Bilim ve Teknoloji

Türkiye, Avrupa’nın üretim üssü olma konumunu koruyor! 250 bin kişilik istihdamı temsil eden sektörden açıklamalar

Küresel ekonomide yaşanan jeopolitik gerilimler, finansman maliyetleri ve kur-enflasyon dengesizliği otomotiv tedarik sanayisinde maliyet baskısını artırırken, sektör temsilcileri dijital dönüşüm ve verimlilik yatırımlarını ön plana çıkarıyor

Abone Ol

Küresel ekonomide artan jeopolitik riskler, enerji ve lojistik maliyetlerindeki dalgalanmalar, üretim odaklı sektörlerde yeni stratejileri gündeme getiriyor. Bu süreçte otomotiv tedarik sanayisi, hem küresel gelişmelerden etkilenen hem de dönüşüm sürecinin önemli aktörlerinden biri olarak öne çıkıyor. Taşıt Araçları Tedarik Sanayicileri Derneği (TAYSAD), sektörün mevcut görünümüne ilişkin değerlendirmelerde bulunarak dijital dönüşüm, verimlilik ve teknoloji yatırımlarının önemine dikkat çekti.

250 BİN KİŞİLİK İSTİHDAMI TEMSİL EDİYOR

TAYSAD Yönetim Kurulu Başkanı Yakup Birinci, tedarik sanayisinin otomotiv ekosistemindeki rolüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Birinci, dernek üyeleri aracılığıyla yaklaşık 250 bin kişilik istihdamı temsil ettiklerini belirterek "Şu anda dernek olarak üyelerimiz aracılığıyla yaklaşık olarak 250 bin kişilik bir istihdamı temsil ediyoruz. Otomotiv ihracatı açısından baktığımızda neredeyse toplam otomotiv ihracatının yarıya yakın bir kısmını tedarik sanayi olarak bizler üretiyoruz. Burada çok önemli bir çarpan etkisi var. Bir aracın ortalama değer maliyeti içinde tedarik sanayinin payı yüzde 60 seviyelerindeyken, Türkiye’de üretilen araçlar ve bu araçların içindeki yerli tedarik katkısı birlikte değerlendirildiğinde bu oran yüzde 70’lere kadar çıkıyor. Yani biz sadece parça üretmiyoruz, Türkiye’nin toplam ihracat değerinin çok önemli bir bölümünü dolaylı olarak dış pazarlara taşıyoruz. Bu nedenle tedarik sanayi, otomotiv ekonomisinin dışa açılan en güçlü damarlarından biri konumunda yer alıyor" dedi.

TÜRKİYE AVRUPA’NIN ÜRETİM AĞINDA

Türkiye’nin üretim kapasitesi ve ihracat performansına da değinen Birinci, otomotiv tedarik sanayisinin Avrupa pazarındaki konumuna dikkat çekti. Birinci, "Türkiye’de tedarik sanayi uzun yıllardır hem yerli üreticilerin hem de uluslararası yatırımların birlikte şekillendirdiği çok katmanlı bir yapı olarak ilerliyor. Bugün geldiğimiz noktada yaklaşık 1,5 milyon adetlik üretim bandı garanti altına alınmış, 2,5 milyona yaklaşan bir kapasite yapısından söz ediyoruz. Bu kapasitenin içinde yabancı sermayeli şirketlerin payı yüksek olsa da güçlü yerli ve milli üreticiler ekosistemin temelini oluşturuyor. Özellikle Avrupa Birliği başta olmak üzere ihracat pazarlarına baktığımızda, Türkiye’deki tedarik sanayi üretiminin yaklaşık yüzde 70’inin Avrupa’ya yöneldiğini görüyoruz. Bu da aslında Türkiye’deki tesislerin Avrupa başta olmak üzere küresel otomotiv üretim ağlarının bir parçası olarak çalıştığını gösteriyor. Bugün yaklaşık 5 milyar euro ihracat ve 5 milyar euro ithalat büyüklüğüne sahip dengeli bir ticaret yapısından bahsediyoruz. Bu tablo, Türkiye’nin tedarik sanayi açısından Avrupa’nın üretim altyapısına entegre olmuş bir ihracat üssü olduğunu net biçimde ortaya koyuyor" dedi.

MALİYET BASKISI ARTIYOR

Sektörün karşı karşıya olduğu ekonomik koşullara da değinen Birinci, enflasyon ve kur hareketleri arasındaki uyumsuzluğun üreticiler üzerinde baskı oluşturduğunu ifade etti. Birinci "Son dönemde en kritik konu başlığımız makro ekonomik dengelerde yaşanan ayrışma. Özellikle enflasyon ile kur hareketleri arasındaki uyumsuzluk, üretim maliyetlerini doğrudan etkiliyor. Son dört aylık dönemde yüzde 14 seviyesinde gerçekleşen toplam enflasyona karşı euro kurundaki artışın 4.6 ila 4.8 bandında kalması, ihracatçı üretici açısından önemli bir baskı alanı oluşturuyor. Buna ek olarak faiz tarafında yukarı yönlü eğilim, finansmana erişim ve işletme sermayesi yönetimini daha da zorlaştırıyor. Enerji maliyetlerinde sanayi kısmen korunaklı bir yapıda olsa da lojistik, navlun, petrol ve petrokimya kaynaklı maliyet artışları tüm değer zincirine yayılıyor. Özellikle plastik ve türev ürünlerde yaşanan fiyat hareketleri, üretim maliyetlerini doğrudan etkileyen bir baskı unsuru haline gelmiş durumda" değerlendirmesini yaptı.

ELEKTRİKLİ ARAÇ DÖNÜŞÜMÜ

Elektrikli araçlara geçiş sürecinin tedarik sanayisi üzerindeki etkilerine de değinen Birinci, sektörün yeni teknolojilere uyum sağlamasının önem taşıdığını vurguladı. Birinci, "Sektörümüz, verimlilik artışı, dijital dönüşüm, otomasyon yatırımları ve yeni teknolojilere adaptasyon üzerinden rekabet gücünü korumaya çalışıyor. Elektrikli araç dönüşümü ise bu sürecin ayrı bir kırılma noktası olarak öne çıkıyor. Türkiye’de yerlilik oranının yüzde 70 seviyelerini aşması önemli bir referans olarak görülüyor. Ancak elektronik komponentlerin, yazılımın ve yeni nesil tedarik kalemlerinin artışı, sanayinin kendini yeniden tanımlamasını zorunlu kılıyor. Bu dönüşüm, aynı zamanda yeni iş birliklerini, teknoloji odaklı ortaklıkları ve daha yüksek katma değerli üretim modellerini de beraberinde getiriyor. Tüm bu tabloya baktığımızda, tedarik sanayi artık teknoloji, verimlilik, entegrasyon ve sürdürülebilirlik üzerinden yeniden konumlanmak zorunda. Biz de TAYSAD olarak bu dönüşümün merkezinde yer alıyor, sektörümüzün küresel risklere karşı daha dayanıklı, daha esnek ve daha yüksek katma değer üreten bir yapıya kavuşması için çalışıyoruz." ifadelerini kullandı.