Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yusuf Demir, son dönemde artan yağışların kuraklık riskini ortadan kaldırdığı yönündeki algının doğru olmadığını söyledi. Demir, iklim değişikliğinin yalnızca yağış miktarını değil, yağışın zamanını, şiddetini ve dağılımını da değiştirdiğini belirtti.
KISA SÜRELİ AŞIRI YAĞIŞLARIN ETKİSİ
Prof. Dr. Demir, kısa sürede gerçekleşen aşırı yağışların toprağa yeterince nüfuz edemediğini, bu nedenle suyun büyük bölümünün yüzey akışına geçerek denizlere ulaştığını ifade etti. Bu durumun aynı yıl içinde hem sel hem de kuraklık yaşanmasına neden olabileceğini söyledi.

KARADENİZ BÖLGESİ İÇİN YENİ RİSKLER
Demir, Karadeniz Bölgesi’nde iklim değişikliğinin yeni ve alışılmadık riskler oluşturduğunu belirtti. Samsun, Trabzon, Rize, Giresun, Ordu ve Artvin’de aşırı yağışların sel ve heyelan riskini artırdığını, yaz aylarında ise kurak dönemlerin su kaynakları ve tarımsal üretim üzerinde baskı oluşturduğunu dile getirdi.
SU YÖNETİMİNDE YENİ YAKLAŞIM İHTİYACI
Prof. Dr. Demir, Türkiye’nin yalnızca su temin eden değil, suyu yöneten bir ülke olması gerektiğini vurguladı. Barajların tek başına yeterli olmadığını belirten Demir, havza bazlı su yönetimi, yeraltı sularının korunması, yağmur suyu hasadı, gri su kullanımı, atık su geri kazanımı, sulama verimliliği ve şehirlerde kayıp-kaçak oranlarının azaltılmasının öncelik olması gerektiğini söyledi.
SU STRATEJİK BİR KAYNAK HALİNE GELDİ
Demir, su politikalarının artık sadece teknik değil aynı zamanda stratejik ve güvenlik boyutu olan bir konu olarak ele alınması gerektiğini ifade etti. Su olmadan tarımın, tarım olmadan gıda güvenliğinin, gıda güvenliği olmadan da ekonomik ve toplumsal güvenliğin sağlanamayacağını belirtti.
YEREL YÖNETİMLERE ÇAĞRI
Prof. Dr. Yusuf Demir, belediyelere yönelik önerilerini de sıraladı. Demir, “2026 yılı yaz aylarından itibaren yaşanacak bu sürece karşı; her belediye iklim değişikliğine uyum eylem planı hazırlamalı, yağmur suyu hasadı zorunlu hale getirilmeli, kentsel su kayıp-kaçak oranları düşürülmeli, kuraklık eylem planları tüm havzalarda güncellenmeli, tarımsal sulama yatırımları hızlandırılmalı, yeraltı sularının korunmasına yönelik denetimler artırılmalı, su ayak izi ve karbon ayak izi uygulamaları yaygınlaştırılmalı ve çölleşmeyle mücadele kapsamında ağaçlandırma ve toprak koruma projeleri desteklenmelidir. Kuraklıkla mücadele yalnızca devletin değil, toplumun tamamının sorumluluğudur. Evlerimizde, iş yerlerimizde ve tarımsal faaliyetlerimizde suyu verimli kullanmak zorundayız. Tasarruf edilen her litre su, yarının güvencesidir. Bugün karşı karşıya olduğumuz en büyük tehditlerden biri, kuraklığı yalnızca yağış eksikliği olarak görmektir. Kuraklık; su kaynaklarının azalması, tarımsal üretimin risk altına girmesi, gıda güvenliğinin zayıflaması ve geleceğin belirsizleşmesidir” ifadelerini kullandı.





