Küresel ısınmanın etkileri arasında yer alan deniz seviyesindeki yükseliş, birçok ülke için risk oluşturuyor. Bilimsel projeksiyonlara göre Maldivler’in büyük bir kısmının 2050 yılına kadar yaşanamaz hale gelmesi, Venedik’in ise ilerleyen yıllarda su baskınlarıyla karşı karşıya kalması öngörülüyor.
TÜRKİYE İÇİN RİSK SENARYOSU
İTÜ İklim Bilimi ve Meteoroloji Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, Türkiye’nin de bu süreçten etkileneceğini belirterek, “Ama Maldivler veya Venedik’teki gibi topyekûn “ülke/şehir yok oluyor” senaryosunda değil; risk daha çok kıyı şeritlerimizde, deltalarımızda ve alçak ovalarımızda yoğunlaşacak. Bu etki yavaş, sinsi ve geri dönüşü zor bir şekilde; tuzlanma, kıyı erozyonu, taşkınlar ve kıyı yerleşimlerinin daralması olarak karşımıza çıkacak.” ifadelerini kullandı.
MALDİVLER VE VENEDİK ARASI FARK
Kadıoğlu, Türkiye’nin coğrafi yapısı nedeniyle Maldivler ve Venedik ile aynı ölçekte bir risk taşımadığını belirterek, “Maldivler’in büyük kısmı denizden yalnızca 1–1,5 metre yüksekliğinde ve yapılan projeksiyonlara göre yüzyıl sonuna kadar ülke yüzölçümünün büyük bölümünün yaşanamaz hale gelmesi bekleniyor.
Venedik, zaten suyla iç içe kurulmuş, oturan zemine sahip, sık sık gelgit ve fırtına kabarmalarından etkilenen, deniz seviyesine çok yakın bir kent; 2100–2150 arasında kalıcı su baskınları ciddi bir senaryo olarak tartışılıyor. Türkiye ise Maldivler gibi “ada devlet” değil ve genel arazisi daha yüksek; fakat uzun kıyı şeridi, yoğun kıyı yerleşimi ve deltaları nedeniyle bölgesel ölçekte ciddi risk altında. Özetle: Maldivler “varlık-yokluk”, Venedik “kent ölçeğinde büyük hasar”, Türkiye ise “kıyı şeritlerinde ağır ama ülke geneli için kısmi” risk senaryosuyla karşı karşıya.” dedi.
2050 VE 2100 İÇİN ÖNGÖRÜLER
Türkiye kıyıları için yapılan ölçüm ve projeksiyonlara göre son 20 yılda Akdeniz kıyılarında yaklaşık 6 santimetrelik bir artış kaydedildi. 2050 yılı civarında 30-50 santimetre arasında, 2100 yılına doğru ise 1 metreye yaklaşan bir deniz seviyesi yükselmesi ihtimali bulunuyor.
Kadıoğlu, bu durumun etkilerini şu sözlerle açıkladı:
“0,5 m (yaklaşık 2050–2070 bandı için güçlü bir risk): Deltalarda (Çarşamba, Bafra, Çukurova), kıyı ovalarında ve alçak kıyı yerleşimlerinde sık ve kalıcı su baskınları, kıyı çizgisinin karaya doğru çekilmesi beklenir. 1 m ve üzeri (2100 ve sonrası kötü senaryolar): Bazı delta alanlarının büyük kısmının kaybı, yerleşimlerin ve tarım alanlarının önemli bölümünün su altında kalması, tuzlu suyun yeraltı suyuna daha derin nüfuz etmesi söz konusudur.”
TÜRKİYE’DE BAŞLICA RİSKLER
Kadıoğlu, deniz seviyesi yükselmesine bağlı olarak ortaya çıkabilecek başlıca riskleri şu şekilde sıraladı:
Tuzlu su girişimi ve tarım alanlarının zarar görmesi
Kıyı erozyonu ve plajların daralması
Taşkın ve fırtına etkilerinin artması
İZMİR KÖRFEZİ DE VAR
Türkiye’de riskin özellikle belirli bölgelerde yoğunlaşacağı ifade edildi. Buna göre:
Marmara: İstanbul kıyıları, Tekirdağ, Yalova, Kocaeli
Ege: İzmir Körfezi, Gediz Deltası, Aydın ve Muğla kıyıları
Akdeniz: Antalya kıyıları, Çukurova (Adana-Mersin), İskenderun Körfezi
Karadeniz: Samsun (Çarşamba ve Bafra deltaları), Sinop kıyıları
İSTANBUL İÇİN DİKKAT ÇEKEN VERİ
Kadıoğlu, İstanbul’a ilişkin verileri paylaşarak, “Örneğin; bir rapora göre, yalnız İstanbul’da 6 milyondan fazla kişinin yaşadığı yaklaşık 120 km²’lik alan deniz seviyesi yükselmesinden doğrudan etkilenebilecek durumda. Bilimsel değerlendirmeler, 0,5–1 m’lik yükselme senaryolarında İstanbul, İzmir, Çukurova Deltası, Antalya kıyıları ve Marmara Bölgesi’nin alçak sahil şeritlerini “en büyük risk” grubuna koyuyor.” ifadelerini kullandı.