Nihat AK/EGE TELGRAF- Tarım ve Orman Bakanlığının 'gıda israfını önleme' düzenlemesi Resmi Gazete'de yayımlandı. Mevzuatta yapılan değişiklik ile market zincirleri başta olmak üzere gıda satışı yapan kurumlarda 'Tavsiye Edilen Tüketim Tarihi' (TETT) geçmiş ürünlerin satışı için özel bir reyon oluşturulacak.

MARKETLER YANDAŞINIZ MI?
Zincir marketlere yaptırımlar beklenirken onları koruyan düzenlemelerin çıktığına dikkati çeken emekli aktivist İbrahim Yılmaz, “Yıllardır bu ülkede zincir marketlerle ilgili konuşulan sorunlar var. “Her ürünü satmasınlar” denildi, duyan olmadı. “Haftada bir gün kapansınlar, küçük esnaf nefes alsın” denildi, dikkate alınmadı. “Şehirlerin içinde mantar gibi çoğalmasınlar, mahalle esnafını yok etmesinler” denildi, hiçbir ciddi sınırlama getirilmedi. “Yerli üreticiye, yerli ürüne öncelik versinler” denildi, kulak asan çıkmadı. Ne zaman konu büyük zincir marketlerin korunmasına gelse, düzenlemeler çok hızlı çıkıyor. TETT’si geçmiş ürünlerin özel reyonlarda satışına imkan tanıyan son düzenleme de bunun açık örneğidir.Bize bunun “israfı önleme” olduğu söyleniyor. Biz israfın önlenmesine karşı değiliz. Ancak meseleye sadece raf ve kasa hesabıyla bakılamaz. Çünkü uzun süredir dar gelirli mahallelerde, emeklilerin ve asgari ücretlilerin alışveriş yaptığı marketlerde TETT’si geçmiş ya da tarihi yaklaşmış ürünler zaten yoğun şekilde satılıyordu. Şimdi bu uygulama resmileştirilip daha da yaygınlaştırılıyor” dedi.

VİCDAN DA TÜKENMEYE BAŞLAMIŞ
Yılmaz, düzenlemeyle ortaya çıkacak olumsuz tabloyu şu sözlerle özetledi: “Paralı mutlu azınlık en taze ürünü tüketecek… Dar gelirli vatandaş ise “indirimli” adı altında günü geçmiş ürünlere yönlendirilecek. Birileri organik reyonlarda yaşam kalitesi satın alırken, emekliye ve asgari ücretliye “sen buna razı ol” deniliyor. Biz buna itiraz ediyoruz. Çünkü sosyal devlet; vatandaşını ekonomik çaresizlik içinde tarihi yaklaşmış ürünlere mahkum eden değil, vatandaşına insanca yaşam standardı sunan devlettir. Bugün milyonlarca emekli temel gıdaya erişim hesabı yapıyor. Bir zamanlar bayram ikramiyesiyle kurban alınabiliyordu, bugün ise 4 bin lira ile market arabası bile doldurulamıyor. Madem TETT’si geçmiş ürünlerin satışı için düzenlemeler bu kadar hızlı çıkıyor, o halde emeklinin yeniden et alabildiği, torununa mahcup olmadığı ekonomik düzenlemeler neden aynı hızla yapılmıyor?
Bu millet sadaka değil, hakkını istiyor. Açlık sınırındaki vatandaşa tarihi yaklaşmış ürünleri “çözüm” diye sunmak, ekonomik adaletsizliği normalleştirmektir.Çünkü bir ülkenin gerçek gücü; market raflarının büyüklüğüyle değil, emeklisinin sofrasındaki huzurla ölçülür.Bir toplumda yoksula sürekli “idare et” deniliyorsa, orada sadece geçim değil, vicdan da tükenmeye başlamış demektir” ifadelerini kullandı.
BİLİNÇLİ VE VİCDANLI TÜKETİM
STT ile TETT’nin birbirinden farklı olduğunu dile getiren İzmir Ticaret Odası Meclis Üyesi Abdurrahman Aydoğan, “Her şeyin başı sağlıktır. Halk sağlığını riske atacak hiçbir ürünün üretiminden satışına kadar hiçbir aşamada taviz verilmesini kabul etmiyoruz. Özellikle et, süt ve benzeri kolay bozulabilen ürünlerde hassasiyet bizim kırmızı çizgimizdir. Küf, aflatoksin, nem ve benzeri risk taşıyan ürünlerin piyasada yer alması da kabul edilemez. Burada önemli olan ayrım şudur: Son Tüketim Tarihi (STT) ile Tavsiye Edilen Tüketim Tarihi (TETT) aynı değildir. STT geçmiş ürünlerin satışına kesinlikle karşıyız. Çünkü insan sağlığı hiçbir ekonomik gerekçenin önüne geçirilemez. Ancak TETT geçmiş ürünler; uygun koşullarda saklanmışsa, ambalajı bozulmamışsa ve tüketilebilir niteliğini koruyorsa doğrudan imha edilmemelidir. Biz israfın önlenmesini destekliyoruz. Çünkü israf sadece ürünün değil; emeğin, üreticinin alın terinin ve ülke kaynaklarının da çöpe gitmesidir.Ancak şartımız nettir:Halk sağlığı asla riske atılmayacak, saklama koşulları titizlikle denetlenecek ve tüketicinin güveni korunacaktır.Bizim anlayışımız açıktır:Ne insan sağlığından taviz veririz, ne de milli servetin israf edilmesine göz yumarız” ifadelerini kullandı.

