Nihat AK/EGE TELGRAF- Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yayımladığı rapora göre, İzmirli işletmeler üç ayrı risk kategorisinde dikkat çekici sayılarla yer aldı. “Kırmızı Liste”deki 8 İzmirli işletmede; dönerci dana pide harcı, dana sucuk, dana kıymalı çiğ pide harcı, kıymalı pide harcı, dana köfte ve dana kasap sucuk ürünlerinde tek tırnaklı eti tespit edilirken, toz biber ve isot ürünlerinde ise gıdada kullanımına izin verilmeyen boya bulunduğu belirlendi.

Taklit veya tağşiş yapılan gıdalar (aynı değeri taşımayan madde eklenmesi) raporunda İzmirli 27 işletme yer aldı. Denetimlerde; dana eti diye satılan kebap ve cağ kebabında kanatlı eti, mekanik ayrılmış kanatlı eti tespit edilirken; lahmacun ve pide harçlarında sakatat kullanıldığı belirlendi. Ayrıca zeytinyağına daha düşük kaliteli yağların karıştırıldığı, ayçiçek yağına farklı tohum yağları eklendiği, balda taklit/tağşiş yapıldığı ve bazı ürünlerde gıdada kullanımına izin verilmeyen boya ile bezelye gibi içeriklere rastlandığı ortaya kondu.
Taklit veya tağşiş yapılan gıdalar (temel özelliği etkileyen içerik eksikliği) listesinde İzmirli 1 firma yer alırken, yapılan incelemelerde tam yağlı taze kaşar peyniri (500 gr) ürününde eritme tuzu kullanıldığı tespit edildi.
İFŞADAKİ DETAY
Bakanlığın ifşa listesinin detaylandırılması gerektiğine dikkati çeken TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Başkanı İ. Uğur Toprak, “Bakanlık ürün grubundan alınan numune miktarını, bu numunelerin yüzde kaçının hileli olduğunu da kamuoyuyla paylaşması gerekir. İfşası yapılan ürünün parti numarası ile birlikte numune alma ve analiz tarihinin de belirtilmesi şeffaflık ve tüketicinin daha net bilgilendirilmesi konusunda fayda sağlayacaktır. Ayrıca özellikle sağlığı tehlikeye düşürecek gıdalar başlığı altında ürünlerin mikrobiyolojik analiz sonuçları da açıklanmalı, pestisit kalıntı limitini aşan ürünler ile aflatoksin, okratoksin sınır değerlerini aşan ürünler ve bunları piyasaya süren firmalar da ifşa edilmeli” dedi.

LİSTENİN MÜDAVİMLERİ
Bazı işletmelerin ifşa listesinin müdavimleri olduğuna vurgu yapan Başkan Toprak, “Gerekirse bu işletmelerin kapatılması, farklı isimlerle yeniden faaliyet göstermelerinin engellenmesi ve ticaretten men edilmeleri gerekiyor. Mevcut mevzuat ise çoğu zaman yetersiz kalıyor; çünkü firmalar cezayı ödeyip tağşişli ürün satışından daha fazla kazanç elde etmeye devam edebiliyor.“Tarladan çatala” gıda güvenliği için şeffaf bütünsel bir denetim sistemi kurulmalı. Gıda işletmelerinin yüzde 80’ini oluşturan küçük işletmelerde, kamu desteğiyle uzman kontrolünde üretim sağlanması büyük önem taşıyor. Bu kapsamda, küçük ve orta ölçekli işletmelerin daha güvenilir üretim yapmasını ve istihdam yükünün azalmasını hedefleyen “Yetkilendirilmiş Gıda Danışmanlığı Sistemi”nin ivedilikle hayata geçirilmesi gerekiyor. Sağlıklı, güvenli ve yeterli gıdaya uygun fiyatlarla erişim, temiz su gibi temel bir insan hakkıdır ve bunu sağlamak kamunun en önemli sorumluluklarından biridir” ifadelerini kullandı.
SOSYOEKONOMİK GERÇEKLER
Meselenin asıl düğüm noktasının sosyoekonomik gerçeklerde yattığını belirten Başkan Toprak, “Türk-İş verilerine göre Mart 2026’da dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 32.792 TL’yi aşarken, 2026 yılı asgari ücreti bunun altında kalıyor. Yükselen gıda enflasyonu, dar gelirli kesimleri daha da zorlarken; vatandaşın tercihini kalite yerine fiyat belirler hale getiriyor. Artan maliyetler, iklim değişikliği, üretim sorunları ve göç gibi etkenlerle gıda fiyatları sürekli yükselirken; ucuz ürün arayışı da beraberinde iki büyük riski getiriyor: sağlıksız koşullarda üretilen kayıt dışı gıdalar ve taklit–tağşiş ürünler. Halk ekmek kuyrukları, indirim kovalamaca ve pazar artıklarına yönelim, alım gücündeki erimenin somut göstergeleri haline geliyor. Enflasyon sabit gelirli kesimler için yalnızca ekonomik değil, doğrudan halk sağlığını tehdit eden bir soruna dönüşüyor” diye konuştu.

KASAPLARA ÜRETME YETKİSİ
Üyelerine sucuk üretim izninin verilmesini isteyen İzmir Kasaplar Odası Başkanı Melih Şenkara, “Kötü niyet, özellikle gıda söz konusu olduğunda asla kabul edilemez. İnsan sağlığını tehlikeye düşüren ürünlerin üretilmesi ve satışının hiçbir şekilde affı yoktur. Biz Kasaplar Odası olarak, üyelerimizle birlikte sağlıklı ve güvenli gıdanın hijyenik koşullarda üretilmesi ve tüketiciye sunulması için yoğun bir çaba içerisindeyiz. Ancak sucuk üretimi konusunda kasapların doğrudan bir yetkisi bulunmamaktadır. Üyelerimiz bu ürünleri, yetkili işletmeler aracılığıyla üretmek zorunda kalmaktadır. Bu süreçte birçok kişi titizlikle çalışsa da, tek bir ihmalkârlık ya da kötü niyet tüm sistemi zan altında bırakabilmektedir. Bu nedenle, belirli kriterler ve denetimler çerçevesinde kasaplara kendi işletmelerinde sınırlı miktarda sucuk üretme izni verilmesini talep ediyoruz. Bu düzenleme ile ürünlerin içeriğinde tek tırnaklı et, sakatat ya da kanatlı et gibi uygunsuzlukların önüne daha etkin şekilde geçilebileceğine inanıyoruz” şeklinde konuştu.

HAKSIZ REKABET ÖNLENMELİ
İzmir Lokantacılar Odası Başkanı Doğan Kılıç, “Gıda ürünlerinde ciddi bir enflasyon baskısı yaşanıyor. Oda üyelerimiz, tüm zorluklara rağmen hijyenik ve sağlıklı üretimden ödün vermeden büyük bir titizlikle çalışıyor. Ancak kira, enerji ve diğer girdi maliyetleri kayıtlı esnafın üzerindeki yükü her geçen gün artırıyor. Buna karşılık, kayıt dışı ve denetimsiz üretim yapan işletmeler düşük fiyatlarla haksız rekabet yaratıyor. Bu durum hem esnafımızı zorluyor hem de halk sağlığını riske atıyor. Vergi ve girdi maliyetlerinin makul seviyelere çekilmesi ve kayıt dışıyla mücadelenin daha etkin yürütülmesi büyük önem taşıyor. Ancak bu şekilde hem esnaf korunabilir hem de insan sağlığını önceleyen sürdürülebilir bir gıda sektörü oluşturulabilir” dedi.





