Futbol dünyasında mimlenmiş gruptur, masterler. Yıkmak gerek, bu anlayışı. Maalesef, adı çıkmıştır. Birkaç, üç beş münferit olay, beş on forma giydirilmiş kötü adam yüzünden. Bu üç beş şahıs yüzünden, sekiz on maçta, sayelerinde, onlar yüzünden. Beceremiyorsan, yapma. Sinirlerin tavansa, sahaya çıkma. Bacak gitmiyorsa, forma giyme git yürü, sokakta. Hoş sahneler yaşanmaz, 'sahalarda görmek istemediğimiz sahneler', der geçeriz. Yok öyle değil, aslında. Sahayı hesap sorma yeri olarak görürler, güzelim formasının içinde problemlerini çözmeye kalkışır. 'Hak yeme' der oysa, kendi hakkın kralını yer. Başkası hak eden o formayı giymesi gerekirken, kenarda bekler. Nedir, abidir, para vermiştir, ayıp olmasındır. 'Ayakta durabiliyorsan yürü, gayret et' denir. Bunda tam tersi, kendine güven değil. Zorlanıyorsan, fazla zorlama. İspatlamak zorunda değilsin, hiçbir şeyi. Yapma işte bunu, herkesin bir derdi, sorunu var. Mesela, saha kenarına fırlat, unut. Terini at, sporunu yap. Soluk alıyorsun, ayağın da yere basıyor. Daha ne istiyorsun be mübarek. Kimi spor için sahaya çıkar, ailecek eşi, çocukları, hatta torunlarıyla maça gider. Takip edilirler, izlenirler, nereye gittiği de besbelli, işte. Top oynuyor. Kimse mükemmel insan olmadığı gibi, mükemmel futbolcu ve de hakem olamaz. Yok böyle bir dünya. Asrın golünü atsan ne olur. Önemli olan dostça, kardeşçe, efendice topunu oynamak değil mi ? Karşındakinin kafa kırınca, bacağını kırınca en önemlisi kalbini kırınca, en muhteşem golü atsan. Kupaları alsan, maçı kazansan. Bana ne bize ne ? Çok da fifi yani. Haksızlık yapıldığına inanıyorsun kendine ve takımına. Peki bir güncük de olsun, 'Bu faul değil, bizim haksız gole, haram puana ihtiyacımız yok' diye sahaya daldığınız oldu mu ? Yoksa sineye çekip, 'Sesini çıkarma, iyi böyle kazanıyoruz işte' diye, sustunuz mu ? O zaman yanlış yoldasınız. Hakemler mi ? Peygamber değil, melek değil. Hatasız olmaları mümkün değil. 'En az hata varsa ve de vahim hata yoksa', geç, git, aldırmasan olmaz mı ? Boş kale muhabbetini saymamayım, hani kimse yok iken dağlara, taşlara. Kişi kendinden bilir işi, derler. Cevap verirsin 'Öyle gördüm, kastım yok asla' dersin, 'Göreceksin niye geldin' der. Oysa kendine göre hata, rakibine değil. Susarsın, 'Bizimle muhatap olmuyor ki' deyiverir, sözüm ona buna laf sokar, nefsi müdafaa yapar. Hakkını arar, breh breh. Oysa, her maç aynı değil, her bölge aynı değil. Her maç sıfırdan başlar, nasıl biteceği belli olmaz ki. Güzelliği burada değil mi zaten. Futbol oynasam, 'Rakip kolay lokma nasıl olsa yeneriz' diye düşünsem o maça çıkmam. Kafada yenilgiye hazırsın demek, bahanen de hazır zaten hem de türlü türlü. Oysa spor bu değil. Siz bakmayın süper lig maçlarına, karşılaştırmayın. Ne kendinizi, kendi becerinizi. Siz bir teksiniz ki. Orası bambaşka alem, ne diye oraya bakarsınız ki. Mihenk noktası orası mı ki. Hiçbir pozisyon da birbirinin tıpkısının aynısı olamaz. Benzeridir belki, o kadar.

SAKIZLI CHİOS İLE TERRA ÇEŞME'DE

İşte master futbol aleminde fotoğrafları görünen iyi insanlarımızın yüzü suyu hürmetine bu işler, yürüyor. Sayıca çoğunluktalar. Diğerleri çorbaya düşen sinek misali. Güzelim tabağı dökme, kaşıkla o kısmı at gitsin. Teşekkürler, spor için insanlık için oynayanlar, iyi ki varsınız. İzmir'de adı güzel kendi güzel iki turnuva oynandı, masterlerde. 40 yaş üstü gençler forma giydi. Teşekkürler emeklerine yüreklerine. Olaysız, sakatlıksız, küfürsüz, hakaretsiz, kazasız belasız oynandı, tamamlandı. Demek ki oluyormuş. İyi insanlardan, iyi maç çıkar. Aileleri de tribünden izledi, çoluk çocuk. Yalnız bırakmadılar. Her sene bugünlerde düzenlenir. Karşıyaka Zübeyde Hanım Master Futbol Turnuvası, 8.'si yaşandı, bitti. Saygıyla sevgiyle. Alaybey MSK düzenledi. Murat Dursun başkanım başta emeği geçti. Ayşe Bakış başkanım da takip etti. Kimin şampiyon olduğu önemli değil. Her sene biri şampiyon oluyor zaten. Bu yolda, sonuncu olan da şampiyondur. O sahaya adımını atan, tribüne gelen zaten şampiyondur, olay bitmiştir. Önemli olan adına yakışır olması. Zübeyde Hanım, var mı ötesi ? Atamızın anacığı rahmetle şükranla. Bir master turnuvası da Çeşme'de yaşandı. Aileleriyle geldiler hem de Sakız Adası'ndan. Yunan dostlar, spor birleştirdi yine iki yakayı. Adı da Türk-Yunan Dostluk Turnuvası, ilk kez düzenlendi. Fikir babası Ahmet Kaşıkçı başkanım, harika uygulama yapan, öncü olan da Aydın Cengiz başkanım, kutlarım. Temsilcilerimiz Çeşme Belediyespor ile İzmirspor master takımları, misafir, konup ekip de Sakız'dan Chios ile Terra. Kim kazandı, kim kupayı aldı. İnanın bilmiyorum, merak da etmiyorum. Şunu biliyorum, 'dostluk, insanlık, kardeşlik' takımı kazandı. İşte bu unutulmaz, hatıralarda kalır. Gerisi de unutulur gider. Zaten halklar arasında, sorun yok. Sahada da olmaz, olamaz. Sahaya yansır, yaşatanlar sağ olsun. Çocukluklarını bildiğim Baggio Ahmet, Ahmet Haşlak ile Türkay'ımın Türkay Başaran'ın maçlarında olmak isterdim, kısmetse nasipse seneye. Hayat böyle bir şey anı yaşamak gerek. Her maç bitiyor, son düdükle. Sonraya bırakmamak gerek. Yaşasın spor, yaşasın insanlık.