İzmir Ekonomi Kulübü tarafından düzenlenen “Ortak Gelecek İçin Ortak Akıl İle Vizyon Arayışları” toplantısının konuğu, 22. Dönem İzmir Milletvekili ve Türkiye Cumhuriyeti’nin önceki dönem Endonezya Büyükelçisi Dr. Zekeriya Akçam oldu. “Milli Güvenliğin Ekonomik Boyutu: Türkiye’nin NATO Üyeliği” başlıklı sunum gerçekleştiren Akçam, milli güvenlik ile ekonomik kalkınma arasındaki ilişkiyi, küresel güç dengelerindeki değişimleri, NATO’nun günümüzdeki rolünü, savunma harcamalarının ekonomik etkilerini ve Türkiye’nin jeopolitik konumunu farklı boyutlarıyla değerlendirdi.
Toplantının açılış konuşmasını İzmir Ekonomi Kulübü Başkanı Dr. Sıddık Topaloğlu yaptı. Programın moderatörlüğünü ise İzmir Katip Çelebi Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Attila Acar üstlendi. İş dünyası, bürokrasi, akademi ve sivil toplum temsilcilerinin katıldığı toplantıda ekonomik güç ile milli güvenlik politikaları arasındaki ilişki, Türkiye’nin NATO içindeki stratejik konumu, savunma sanayisindeki yapılanma, bölgesel ve küresel güvenlik riskleri, uluslararası askeri ittifakların ekonomik sonuçları ve dış politika tercihleri ele alındı.

NATO, KÜRESEL GÜÇ MİMARİSİ
Konuşmasında NATO’ya katılım sürecinin tarihsel arka planına değinen Dr. Zekeriya Akçam, NATO gibi bir askeri ittifaka dahil olma zarureti veya mecburiyetinin tarihi kökenlerinin büyük güçlerin Osmanlı egemenliğindeki bölgeler üzerinde özellikle Boğazlar ve Akdeniz bağlamında hakimiyet mücadelesine giriştiği 1853-56 Kırım Savaşı’ndan itibaren değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Akçam, NATO’nun yalnızca bir ortak savunma paktı olmadığını belirterek, Birleşmiş Milletler sistemi ve Vaşington kurumları olarak anılan IMF ve Dünya Bankası ile küresel ticaret ve finans düzeniyle bağlantılı bir yapının parçası olduğunu ifade etti. NATO’nun aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı sonrasında şekillenen uluslararası sistemin ve ABD liderliğindeki küresel güç mimarisinin önemli kurumsal araçlarından biri olduğunu dile getirdi.
NATO’nun ortaya çıkışını tarihsel, jeopolitik ve jeo-ekonomik açıdan değerlendiren Akçam, imparatorlukların tarih sahnesinden çekilmesi ve Almanya, Japonya, ABD ile Sovyetler Birliği gibi yeni güçlerin ulus-devletler olarak ortaya çıkmasının ardından, barışı korumak ve herhangi bir gücün tüm dünyaya hakim olmasını önlemek amacıyla askeri ittifakların kurulduğunu belirtti.

TÜRKİYE’NİN NATO ÜYELİĞİNE TARİHSEL BAKIŞ
Türkiye’nin 18 Şubat 1952 tarihinde Yunanistan ile birlikte NATO’ya katılımına da değinen Akçam, bu kararın yalnızca diplomatik bir tercih olmadığını söyledi. Dönemin uluslararası güç dengelerinin milli güvenlik kaygıları üzerinde belirleyici olduğunu ifade eden Akçam, devletlerin dış politika tercihlerini büyük ölçüde uluslararası sistemin siyasi yapısının şekillendirdiğini belirtti. Türkiye’nin NATO üyeliğinin de bu çerçevede değerlendirilmesinin daha doğru olacağını kaydetti. Savunma ve güvenlik politikalarının anlaşılmasında Yapısal Gerçeklik veya Neo-realist teorinin yaklaşımlarının önemli olduğunu ifade eden Akçam, politika yapıcıların da bu perspektiften hareket etmelerinin yanılgı payını azaltacağını söyledi.
CUMHURİYETİN İLK YILLARINDAN SOĞUK SAVAŞ’A
Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki dış politika anlayışına da değinen Akçam, uluslararası siyasi sistemin yapısının Mustafa Kemal Atatürk’ün çok taraflı, tarafsız, bağımsız, dengeli ve barış odaklı dış politika yürütmesine imkan sağladığını ifade etti. 1940’lı yıllardaki savaş koşullarında Türkiye’nin ciddi ekonomik sıkıntılar yaşadığını belirten Akçam, olası bir saldırıya karşı nüfusun yaklaşık yüzde 10’unun silah altına alındığını, bunun da üretimde düşüşe ve kıtlığa neden olduğunu söyledi. Bu süreçte varlık vergisine kadar uzanan uygulamaların gündeme geldiğini ifade etti.
Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı’na fiilen katılmamasının kamu maliyesi ve bütçe dengeleri açısından avantajlar sağladığını belirten Akçam, özellikle krom ihracatının ekonomik katkı sunduğunu kaydetti. Savaş sonrasında ise ekonomik kalkınma ve güvenlik sorunlarının öne çıktığını dile getiren Akçam, savaş döneminde Hitler Almanyası’nın oluşturduğu tehdidin yerini Sovyet yayılmacılığı ve komünizm tehdidinin aldığını, Türkiye’nin NATO üyeliğinin de bu yeni uluslararası sistemde ortaya çıkan dengelerin sonucu olduğunu söyledi. Akçam, Türkiye’nin NATO’ya katılım kararının yalnızca askeri değil, aynı zamanda güvenlik, ekonomi ve dış politika koşullarının şekillendirdiği stratejik bir zorunluluk olduğunu belirterek, bu sürecin yapısal gerçeklik teorisi ışığında değerlendirilmesinin tarihsel gelişmelerin daha doğru anlaşılmasına katkı sağlayacağını ifade etti.

