Özellikle kadınlarda demir eksikliğinin yorgunluğun önemli nedenleri arasında bulunduğunu belirten Uzm. Dr. Turşak, demirin vücutta oksijen taşınmasındaki rolüne dikkat çekti. "Demir, vücudumuzda oksijenin taşınması açısından kritik bir mineraldir. Eksikliğinde kişi kendisini halsiz ve enerjisiz hissedebilir. İleri düzeyde demir eksikliği kansızlığa yol açarken, henüz kansızlık gelişmeden de yorgunluk, konsantrasyon güçlüğü ve saç dökülmesi gibi şikâyetler görülebilir. Özellikle yoğun adet kanaması olan kadınlarda demir eksikliği açısından değerlendirme yapılması önemlidir. Demir eksikliğini de sadece beslenmeyle ilişkilendirmemek gerekir. Bunun altında yatan sorun da araştırmalıdır" şeklinde konuştu.

B12 vitamini eksikliğinin halsizlik ve enerji düşüklüğüne neden olabileceğini belirten Turşak, özellikle hayvansal gıdaları sınırlı tüketen kişiler ile emilim problemi yaşayan hastalarda B12 düzeylerinin değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
"B12 eksikliğinde yorgunluğa baş ağrısı, konsantrasyon güçlüğü, unutkanlık ve bazı nörolojik yakınmalar eşlik edebilir. Folat eksikliği de benzer şekilde kansızlık ve yorgunlukla kendini gösterebilir. D vitamini eksikliği de bazı kişilerde yorgunluk ve kas güçsüzlüğüyle ilişkili olabilir".

Tiroit bezinin metabolizma hızını düzenleyen hormonları ürettiğini hatırlatan Uzm. Dr. Turşak, tiroit hormonlarının yetersiz çalışmasının da yorgunluğa yol açabileceğini ifade etti. "Tiroit hormonlarının yetersiz üretildiği hipotiroit de yorgunluk ve halsizlikle kendini gösterebilir. Özellikle yorgunluğa üşüme, kilo alma, kabızlık, cilt kuruluğu, saç dökülmesi, uyku hali veya nabızda yavaşlama gibi şikâyetler eşlik ediyorsa tiroid fonksiyonlarının değerlendirilmesi gerekir. Basit bir kan testiyle tiroid fonksiyonları hakkında önemli bilgiler elde edilebilir" dedi.

Gece yeterli süre uyunmasına rağmen sabah dinlenememiş şekilde kalkmanın ve gün içerisinde sürekli uyku hali yaşamanın uyku apnesiyle ilişkili olabileceğini belirten Turşak, özellikle horlama ve uykuda nefes durması gibi belirtilerin dikkate alınması gerektiğini söyledi. "Özellikle yüksek sesle horlama, uykuda nefesin durduğunun fark edilmesi, sabah baş ağrısı ve gün içinde uyuklama gibi belirtiler dikkate alınmalıdır. Uyku apnesinde kişi gece boyunca defalarca kısa süreli nefes durmaları yaşayabilir. Bu durum uykunun kalitesini ciddi şekilde bozarak kişinin sabahları yorgun kalkmasına ve gün içerisinde enerji düşüklüğü yaşamasına neden olabilir" diye konuştu.

Yorgunluğun bazı metabolik hastalıklarla bağlantılı olabileceğine de dikkat çeken Uzm. Dr. Turşak, özellikle diyabet belirtilerinin göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtti. "Diyabetin dikkate alınmalıdır. Yorgunluğa sık idrara çıkma, aşırı susama, ağız kuruluğu, açıklanamayan kilo değişiklikleri veya bulanık görme gibi belirtiler eşlik ediyorsa kan şekeri mutlaka değerlendirilmelidir. Kontrolsüz yüksek kan şekeri, kişinin kendisini sürekli bitkin hissetmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı.

Yetersiz ve dengesiz beslenmenin enerji düşüklüğünü artırabileceğini belirten Turşak, aşırı işlenmiş ve yüksek şeker içeren gıdalar yerine dengeli bir beslenme düzeninin tercih edilmesini önerdi. Sebze, meyve, baklagiller, kaliteli protein kaynakları ve tam tahıllardan zengin beslenmenin önemine dikkat çeken Turşak, yeterli miktarda sıvı tüketilmemesinin de yorgunluğa neden olabileceğini ifade etti.

Yorgunluğun her zaman fiziksel bir hastalıktan kaynaklanmadığını belirten Uzm. Dr. Turşak, ruhsal durumun da değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. "Özellikle daha önce keyif alınan aktivitelere karşı ilginin azalması, isteksizlik, uyku düzeninde bozulma, konsantrasyon güçlüğü ve sürekli çökkün hissetme gibi belirtiler yorgunluğa eşlik ediyorsa ruhsal durum da değerlendirilmelidir" dedi.

Bazı romatizmal hastalıkların da yorgunlukla kendini gösterebildiğini belirten Turşak, özellikle sabah tutukluğu, eklem ağrısı, şişlik ve hareket kısıtlılığı gibi belirtilerin eşlik ettiği durumlarda romatolojik hastalıkların göz önünde bulundurulması gerektiğini ifade etti.

Kronik böbrek hastalıklarının erken dönemlerinde herhangi bir belirti görülmeyebileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Turşak, hastalık ilerledikçe halsizlik ve yorgunluğun ortaya çıkabileceğini söyledi.

"Özellikle hipertansiyon, diyabet veya kalp-damar hastalığı bulunan kişilerde böbrek fonksiyonlarının düzenli olarak kontrol edilmesi önemlidir. Yorgunluk tek başına böbrek hastalığı anlamına gelmez ancak risk faktörleri bulunan kişilerde mutlaka değerlendirilmelidir."

Toplumda uzun süren yorgunluğun en fazla endişe oluşturan nedenlerinden birinin kanser olduğunu belirten Turşak, tek başına yorgunluğun kanser göstergesi olmadığının altını çizdi. "Ancak uzun süren ve açıklanamayan yorgunluğa istemsiz kilo kaybı, açıklanamayan ateş, gece terlemesi, ele gelen bir kitle, dışkılama veya idrar alışkanlıklarında değişiklik, uzun süren öksürük ya da olağandışı kanamalar gibi belirtiler eşlik ediyorsa mutlaka hekime başvurulmalıdır" diye konuştu.

Sürekli yorgunluğun bazı durumlarda yaşam tarzı değişiklikleriyle düzelebileceğini, ancak kimi zaman altta yatan bir hastalığın erken tanısı açısından önemli bir uyarı olabileceğini vurgulayan Uzm. Dr. Turşak, değerlendirmesini şöyle tamamladı: "Yeterince uyuduğunuz, dengeli beslendiğiniz ve dinlenmenize rağmen yorgunluğunuz devam ediyorsa bunu normalleştirmeyin. Özellikle haftalar boyunca devam eden, giderek artan veya günlük yaşamınızı etkileyen yorgunluklarda hekim değerlendirmesi gerekir. Hastanın öyküsü, fizik muayenesi ve gerekli görülen kan testleriyle demir, B12, folat, D vitamini, tiroit fonksiyonları, kan şekeri, böbrek fonksiyonları ve diğer olası nedenler değerlendirilebilir. Burada amaç yalnızca yorgunluğu gidermek değil, yorgunluğa neden olan problemi ortaya çıkarmaktır."

Yorumlar
Editör Hakkında