AHMET BUĞRA TOKMAKOĞLU – EGE TELGRAF/ Yağmurun İzmir sokaklarını kapladığı günlerde sahilde yürümek ya da açık hava rotalarına çıkmak pek mümkün olmuyor. Böyle zamanlarda şehrin merkezinde, ulaşımı kolay ve tamamen kapalı bir gezi noktası arayanlar için Pasaport’ta az bilinen bir seçenek bulunuyor. İzmir Ticaret Odası binasının içinde hizmet veren İzmir Ticaret Tarihi Müzesi, her gün önünden binlerce kişinin geçtiği ancak varlığını birçok İzmirlinin dahi bilmediği kültür duraklarından biri. 2003 yılında kurulan müze, Türkiye’nin ilk ticaret müzesi olma özelliğini taşıyor. İzmir’in yalnızca yakın dönemini değil, binlerce yıl öncesine uzanan üretim ve alışveriş kültürünü de gözler önüne seriyor.
YAĞMURDAN KAÇARKEN 8 BİN 500 YIL ÖNCESİNE
İzmir’in yaklaşık 8 bin 500 yıllık ticaret birikimi, müze içerisinde kronolojik bir anlatımla ziyaretçilere sunuluyor. Kentin neden tarih boyunca önemli bir liman ve ticaret merkezi olduğu eserler, haritalar ve canlandırmalar üzerinden anlatılıyor. Sergileme Orta Tunç Çağı’ndan başlayarak Arkaik, Helenistik, Roma, Bizans, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerine kadar uzanıyor. Böylece ziyaretçiler aynı salon içerisinde İzmir ticaretinin yüzyıllar boyunca geçirdiği değişimi izleyebiliyor. Müzede yer alan bilgi panolarında İzmir’in bağlantılı olduğu kara ve deniz ticaret yollarına da yer veriliyor. Batı Anadolu’dan gelen ürünlerin limana, limandan da Akdeniz’in farklı kentlerine nasıl ulaştırıldığı aktarılıyor. Kentin tarih boyunca yalnızca malların değil, kültürlerin ve fikirlerin de buluşma noktası olduğu anlaşılıyor. İzmir’in bugünkü hareketli yapısının temellerinin binlerce yıl önce atıldığı görülüyor.
ANTİK GEMİNİN İÇİNDEKİ AYRINTI
Müzeye girildiğinde ziyaretçilerin dikkatini çeken eserlerden biri milattan sonra 1. yüzyıla tarihlenen ticaret gemisi maketi oluyor. Bu maket, antik dönemde deniz ticaretinin nasıl gerçekleştirildiğini gösteriyor. Geminin içinde dönemin en önemli taşıma araçlarından olan amforaların yerleştirilme biçimi de canlandırılıyor. Şarap, zeytinyağı ve farklı ürünlerin uzun deniz yolculuklarında devrilmeden taşınabilmesi için amforaların nasıl istiflendiği görülebiliyor. Oval vitrinlerde sergilenen sikke koleksiyonu ise ticaretin değişen yüzünü anlatıyor. Elektron, altın, gümüş ve bronz sikkeler tarih sırasına göre incelenebiliyor. Seramik kaplar, kandiller, cam eserler, metal ağırlıklar ve farklı dönemlere ait mühürler de müze koleksiyonunun önemli parçaları arasında bulunuyor. Her eser, günlük hayatın ve alışveriş düzeninin küçük bir izini bugüne taşıyor.
EKMEĞE MÜHÜR BASILIYORDU
Müzenin en ilginç parçalarından biri Bizans döneminden kalan ekmek mührü. Günümüzde paketlerin üzerinde gördüğümüz üretici ve kalite bilgilerinin çok eski bir örneği olarak kabul edilen bu mühür, dönemin fırıncılık düzenine ışık tutuyor. Bizans döneminde ekmek üreten fırınların hazırladıkları ürünlerin üzerine kendilerine ait mühürleri bastıkları belirtiliyor. Böylece ekmeğin hangi fırın tarafından üretildiği anlaşılabiliyor ve üretim belirli bir denetim altında tutulabiliyordu. Müzede demirden yapılmış ekmek mührünün yanında, mührün nasıl kullanıldığını gösteren ekmek canlandırması da görülebiliyor. Bu küçük eser, yüzyıllar önce yaşayan insanların gündelik hayatına açılan şaşırtıcı bir pencereye dönüşüyor. Eski kantarlar, ölçü aletleri ve ticarette kullanılan farklı araçlar da alışveriş kültürünün zaman içinde nasıl değiştiğini gösteriyor. Bugün saniyeler içinde yapılan hesapların geçmişte hangi yöntemlerle gerçekleştirildiği anlaşılabiliyor.

