Nihat AK/EGE TELGRAF- Temmuz enflasyonu, resmî verilerle bağımsız araştırma arasındaki büyük farkı bir kez daha gözler önüne serdi. TÜİK, tüketici fiyatlarının temmuzda aylık yüzde 1,78, yıllık yüzde 31,75 arttığını açıklarken; ENAG aynı dönemde aylık enflasyonu yüzde 3,07, yıllık enflasyonu ise yüzde 50,49 olarak hesapladı. İki kurumun yıllık verileri arasındaki yaklaşık 19 puanlık fark, vatandaşın çarşıda, pazarda ve faturalarında hissettiği hayat pahalılığına ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirdi. Açıklanan verilerle birlikte ağustosta konut ve iş yerlerinde uygulanabilecek kira artış tavanı da yüzde 31,9 oldu. Temmuzda aylık bazda fiyatı en fazla artan kalem, yüzde 50,42 ile ayaktan tedavi ve rehabilitasyon hizmetleri oldu. Bu grubu yüzde 25,87 ile soğan, sarımsak, havuç, mantar ve zeytin gibi diğer taze sebzeler, yüzde 21,63 ile yumrulu sebzeler izledi. Domates, biber, salatalık ve kabak gibi meyvesi yenen sebzelerde fiyat artışı yüzde 14,53’e ulaşırken, tanısal görüntüleme ve tıbbi laboratuvar hizmetleri yüzde 12,34 zamlandı. Sürücüsüz araç kiralama yüzde 10,94, çay ve demlenerek hazırlanan bitkisel ürünler yüzde 9,96, yurt içi hava yolu taşımacılığı ise yüzde 9,07 arttı.

DÜŞÜŞ EĞİLİMİ DURDU
Enflasyonda bir süredir devam eden gerileme eğiliminin durduğuna dikkati çeken ekonomist Prof. Dr. Hüsnü Erkan, “Geçen ay açıklanan enflasyon oranının, maaşlara ve çeşitli değişim oranlarına doğrudan yansıyacak olması nedeniyle düşük tutulduğunu düşünüyorum. Temmuz verileri daha makul bir seviyede açıklanmış görünse de bir önceki aya kıyasla yeniden yükseliş yaşandı. Yıllık enflasyonun yüzde 30-35 aralığında adeta yerleşmesi, bir süredir devam eden gerileme eğiliminin durduğunu gösteriyor. Sağlık hizmetlerindeki yüksek fiyat artışları da temmuz enflasyonunu yukarı çeken başlıca unsurlar arasında yer aldı” dedi.

‘ÜRETİMİ ARTIRMADAN ZOR’
Üretimi artırmadan kalıcı bir enflasyon düşüşünün zor olacağı görüşünü dile getiren Prof. Dr. Erkan, “Enflasyondaki düşüşün yavaşlamasının temelinde ekonomideki üretim zayıflığı ve enerji maliyetlerindeki yükseliş bulunuyor. Petrol fiyatlarına ve akaryakıta gelen zamlar, üretimden ulaşıma kadar bütün maliyet zincirini etkiliyor. Türkiye ekonomisinin üretim yerine ağırlıklı olarak inşaat ve ticarete yönelmesi de enflasyonla mücadeleyi zorlaştırıyor. Katma değeri yüksek olmayan bu sektörlere dayalı ekonomik yapı, ekonominin içeriğini güçlendirmek yerine giderek zayıflatıyor. Üretim artırılmadan enflasyonun kalıcı biçimde aşağı çekilmesi mümkün görünmüyor. Yaz aylarında meyve ve sebze fiyatlarında mevsimsel bir rahatlama yaşansa da eylül, ekim ve kasım aylarında fiyatların yeniden yükselmesi beklenebilir. Bu nedenle enflasyonda kalıcı bir düşüş konusunda güçlü bir iyimserlik taşımıyorum” ifadelerini kullandı.
19 PUANLIK FARK
TÜİK ile ENAG’ın yıllık enflasyon verileri arasında yaklaşık 19 puanlık fark bulunduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Erkan, “ENAG’ın fiyat toplama yöntemi ve dikkate aldığı ürün grupları TÜİK’ten farklı olabilir. Ancak bana göre Türkiye’de gerçek enflasyon yüzde 40’ın üzerinde seyrediyor ve iki kurumun verilerinin ortalaması ekonomik tabloya daha yakın bir sonuç verebilir. TÜİK’in açıkladığı rakamların özellikle maaş artışlarının belirleneceği dönemlerde aşağı yönlü zorlandığını düşünüyorum. Fiyatların bilinçli olarak daha düşük noktalardan alınması da sonucu önemli ölçüde değiştirebilir. İstatistiklerde kullanılan ürün, fiyat ve ölçüm noktaları değiştirildiğinde ortaya çıkan tablo da kolaylıkla farklılaştırılabilir. Rakamlarla oynandığında, ekonomik gerçekliğin kamuoyuna olduğundan başka biçimde yansıtılması mümkündür” diye konuştu.

