Başımın tacı Mustafa Kemal Atatürk demişti ya; 'Ben sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim'. Nacizane ben de diyorum ki 'Ben sporcunun, hakemin, antrenörün, yöneticinin, başkanın liyakatlisini severim'. Haddimi bilirim, böyle yazayım dedim. Konumuzu tam olarak anlatabilmek için. Hakemlikte, futbolculukta torpil, iteleme, kul hakkı yeme, hak etmeyeni öne çıkarma hak edeni evine yollama. Gayet doğal, olağan oldu. Bir de 'Hamili kart yakinimdir' aymazlığı oluyor da. Antrenörlükte böyle şeyler olmuyor mu sanki ? Üstüne alınan alınsın fark etmez. Alınabilir, sadece bedava, ücretsiz. Şunu belirteyim. Bir de boşta kalanların hepsi ama hepsi çok becerikli de görevde bulunanların hepsi de torpilli demek değil. Mesela bir başkan yönetici, başkan gelir. Başka hesapları da vardıri, olabilir. O da doğal oldu. Hizmet, forma aşkı filan hikâye, olabilir. 20 yaşına kadar o kulübün adını bile duymamıştır. Derdi reklam, bir yerlere kapağı atmak. Alkışlarla göreve seçilirler. 'Ben bu işi biliyorum, en büyük benim' havalarına girer. Oysa ne toptan ne sistemden ne düzenden ne de insandan anlar ne de insan psikolojisinden. 'Topu görse bomba diye karakola götürür' denir ya, tam da o cinsten. Kendini bilen, bilir. Ancak yıllarca top oynamış, bu işi bilen insan evladını canından bezdirirler. Takım harika, çok iyi gidiyor, hangisi diye sormayın. Beraberlik çok az habire galibiyet. O da ne pat diye hocayı görevden alırlar, bitime üç hafta kala. Alakasız kentteki, alakasız bir siyasi bir şahıs, bir telefon. Hoop şak diye, bu başarılı isim, takımı iyi götüren isim, görevden alınır veya sinirlendirilerek bırakması sağlanır. Onurlu hocalarımız var, şükürler olsun. İşimiz bilmek dedik ya. O kadar çok cüret bulurlar ki. O hocaya, maçın ertesi günü idman koy der. Sanki kendi yorulmuş da. Çok biliyormuş gibi. Üst makamda ya. Çekil kenarı, yok olmaz. Bir telefonla gelen torpilli o kadar çok başarılı (!) olur ki. Zirveye oynayan takımı, küme düşme potasına sokmayı başarır. Alkış. O şahıs hala piyasada, kovulan da evinde. Valla. Elimde liste var, 15 hocamız, izin almam gerek. Yazamıyorum. Şak diye isim vermek olmaz. Hakkı yenen, emeği çalınan, dik duruşlu, işinden gücünden taviz vermeyenlerden, onlar. İki isim vereyim. Biri Hulusi Aldaç, biri Zeki Yalçınkaya hocalarım. Aldaç Göztepe forması giymiş, Milli hakem, üst düzey maçların yardımcı hakemi. Zeki Yalçınkaya Karşıyaka isim yapmış Süper Lig'de oynamış isim, diplomaysa diploma. Ama piyasada yoklar. Gidip de kimseye yalvarmayan isimler, boyun bükmeyen tipler. Ne arayanları soranları var. Yaş, gençlik filan derseniz, sizin de yaşınız ilerleyecek. Şimdi popülersiniz ama ya yarın. Adamlar oturduğu yerden yanlışları, hataları görüyor ama. Söyleyemiyorlar, imkanları yok. Forma aşkları zirve, her daim. Sonradan görmelerden değiller ki. Nasılsa çok bilenler var ya. İyi ki varlar diyemiyorum. Nedense, içim daralıyor.
BORALI, TÜRKÖZÜ, DOĞANGİR
Adil Doğangir, Sertan Türközü, Bora Boralı. Dönemlerinin iyi hakemleri, kaliteli, karakterli insanlar. Tanırım, bilirim. Gözlemci olmaları, gerek olamıyorlar. Talimat var ya, saçma sapan şeyler. Gepgenç adamlara yaşlısın deniyor. Kimi de kırgın, gelemem vaktim yok diyor. Mazeret aynı, maalesef. Bu işler böyle. Ama böyle olmamalı, böyle gitmemeli. Davet de edildiler. 'Talimata uygun değilsin' denileni de var. 'Huzuruma bozamam' diyeni de. Bence herkes haklı, kendince. Ama doğru ve gerçek bir tane. Ama böyle olmaz. Antrenörlükteki gibi duruma bakıyoruz. Hakemlik yıl olarak az yapmış, bu nedenle de yaşı uygun haliyle. Boy pos yerinde, üniversite mezunu. Ne alakası varsa diplomayla. Hoop gözlemci. Hakemlik de gözlemcilik de, böyle değil ki. Bambaşka bir şey. Yazık ülkeme. Toptan anlamaz, kursu yok, dersi yok, sertifikası yok. Kulüp Başkanı olur, yönetici olur. Hakemliği bilmez, hakemden anlamaz, tribünden etkilenir. Adı ne gözlemci ? Hakem keşfedecek yani, hadi canım sende. Avaz avaz 'oğlum bak git' diyesim geliyor.
KELEŞ, ÇALIŞ, KÜÇÜKATA, SEVİNDİ
Soner Keleş, dönemin iyi futbolcularından, zevkle izlerdim, maçlarına da çıktım. İzmirspor'u BAL'a geri döndürdü. Şimdi de Torbalıspor'u başarıya ulaştırma, genç yetenek keşfetme, destek olma yolunda. Umarım her şey gönlünce olur. Soner Keleş kardeşimin yardımcısı Onur Yeniyurt, kaleci antrenörü de Emrah Karadağ. İzmirspor'u da bu sezon BAL'da Ali Çalış çalıştıracak, teknik sorumlu. Çalış soyadı yabancı gelmedi. Biraz araştırdım, buldum. Efsane Altay'ın, emektarı, masör Mahmut Çalış ağabeyimin evladı imiş. Antrenör İsmail Yalçın, Mustafa Şen Atletik Performans Antrenörü, Şenol Sevindi de Kaleci Antrenörü. Şenol Sevindi İzmirspor'un gururlarından, umarım hepsi, birlikte başarır. Bir başka liyakatli isim de Atilla Küçüktaka. 8 yıl Altınordu'da görev yaptı. Hamdı, pişti, şimdi yanma vakti. Atilla kardeşim de kaleci kökenli. Şenol Güneş için 'Kaleciden Hoca olmaz' dendi. Sonuç ortada. Göreve getirilen hocalarım, kardeşlerim şurda, burda burda oynadı diye de. Uzun uzadıya yazmaya gerek yok. Önemli olan gelecek, başarılar diliyorum. Liyakatiniz gibi şansınız bahtınız bol olsun. Durmak yok çalışmaya devam. Hak eden hak ettiği yere gelsin, tek isteğim bu. Başka da ricam yoktur Hâkim Bey.