Geçtiğimiz sonbahardan bu yana toplumsal çatışmalarla dünya kamuoyunda adından sıklıkla söz edilen İran, so...
Geçtiğimiz sonbahardan bu yana toplumsal çatışmalarla dünya kamuoyunda adından sıklıkla söz edilen İran, son günlerde Azerbaycan’ın Tahran Büyükelçiliği’nde gerçekleştirilen silahlı saldırı ile gündeme geldi. Her ne kadar söz konusu saldırı kişisel nedenlere bağlı olarak gerçekleştirilmişse de iki ülke arasındaki sessiz gerilimin artmasına neden olabilir. Dağlık Karabağ meselesinin yeniden çatışmaya dönüştüğü 2020 yılından bu yana aslında İran, Bakü’nün attığı adımlara karşı temkinli. Her iki ülke de birbirlerine karşıt milliyetçiliğin son yıllarda arttığını söyleyebiliriz. İran milliyetçileri Azerbaycan’ı kendi tarihi bölgeleri olarak görme eğilimindeyken, Azeri milliyetçileri de İran’ın kuzey batısında Azerilerin çoğunlukta olduğu iddiasını ileri sürdükleri bilinmektedir. İki ülkede de milliyetçiliğin kötüleşmesi kademeli olarak çatışmaya dönüşme ihtimalini de beraberinde artırmaktadır. Hatırlarsak, İkinci Dağlık Karabağ Savaşı’yla gündeme gelen Syunik Bölgesi konusunda İran sessiz kalmıştı; ancak Zengezur Koridoru’nun İran’ın “kırmızı çizgisi” olduğunu da vurgulamak gerek. Zengezur koridoru, Azerbaycan ve Türkiye açısından büyük öneme sahip. Her şeyden önce bu koridorun aktif olarak kullanılmaya başlamasıyla ticari olarak önemli kazanımlar ortaya çıkacak. Bununla birlikte İran açısından Syunik bölgesinde bulunan bu koridor, İran’ın Karadeniz’e açılan transit yolu. Bu koridorun Azerbaycan denetimine geçmesiyle Tahran’ın sadece Transkafkasya’daki jeopolitik güç kaybı değil aynı zamanda su, metalürji ve elektrik ticaretinde de kaybı anlamına gelecektir. Öte yandan Bakü’nün Nahçıvan Özerk Bölgesi’yle doğrudan bağlantısını sağlayacağı Zengezur Koridoru’na fiziki olarak ihtiyacı var ancak koridorun önemi bununla sınırlı değil. Zengezur sadece Bakü ile Nahçıvan’ı değil, Ankara ile Bakü’yü ve Orta Asya başkentlerini, Ankara ile Moskova’yı birbirine bağlayacak karayolu bağlantısının birleştirici parçası. İran’ın bir diğer “kırmızı çizgisi olan İsrail’in 2020 yılında İkinci Dağlık Karabağ Savaşı’nda Azerbaycan’a silah tedarik ettiğini hatırlarsak; Tel Aviv, olası bir Bakü-Tahran askeri gerginliğinde Azerbaycan’a yeniden askeri destek verebilir. Bakü ile Tel Aviv arasındaki ilişki sadece 2020 yılıyla sınırlı değil; Bakü İsrail’e petrol, buğday ve gübre tedarik ederken, İsrail’den gelişmiş silah almakta. Diğer yandan Azerbaycan-İran arasındaki gerginlik, Ermenistan için bulunmaz bir fırsat olabilir. Zira Erivan ile Bakü arasındaki Karabağ meselesinde halen tam bir uzlaşı sağlanabilmiş değil. Hatırlatmakta fayda var; Ekim 2022’de Şiraz’daki Şah Çerah Türbesi’ne yapılan saldırıyla ilişkili olarak İran ve Azerbaycan arasında gerilim yaşanmıştı. Son olay da göstermektedir ki Tahran ile Bakü arasındaki gerginliklerin açık çatışmaya dönüşmesi mümkündür ve bu durum Güney Kafkasya için bölgesel bir kaosun başlangıcı olabilir. Rusya’nın Güney Kafkasya’daki etkisi giderek azalırken, Türkiye’nin etkisini arttırması bölgede barışın tesisi ve sürdürülebilirliği için elzemdir. Bununla paralel olarak Moskova-Ankara işbirliğinin Tahran’ı da kapsaması gerektiğini ifade etmek isterim. Anglo-Sakson jeopolitik planlarında Güney Kafkasya vazgeçilmez bir bölgedir ve buradaki en yakın ilişkileri Erivan iledir ki; Ermenistan’ın Osmanlı’nın ardından bölgede Batı’nın ileri karakolu olarak desteklendiği hepimizin malumudur. Azerbaycan ise bölgede yeni yükselen bir güç olarak varlık göstermeye başlamış; ancak Batı yanlısı politikalar izleyen bir ülkedir. Bu bağlamda bölgenin istikrar ve güvenliğinin sağlanması ve sürdürülebilir barışın tesisinde Türkiye-İran-Rusya işbirliği önem kazanmaktadır.