaya çeviren bu mesleğin içinde usta eli, çırak terbiyesi, kalfa emeği, sabır, ölçü ve ahilik kültürü vardır. Bu meslek zayıflarsa yalnızca masa, sandalye, dolap üreten atölyeler kapanmaz; bir ustalık geleneği kaybolur. Çırak yetişmez, kalfa yetişmez, el emeğine dayalı üretim kültürü zayıflar. Mahalledeki küçük atölye susarsa, yerel üretim de susar. Bugün kapanan her marangoz atölyesi, yarın kaybolan bir usta eli demektir. Susan her tezgah, eksilen bir üretim kültürüdür. Bu nedenle mobilyacı ve marangoz esnafına sahip çıkmak; istihdama, üretime, ustalığa, çıraklığa, mahalle ekonomisine ve kültürel mirasa sahip çıkmaktır” sözleriyle konuya açıklık getirdi.

ORTA DİREK YOK OLUYOR!

Esnafın kapanan kepenklerinin aslında orta direğin zayıfladığını bir göstergesi olduğunu belirten ekonomist Dr. Osman Sirkeci, “Türkiye’de neredeyse son 50 yıldır “orta direk” söylemiyle başlayan, esnafı ve küçük işletmeleri ekonominin temeli olarak öne çıkaran politikalar konuşuluyor. Önceki cumhurbaşkanlarından Turgut Özal döneminde sıkça dile getirilen “orta direk ekonominin temelidir” anlayışı, yalnızca Türkiye için değil, dünyanın birçok ülkesi için de geçerli bir ekonomik dengeyi ifade ediyordu. Ancak gelinen noktada, Türkiye genelinde kayıtlı esnaf sayısındaki azalma bu orta direğin giderek zayıfladığını gösteriyor. Esnaf odalarının literatüründe artık “küçük esnaf” ifadesinin geri plana çekilmesi tesadüf değil. Çünkü “küçük” sözü, esnafı küçümsüyormuş gibi bir anlam taşıyabiliyor. Bugün mesele küçük ya da büyük ayrımı değil; doğrudan esnafın varlığını sürdürebilmesi meselesidir” dedi.

CİDDİ BİR UYARIDIR!

Esnaf işletmelerinin kapanmasının mahalle ekonomisini zayıflatacağını, yerel ticareti aksatacağını tüketicinin yakın ve erişilebilir hizmet alma imkanını azaltacağını vurgulayan ekonomist Dr. Sirkeci, “Kapanan esnafın aynı ölçüde sigortalı istihdama geçtiğini söyleyemiyoruz. Eğer kapanan esnaf sayısı kadar SGK kayıtlarında, sigortalı çalışan sayısında güçlü bir artış görebilsek, “dükkanını kapatan esnaf başka bir yerde işe girmiş” diyebilirdik. Ama bunu diyemediğimiz noktada, bu insanlar işsizliğe, gelir kaybına, kayıt dışılığa ve sosyal güvencesizliğe itilmiş oluyor. Bu nedenle esnaflığın yapılamaz hale gelmesi övünülecek ya da sevinilecek bir durum değildir. Bu tablo, ileride toplumsal, sosyal ve psikolojik sorunlara da yol açabilecek ciddi bir uyarıdır. Esnafın sistem dışına itilmesi, yalnızca ekonomik bir kayıp değil; aynı zamanda orta direğin çözülmesi anlamına gelir” diye konuştu. Gelişmiş büyük ekonomiye sahip ülkelerin küçük işletmelere sahip çektiğine dikkati çeken Dr. Sirkeci, “Avrupa ülkeleri, büyük şirketlere, merkezi ekonomilere ve yüksek üretkenliğe sahip olmalarına rağmen küçük işletmeleri tamamen piyasa şartlarına terk etmiyor. Almanya gibi ülkelerde esnaf sayısındaki azalma Türkiye’ye göre daha sınırlı kalıyorsa, bunun nedeni küçük işletmelere dönük sübvansiyonlar, teşvikler, vergi kolaylıkları ve muafiyetlerdir. Gelişmiş ülkeler küçük işletmelere yalnızca ekonomik birimler olarak bakmıyor. Onları istihdamın, yerel üretimin, sosyal dengenin ve toplumsal dayanışmanın parçası olarak görüyor. Çünkü küçük işletme ayakta kaldığında yalnızca bir dükkan değil; bir aile, bir mahalle, bir üretim kültürü ve bir geçim düzeni de ayakta kalıyor.

Türkiye’de de çözüm, esnafı verimsiz biçimde korumak değildir. Asıl yapılması gereken, maliye politikalarıyla, vergi araçlarıyla, teşvikler, istisnalar ve desteklerle esnafın, küçük üreticinin, küçük çiftçinin ve zanaatkarın verimliliğini artırmak; gelirini daha rantabl hale getirerek kayıtlı ekonomide kalmasını sağlamaktır. Kamu kurumlarında ve özel sektörde yeni istihdam olanağı bulamayan gençler ve orta yaşlılar için esnaflık yeniden yaşanabilir bir ekonomik alan haline getirilmelidir” ifadelerini kullandı.