Pelin PEKEDİS – EGE TELGRAF/ Ege Telgraf Televizyonu’nda yayınlanan “Hayatın İçinden” programında 27 Mart Dünya Tiyatro Günü özel yayını izleyiciyle buluştu. Programın sunucusu İlkay Kıyak, tiyatroya ömrünü adamış isimlerden Haluk Işık’ı ağırladı. Programda Haluk Işık’ın sanat yaşamına geniş yer verildi. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne ve Görüntü Sanatları Bölümü’nden doktora yeterlilik düzeyinde mezun olan, Devlet Tiyatroları’nda dramaturg olarak çalışan, çok sayıda belediyede sanat danışmanlığı yapan, onlarca oyun yöneten ve yüzlerce dramaturji raporuna imza atan Işık’ın tiyatroya adanmış üretim dolu yaşamı ekrana taşındı.
HEM DOĞUM GÜNÜ HEM TİYATRO GÜNÜ
Yayının dikkat çeken anlarından biri de Haluk Işık’ın 27 Mart’ta, yani Dünya Tiyatro Günü’nde doğmuş olmasıydı. Bu özel tesadüfe ilişkin konuşan Işık, “Teşekkür ederim yani meslek günü olarak iyi. Doğum günü olarak tabii artık 66'ya bağlanmak üzere olan bir şey olarak pek iyi değil yani” diyerek stüdyoda tebessüm yarattı. İlkay Kıyak ise usta ismin üretkenliğine ve öğrencileri üzerindeki etkisine vurgu yaparak, ondan eğitim alanların büyük bir şans taşıdığını söyledi. Program boyunca usta-çırak geleneği, tiyatronun eğitimle kurduğu bağ ve sanatın kuşaktan kuşağa aktarılan bir sorumluluk olduğuna dair güçlü vurgular öne çıktı.
“TİYATRONUN EN GÜÇLÜ YANI”
Türk tiyatrosunun güçlü ve zayıf yanlarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Haluk Işık, “Günümüz tiyatrosunun en güçlü yanını soruyorsun. Bana göre en güçlü yanı meslektaşlarımın inandığıdır” diyerek, tüm olumsuz koşullara rağmen üretmeye devam eden sanatçılara selam gönderdi. Tiyatronun bugün hala varlığını sürdürüyor olmasını bir direniş ve adanmışlık örneği olarak tanımlayan Işık, “Bu kadar olumsuzluğa, bu kadar yoksunluğa, bu kadar düzeltilmesi gereken pek çok soruna rağmen hala tiyatro yapıyorlarsa hala bize üretimlerini paylaşıyorlarsa bu büyük bir kahramanlıktır. Büyük bir güçtür” ifadelerini kullandı.
“YÜZEYSEL EĞLENCE DEĞİL”
Haluk Işık, tiyatronun en büyük sorunlarından birinin toplumdaki sanat algısının zayıflaması olduğunu söyledi. Özellikle tiyatronun yüzeysel eğlenceyle karıştırılmasına dikkat çeken Işık, sanatın yalnızca vakit geçirme aracı gibi görülmesini eleştirdi. Yalnızca büyük şehirlerde görünür olan sahnelerin değil, Anadolu’da tüm zorluklara rağmen sanat üretmeye çalışan tiyatro topluluklarının da görülmesi gerektiğini söyleyen Işık, bu görünmeyen emeğin altını özellikle çizdi.
“SANAT OLMADAN İNSAN EKSİK KALIR”
Programın en çarpıcı bölümlerinden biri, sanatın insan yaşamındaki yerine dair yapılan derin değerlendirmeler oldu. Haluk Işık, sanatın bireyin yalnızca estetik yönünü değil, insan kalabilme gücünü de beslediğini vurguladı. Işık, “İnsanı güzel, şahane, inanılmaz yaratık yapan şey sadece barınması, doyması, giyimi değildir. Gönlünün, beyninin, gözlerinin dolu olmasıdır. Bu da sanattan başka hiçbir şeyle doldurulamaz” sözleriyle sanatın yaşamdaki vazgeçilmezliğini dile getirdi. Sanatın toplumsal dönüşümdeki etkisini de anlatan Işık, trafik düzeninden şehir yaşamına, insan ilişkilerinden dil kullanımına kadar pek çok meselenin kültür ve sanatla doğrudan bağlantılı olduğunu savundu.
