Ekonomi

Kağıtta güvenlik sofrada fakirlik

Her yıl kutsal ay öncesi sistem değişikliği, yüz binlerce denetim, milyarlarca ceza… Dar gelirliler karın doyurabiliyor ama beslenemiyor. Kalcı çözüm için uzmanlar uyarıyor.

Abone Ol

Nihat AK/EGE TELGRAF- Ramazan ayı öncesinde denetimlerini artıran Tarım ve Orman Bakanlığı, geçtiğimiz yıl da kutsal ay öncesinde denetim faaliyetlerini hızlandırarak 1-30 Mart tarihleri arasında yaklaşık 200 bin denetim gerçekleştirmişti. Bakanlık, geçen yıl Kasım ayına kadar 8 bin 113 görevliyle toplam 1 milyon 362 bin 867 denetim yaptı. Bu süreçte 572 işletme hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunuldu, 32 bin 988 uygunsuzluk tespit edildi ve toplam 2,7 milyar lira para cezası uygulandı. Bakanlık, taklit ve tağşişin piyasaya sürülmesini önlemek amacıyla yeni bir kanuni düzenleme üzerinde çalışıyor. Düzenleme kapsamında para cezalarının artırılması ve denetimlerin sıklaştırılması planlanıyor. Ayrıca anlık kapatma cezalarının, uzun adli süreçler beklenmeden doğrudan Bakanlık tarafından uygulanması hedefleniyor. Böylece gıda güvenliği ihlallerine hızlı müdahale edilmesi öngörülüyor. 4 Kasım 2020’de yürürlüğe giren 7255 sayılı Gıda, Tarım ve Orman Kanunu ile gıda sektöründe para cezalarının artırıldığını, ticaretten men ve hapis cezası uygulamasının getirildiğini, her yıl olduğu gibi bu yıl da cezaların yeniden değerlendirildiğini hatırlatan TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyesi İbrahim Uğur Toprak, “Yükseltilen cezaların, ticaretten men cezalarının oluşturulmasının hatta hapis cezası uygulaması getirilmesinin sorunu kalıcı olarak çözmediğini görüyoruz” şeklinde konuştu.

‘SORULARIMIZ CEVAPSIZ’

Gıda mühendisleri olarak ilgili bakanlıklara yönelttikleri sorulara hala ikna edici cevaplar alınamadığını vurgulayan TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyesi İbrahim Uğur Toprak, “Listelerde aynı firmanın, aynı marka ürünlerinin birden fazla parti numarası ile yer aldığı görülüyor. Bu işletmelere uygulanan cezalar neden açıklanmıyor? Tabiri caizse “abone olmuş” firmalar, nasıl oluyor da aynı düzeni sürdürebiliyor? Geçen yıl 1 milyon 362 bin 867 denetimde 32 bin 988 uygunsuz ürün tespit edilmiş. Peki, bu ürünlerde gıda güvenliği açısından uygunsuz olan işletme oranı nedir? Savcılığa suç duyurusunda bulunulan 572 işletme neden kamuoyuyla paylaşılmıyor? Yılda bir kez yapılan denetimle gıda güvenliği ve halk sağlığının gerçekten sağlandığını mı düşünüyorlar?

Tarladan çatala, çiftlikten sofraya gıda güvenliğini sağlamak için Tarım ve Orman Bakanlığı’nın sistemini daha şeffaf, katılımcı ve bütünsel bir yaklaşımla geliştirmesi şarttır. Denetimlerin yeterli ve etkin olabilmesi için daha fazla gıda mühendisi istihdam edilmelidir. Ayrıca, gıda işletmelerinin yüzde 70’inden fazlasını oluşturan küçük işletmelerde, kamu bütçesinden kaynak ayrılarak uzman kontrolünde üretim yapılabilmelidir. Odamızın uzun süredir gündeme getirdiği “Yetkilendirilmiş Gıda Danışmanlığı Sistemi” ile küçük ve orta ölçekli işletmeler daha güvenli ürün üretecek ve istihdam yükleri azalacaktır. Yaşamak bir insan hakkıysa, sağlıklı, güvenli ve yeterli gıda ile temiz suya, uygun fiyatlarla sürdürülebilir biçimde ulaşabilmek de bir insan hakkıdır. Bunu sağlamak, kamunun en temel görevlerinden biridir. Tarım ve Orman Bakanlığı yetkililerini bu görevi yerine getirmeye davet ediyoruz” dedi.

‘KARIN DOYURUYOR’

Düşük gelirlerin ailelerin sağlıksız, yetersiz ve dengesiz beslenmesine yol açtığına vurgu yapan TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyesi İbrahim Uğur Toprak, “Taklit ve tağşişle mücadelede elbette ifşa etmek, denetimleri sıklaştırmak, caydırıcı para cezaları ve hatta hapis yaptırımları önemlidir. Ama ülkemiz için esas mesele, işin sosyoekonomik boyutudur. Bu noktada asgari ücret, açlık sınırı, gıda enflasyonu ve alım gücü gibi kavramlar ön plana çıkar. Yurttaşlar indirim günlerini takip ediyor, hangi ürün nerede daha uygun diye araştırıyor. Halk ekmeklerin önünde saatlerce kuyruklarda bekleyen insanları görürüz; çünkü 5 kuruş dahi hane bütçesi için büyük önem taşır. Pazarın kapanma saatlerine yakın alışveriş yapan, hatta pazar toplandıktan sonra geride kalanları toparlamak zorunda kalan yurttaşlarımızı da gözlemliyoruz. Enflasyon, sabit gelire sahip ve emeğine dayalı kesimler için yıkıcıdır. Üzülerek söylüyoruz, yurttaş ne yazık ki beslenemiyor; yalnızca karın doyuruyor. Dengeli beslenme yerine tek tip, çoğunlukla karbonhidrat ağırlıklı beslenme, ilerleyen yıllarda başta obezite olmak üzere diyabet ve diğer hastalıklara kapı aralıyor. Unutulmamalıdır ki, yaşamak bir insan hakkı ise sağlıklı, güvenli ve yeterli gıda ile temiz suya sürdürülebilir biçimde ulaşabilmek de bir haktır. Bunu sağlamak kamunun en temel görevlerinden biridir. Dar gelirli ailelerin elde ettiği gelir, yeterli ve dengeli beslenme için gerekli harcamaları karşılamaya yetmiyor. Bu durumda olan aileler, büyük olasılıkla beslenme dışındaki harcamalarının (kira, ulaşım, yakıt, elektrik ve benzerleri) bir kısmını beslenmeden kısarak dengelemeye çalışıyor” diye konuştu.