YENİ KÜRESEL RİSKLER VE NATO’NUN GELECEĞİ
Konuşmasının son bölümünde uluslararası ilişkiler literatüründeki “güvenlik ikilemi” kavramına değinen Akçam, NATO gibi askeri ittifaklarda ABD ile diğer müttefikler arasındaki güç farkının iki kutuplu dönemin ardından farklı bir güvenlik ikilemi oluşturduğunu söyledi. Her NATO üyesinin ABD karşısında bir tür terk edilme ve/veya tuzaklanma ikilemi yaşadığını belirten Akçam, bu durumun NATO’nun devamlılığı ve gerekliliğini ortaya koyduğunu ifade etti.
ABD’nin zamanla uluslararası sistemi tek kutuplu yapıya dönüştürdüğünü belirten Akçam, NATO gibi kolektif savunma örgütlerinin yalnızca ortak tehditler nedeniyle değil, üye ülkelerin karşılıklı güvenlik kaygıları nedeniyle de varlıklarını sürdürdüğünü söyledi. Türkiye açısından Yunanistan ve İsrail örnekleri üzerinden bölgesel güvenlik dengelerini değerlendiren Akçam, Rusya-Ukrayna Savaşı, Orta Doğu’daki gelişmeler ve İran meselesinin, ABD hakimiyetindeki tek kutuplu sistemin sınırlarına ulaştığını gösteren gelişmeler olduğunu ifade etti.
GÜVENLİK KAYGILARI GÜNDEMDE
Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından NATO’nun işlevini kaybedeceği yönündeki beklentilerin gerçekleşmediğini belirten Akçam, uluslararası ilişkilerde belirleyici unsurun zenginlikten çok güvenlik olduğunu söyledi. Karşılıklı ekonomik bağımlılık ve demokratik barış teorilerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Akçam, Çin’in ekonomik büyümesinin yanında askeri bir güç olarak yükselişini örnek gösterdi. NATO üyesi ülkelerin uzun yıllar boyunca ekonomik kalkınma, demokratikleşme ve siyasi istikrar alanlarında önemli ilerlemeler kaydettiğini ifade eden Akçam, buna rağmen düzensiz göç, uluslararası terörizm ve bölgesel çatışmaların uzun süredir devam eden barış ortamına yönelik tehdit oluşturduğunu belirtti.
TÜRKİYE’NİN NATO İÇİNDEKİ KONUMU
Dr. Zekeriya Akçam, NATO’nun gelecekte de uluslararası güvenlik mimarisinin önemli unsurlarından biri olmaya devam edeceğini ifade etti. Türkiye’nin jeopolitik konumu, bölgesel etkisi ve güvenlik ihtiyaçları dikkate alındığında NATO üyeliğinin önemini koruduğunu belirten Akçam, Türkiye’nin hem ulusal güvenliği hem de bölgesel istikrar açısından ittifak içinde güçlü bir konumda bulunmasının önem taşıdığını söyledi.
Akçam, NATO üyeliğinin Türkiye’nin geleceği açısından da kritik bir güvenlik ve dış politika unsuru olmaya devam edeceğini ifade ederek konuşmasını tamamladı.