ESKİ İZMİR BU MAKETİN İÇİNDE
Müzenin en fazla vakit geçirilen bölümlerinden biri eski İzmir’i gösteren ayrıntılı kent maketi. İzmir’in bugünkü yoğun yapılaşmasından önce nasıl göründüğü küçük ayrıntılarla canlandırılıyor. Maket üzerinde eski liman, hanlar, ibadethaneler, mahalleler ve ticaret bölgeleri seçilebiliyor. Kentin yaşamının deniz ve liman çevresinde nasıl şekillendiği açık biçimde görülebiliyor. Bugünün caddeleriyle eski İzmir’i karşılaştırmak, ziyaretin en keyifli bölümlerinden birini oluşturuyor. Yıllar içinde kıyı çizgisinin ve şehir merkezinin nasıl değiştiği daha anlaşılır hale geliyor. Müze bu yönüyle yalnızca tarih meraklılarına değil, İzmir’in eski fotoğraflarını ve kaybolan yapılarını sevenlere de hitap ediyor. Maketin önünde birkaç dakika geçirmek bile şehre farklı bir gözle bakmayı sağlıyor.
YAŞAYAN BİR KÜLTÜR NOKTASI
İzmir Ticaret Tarihi Müzesi günümüzde çeşitli kültür ve tarih buluşmalarına da ev sahipliği yapıyor. Akademisyenlerin ve alanında uzman isimlerin katıldığı etkinliklerle kent tarihi farklı başlıklar üzerinden ele alınıyor. Bu nedenle müze yalnızca eski eserlerin sergilendiği sessiz bir salon olarak kalmıyor. İzmir’in kültürel mirasının konuşulduğu ve yeni bilgilerle yeniden değerlendirildiği yaşayan bir merkez niteliği taşıyor. Yağmurlu bir günde tek başına sakin bir rota arayanlar, çocuklarıyla farklı bir etkinlik yapmak isteyen aileler ve şehir dışından gelen ziyaretçiler burada yaklaşık bir saat geçirebilir. Müzenin kapalı bir alan içerisinde bulunması, sert rüzgâr ve yağıştan etkilenmeden gezilebilmesini sağlıyor. Şehir merkezinde olması sayesinde ziyaret sonrasında Pasaport, Kemeraltı veya Konak çevresindeki diğer kapalı rotalara da geçilebiliyor.
GİRİŞ İÇİN ÜCRET ÖDENMİYOR
Yayımlanan güncel ziyaret bilgilerine göre İzmir Ticaret Tarihi Müzesi hafta içi 08.30 ile 17.30 saatleri arasında açık bulunuyor. Müze cumartesi ve pazar günleri ziyaret edilemiyor. Müzeye giriş ücretsiz gerçekleştiriliyor. Ancak kurum içerisinde düzenlenen etkinlikler veya özel çalışmalar nedeniyle saatlerde değişiklik yaşanabileceği için gitmeden önce bilgi alınması öneriliyor. Müze, İzmir Ticaret Odası binasında, Atatürk Caddesi No:190 adresinde bulunuyor. Sergi alanının binanın alt katında yer aldığı belirtiliyor. Pasaport Vapur İskelesi ve Konak Tramvayı güzergâhına yakın olan müzeye toplu taşımayla ulaşılabiliyor. Metro kullananlar Çankaya veya Konak istasyonlarından sonra kısa bir yürüyüşle bölgeye geçebilir. Dışarıda yağmur yağarken İzmir’in geçmişini keşfetmek isteyenler için bu küçük müze beklenmedik derecede zengin bir rota sunuyor. Her gün önünden geçilen bir binanın içinde antik gemilerden ekmek mühürlerine uzanan binlerce yıllık bir hikâyenin saklanması, burayı İzmir’in en şaşırtıcı kapalı gezi noktalarından biri haline getiriyor.