TEK HANE ÜTOPİK
Enflasyonun kısa sürede tek haneli rakamlara indirileceği yönündeki söylemlerin gerçek dışı olduğuna vurgu yapan ekonomist Murat Kartalkaya, “Açıklanan veri, piyasaların yönünü değiştirecek ölçüde sürpriz taşımıyor. Ancak mevcut iç ve dış koşullar altında enflasyonun kısa sürede tek hanelere indirilmesi gerçekçi görünmüyor. Dünya genelinde faizlerin yeniden yükselmesi, enerji ve finansman maliyetlerinin artması beklenirken Türkiye’nin ters yönde hızlı bir başarı sağlaması oldukça güç. Küresel enflasyonun gerilediği dönemde dahi fiyat artışlarını kontrol edemeyen ekonomi, yeni yükseliş dalgasında daha fazla zorlanabilir. Bu nedenle yıl sonunun yüzde 30’lar seviyesinde tamamlanması bile önemli bir sonuç sayılabilir. Daha sert bir sıkılaştırma denenmesi ise üretim, istihdam ve finansman cephesinde yeni sorunlar doğurabilir. Merkez Bankası’nın hedeflerine ulaşılması için yalnızca para politikası değil, güven ve verimlilik artışı da gerekiyor. Kurumsal öngörülebilirliğin kalıcı biçimde güçlendirilmesi gerekiyor” dedi.

PİYASANIN POZİSYON ALIŞI
TÜİK ile ENAG’ın yıllık enflasyon verileri arasındaki yaklaşık 19 puanlık farkın yalnızca istatistiksel bir ayrışma olarak görülmemesi gerektiğine vurgu yapan Kartalkaya, “Piyasanın fiyatlaması, resmî orandan çok daha yüksek bir enflasyon beklentisine işaret ediyor. Mevduat faizlerinin yüzde 40’ın, tahvil getirilerinin ise yüzde 50’nin üzerine çıkması; bankaların, yatırımcıların ve büyük kurumların kararlarını daha yüksek bir enflasyon varsayımıyla aldığını gösteriyor. Bu tablo, ciddi ekonomik aktörlerin TÜİK verisini tek başına yeterli bulmadığını, ENAG’a yakın oranları fiilen dikkate aldığını düşündürüyor. Çünkü finansal kurumlar getirilerini, risk primlerini ve kâr marjlarını açıklanan resmî rakama göre değil, piyasada hissedilen enflasyona göre oluşturuyor. Bu nedenle gerçek ekonomik davranış, çoğu zaman ENAG verileriyle daha uyumlu bir görünüm sergiliyor. Fiyatlama davranışları da resmî tablodan daha yüksek bir oranı doğruluyor. Bu durum da güven sorununu derinleştiriyor” şeklinde konuştu.