TEKNİK AYRIM ÇOK ÖNEMLİ
Temel kriterlere vurgu yapan TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Başkanı İ. Uğur Toprak, “Eskiden tüm ürünlerde yalnızca “son kullanma tarihi” anlayışı vardı ve tarih geçtiğinde ürünler doğrudan imha ediliyordu. Ancak zamanla görüldü ki bazı ürünler, uygun koşullarda saklandığında belirtilen tarihten sonra da tüketilebilir özelliğini koruyabiliyor. Bu nedenle Tarım ve Orman Bakanlığı ürünleri iki kategoriye ayırdı: “Son Tüketim Tarihi (STT)” ve “Tavsiye Edilen Tüketim Tarihi (TETT)”. Buradaki teknik ayrım çok önemlidir. STT bulunan et, tavuk, süt ve peynir gibi ürünler tarih geçtiğinde kesinlikle tüketilmemeli ve imha edilmelidir. Halk sağlığı konusunda taviz verilemez. Ancak TETT bulunan bisküvi, çay, makarna ve kuru gıda gibi ürünler; uygun koşullarda saklanmış, ambalajı bozulmamışsa tarih geçse bile çoğu zaman tüketilebilir niteliğini koruyabilir. Dolayısıyla yalnızca TETT tarihi geçti diye ürünlerin doğrudan imha edilmesi ciddi bir israfa yol açmaktadır. Avrupa’da da benzer uygulamalarla ürünler indirimli reyonlarda satışa sunularak hem israfın önüne geçiliyor hem de kaynaklar daha verimli kullanılıyor. Biz de israfın önlenmesine karşı değiliz” şeklinde konuştu.

LÜKS DEĞİL, TEMEL HAKTIR
Bu uygulamanın sınıfsal sonuçlarına dikkat edilmesi gerektiğini belirten Başkan Toprak, “Eğer TETT uygulaması toplumun her kesiminde eşit şekilde uygulanırsa bu, israfı önleme politikası olur. Ama siz bu ürünleri yalnızca yoksul mahallelerde, emeklinin ve asgari ücretlinin yoğun yaşadığı bölgelerde yaygınlaştırırsanız; mesele sağlık değil, sınıfsal ayrım meselesine dönüşür. Bugün ne yazık ki bazı market zincirleri tarihi yaklaşmış ürünleri özellikle dar gelirli bölgelerde yoğun şekilde satışa sunuyor. Böylece toplumda şu anlayış oluşuyor: “En kaliteli ve en taze ürünler zengine, tarihi yaklaşmış ürünler yoksula.”
Biz buna karşıyız.Sağlıklı ve güvenli gıdaya erişim bir lüks değil, temel haktır. Gıdanın kalitesi mahallelere göre değişiyorsa, orada sosyal adalet zedeleniyor demektir.Eğer bu uygulama yapılacaksa Türkiye’nin her yerinde, her gelir grubuna eşit şekilde uygulanmalıdır. Yoksul mahalleleri hedef alan bir ticaret modeline dönüşmesine asla izin verilmemelidir. Asıl çözüm; plansız üretimi önlemek, doğru üretim politikalarıyla hem israfı azaltmak hem de vatandaşın sağlıklı gıdaya uygun fiyatla ulaşmasını sağlamaktır. Çünkü mesele sadece raf ömrü değildir; mesele, bu ülkede herkesin eşit ve onurlu yaşayıp yaşayamayacağıdır” şeklinde konuştu.