YEREL YÖNETİMLERE ÇAĞRI
Yayında yerel yönetimlerin kültür ve sanat alanındaki sorumluluğu da dikkat çeken başlıklardan biri oldu. Işık, “Yerel yönetimlerin görevi sadece kaldırım döşemek, lağımını temizlemek, işte kokusunu gidermek falan filan. Tabii ki bunları yapacak. Ama yerel yönetimlerin insanların kafalarındaki kanalizasyonları, kalplerindeki pislikleri temizlemek için çaba göstermesi gerekir” dedi. Çocukların sanatla çok küçük yaşta buluşturulması gerektiğini de vurgulayan Işık, sanat eğitiminin yalnızca profesyonel sanatçı yetiştirmek için değil, estetik duygusu gelişmiş yurttaşlar yetiştirmek için de gerekli olduğunu anlattı.
“SANAT LOKOMOTİFTİR”
Programda tiyatronun topluma ayna mı tuttuğu yoksa yeni bir bakış açısı mı kazandırdığı sorusu da gündeme geldi. Haluk Işık, sanatın lokomotif olması gerektiğini belirterek tiyatronun yalnızca gördüğünü yansıtan değil, olması gerekeni işaret eden bir güç taşıdığını anlattı. Işık, “Sanatçı diyor toplumda ışığı ilk hissedebilen insandır. Yani sanat daima bir lokomotif olmak zorunda” sözleriyle sanatçının toplumsal sorumluluğunu tarif etti. Ancak bu yol göstericiliğin hayattan kopuk, ukala ve halktan uzak bir yerden kurulamayacağını da özellikle vurguladı. Sanatın ithal kalıplarla değil, bu toprakların hikâyeleriyle güçleneceğini belirten Işık, Türkiye’nin kendi türkülerini, kendi şarkılarını, kendi oyunlarını üretmesi gerektiğini söyledi.
“SANATLA DAHA YAŞANILIR BİR HAYAT”
Yayının en dikkat çeken cümlelerinden biri de Haluk Işık’ın sanata dair yaptığı tanım oldu. Işık, “Sanatı iyi tanımlamamız gerekiyor. Yani bana göre sanat hayattan aldığını hayata armağan etmektir” diyerek sanatın yalnızca estetik bir uğraş değil, yaşamı dönüştüren bir aktarım biçimi olduğunu anlattı. Bu tanımın devamında sanatın estetik ve düşünsel bir süzgeçten geçerek topluma daha yaşanılır bir hayat sunması gerektiğini söyleyen Işık, sanatın taklide ya da boş zaman eğlencesine indirgenmesine de karşı çıktı.
DÜNYA TİYATRO GÜNÜ MESAJI
Programın finalinde 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’ne ilişkin son sözlerini söyleyen Haluk Işık, sanatın yaşamın merkezindeki yerini bir kez daha hatırlattı. Kültür ve sanatın insan ömrünü çoğalttığını, sıradan görünen hayatları bile unutulmaz kıldığını anlatan Işık, sanatın büyük salonlardan ibaret olmadığını da vurguladı. Usta isim, finalde “Bertolt Brecht'in lafıyla bitireyim o zaman özetleyeyim. Diyor ki En güzel sanat yaşama sanatıdır. Yaşama sanatını başarmamız için onun üstesinden gelmemiz ve bize yakışan bir hale koymamız için bizim kültürden, sanattan başka çıkışımız yoktur” dedi.
İlkay Kıyak da programın sonunda Haluk Işık’a teşekkür ederek hem doğum gününü kutladı hem de onun nezdinde tiyatroya gönül veren herkesin 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nü kutladı.