Kanal D’nin dikkat çekici oyuncu kadrosuyla öne çıkan dizisi Uzak Şehir, 39. bölümüyle izleyicileri soluksuz bıraktı. Aile bağlarının sınandığı, unutulmuş gerçeklerin gün yüzüne çıktığı ve yıllardır saklanan sırların dengeleri altüst ettiği bölümde her karakter için yeni bir yol ayrımı belirdi.
Kaya’nın açılan bandajlarıyla başlayan umut, bir anda buz kesen itiraflara dönüşürken; Albora ve çevresindeki herkes kendilerini hem geçmişle hem de birbirleriyle yüzleşmek zorunda kaldıkları karanlık bir girdabın içinde buldu.
Kaçırılan bir çocuk, ortaya çıkan sırlar, hafıza kaybı sonrası yeniden şekillenen ilişkiler ve yıllardır gömülü kalan bir gerçeğin sarsıcı açıklaması, dizinin atmosferini geri dönülmez şekilde değiştirdi.
39. bölüm, yalnızca karakterlerin değil, izleyicinin de nefesini kesen gelişmelerle “Uzak Şehir” hikâyesinde yeni bir perde açtı.
HÜRRİYET
Kaya’nın gözündeki bandajların açılacağı gün sonunda gelir. Aile, bu büyük gelişmenin sevincini yaşarken her şey bir anda tersine döner. Kaya'nın ilk anda ağzından çıkan isim “Zerrin” olunca, ortam buz keser ve mutluluk yerini endişeye bırakır.
Albora Ailesi, uzun süredir planlanan kermese birlikte gider. Ancak aileden intikam almak için fırsat kollayan Ecmel, bu kalabalığı kendisi için büyük bir avantaja dönüştürmeye hazırlanmaktadır. Keyifli başlayan gezi, giderek karanlık bir plana zemin oluşturur.
Kermesin ortasında Deniz aniden ortadan kaybolur ve aile büyük bir paniğe kapılır. Herkesin aklındaki tek ihtimal aynıdır: Deniz’i kaçıranın Ecmel olduğu… Cihan, izleri takip ederek sonunda onların bulunduğu yere ulaşır.
İki aile karşı karşıya gelir. Ecmel, Deniz’i tehdit ederken Cihan büyük sırrı açıklamak zorunda kalır. Sadakat’in yıllardır sakladığı gerçekler ortaya dökülür. Gerçeği duyan Ecmel, şaşkınlık içinde geri adım atar ve Deniz’i serbest bırakır.
Cihan ailesiyle konağa döner. Sadakat, çocuklarını yanına çağırır ve Cihan’dan Ecmel’i öldürmesini ister. Bu sert tavra Alya karşı çıksa da Sadakat geri adım atmaz. Tam o sırada Vurgun gelir ve herkesi altüst eden haberi verir: Boran’ın annesi ve kardeşleri bir anda ortaya çıkmıştır.
Hastanede hafıza kaybı yaşayan Boran, kimseyi hatırlamamaktadır. Ancak zihninde kalan tek isim vardır: Alya. Aile bireylerinin isimlerini tek tek sayarak yaşananları öğrenmeye çalışır. Soruları arasında bir de vasiyeti vardır. Cihan, “Biz evlendik… Alya artık benim karım” diyerek gerçeği açıklar.
Alya üzerindeki baskıya daha fazla dayanamaz ve Sadakat’e içindekileri döker: “Kağıt üzerinde ne olduğumuz umurumda değil. Ben kalbimde Cihan’ın karısıyım.”
Boran iyileşmeye başladıkça Sadakat şükür duası için türbeye gider ancak çıkışta Ecmel’le karşılaşınca yeni bir hesaplaşma başlar.
Şahin’den iyi haber gelir. Nare eşini görmeye gider. Aynı dakikalarda Ecmel de oğlunu görmek istemektedir. Nare’nin önüne çıkan Ecmel’e destek Fidan’dan gelir.
Boran iyileştikçe Deniz’i görmek ister. Alya istemese de buna engel olamaz. Ancak Boran, pencereden izlediği oğlunun Cihan’a “baba” dediğini duyunca yıkılır.
Boran, Cihan’a hesap sormaya çalışınca gerilim artar: “Bunu benden sen istedin ya Boran! Onlara sahip çık dedin ya…”
Aile uzun zaman sonra aynı masada oturur. Boran, Alya ile yalnız konuşmak ister. Alya ise net konuşur: Cihan da orada olacaktır.
Alya sonunda en sarsıcı cümlesini söyler: “Hiç kolay olmadı ama sonunda ben Cihan’ın karısı oldum. Cihan’ı seviyorum.”
Şahin hastaneden gizlice çıkarak konağa gelir ancak baba-oğul konuşması yarıda kalır. Kapıdan içeri giren Boran, silahını Ecmel’e doğrultur. Tam o sırada hayatını altüst eden gerçeği duyar:
“Ben senin babanım… Öz babanım…”
Üvey büyütüldüğünü öğrenen Boran, kaybettiği hayatı geri almak için kararını açıklar:
“Alya benim karım, Deniz benim oğlum! Kimse onları benden alamayacak. Hiç kimse!”