Nihat AK/EGE TELGRAF- Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre yıllık enflasyon yüzde 32,37 olurken, Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) bu oranı yüzde 55,38 olarak açıkladı. Aylık artışta da fark dikkat çekti; TÜİK yüzde 4,18, ENAG ise yüzde 5,07 artış hesapladı. Ege Telgraf’a konuşan ekonomistler, mevcut politikalarla yılsonu hedeflerinin tutmasının zor olduğunu, gelir dağılımındaki bozulmanın süreceğini ve çözüm için ya erken seçim ya da kapsamlı yapısal reformların şart olduğunu vurguladı.
‘YÜZDE 40’I AŞAR’
Son açıklanan veriler ışığında, TÜİK tarafından hesaplanan enflasyon oranlarının, önceki dönemlere kıyasla piyasa gerçekliğine bir miktar daha yaklaştığına dikkati çeken ekonomist Prof. Dr. Hüsnü Erkan, “Yılın henüz üçte birlik bölümünü geride bırakmışken, enflasyonun yüzde 14’ün üzerine çıkmış olması dikkat çekicidir. Bu eğilim basit bir projeksiyonla değerlendirildiğinde, yılsonu enflasyonunun yüzde 40 bandının altına inmesinin oldukça zor olduğu görülmektedir. Hatta küresel gelişmeler, özellikle enerji fiyatları ve bölgesel riskler dikkate alındığında, bu oranın yüzde 50 seviyelerine yaklaşma ihtimali de göz ardı edilmemelidir. Ancak burada önemli bir siyasi-ekonomik denge unsuru devreye girmektedir. Olası bir seçim süreci perspektifiyle değerlendirildiğinde, ekonomi yönetiminin enflasyonu tamamen kontrolsüz bırakmayacağı; bu nedenle yılsonu gerçekleşmesinin yüzde 40 civarında şekillenmesinin daha olası olduğu değerlendirilmektedir” dedi.
‘TEK YÖNLÜ POLİTİKALAR’
Enflasyonun kalıcı biçimde düşürülememesinin temel nedeninin uygulanan politikaların tek yönlü ve yetersiz olmasından kaynaklandığını savunan Prof. Dr. Erkan, “Bugün yürütülen mücadele büyük ölçüde para politikası ve vergi politikası üzerinden ilerlemektedir. Ancak bu yaklaşım, talebi baskılayarak toplumu yoksullaştırırken, maliyet tarafındaki baskıları ortadan kaldırmamaktadır. Özellikle enerji ve petrol fiyatlarındaki artış, taşımacılık maliyetlerini yükseltmekte; bu da pazardaki tüm ürünlere zincirleme şekilde yansımaktadır. Türkiye’de fiyatlama davranışlarının “maliyet artışını fırsata çevirme” eğilimiyle birleşmesi, enflasyonun kendi kendini besleyen bir yapıya dönüşmesine neden olmaktadır. Bununla birlikte daha derin bir sorun, üretim tarafındaki zayıflamadır. Tarımda ve sanayide üretim düşerken, ekonominin ağırlığı katma değeri sınırlı olan sektörlere kaymıştır. Oysa sürdürülebilir büyüme ve fiyat istikrarı; sürekli katma değer üreten sanayi ve tarım temelli bir yapı gerektirir. Bugün gelinen noktada; ithalata bağımlılığın arttığı, temel tüketim ürünlerinde dahi dışa bağımlılığın hissedildiği bir ekonomik yapı söz konusudur. Bu durum hem döviz talebini artırmakta hem de enflasyon üzerinde kalıcı baskı oluşturmaktadır” diye konuştu.
‘YAPISAL REFORM ŞART’
Enflasyonla mücadelenin çok yönlü bir yapısal reformla olabileceğine vurgu yapan Prof. Dr. Erkan, “Düşük verimlilik, düşük ücret ve yüksek enflasyon sarmalı oluşmuş. Bu döngü kırılmadan kalıcı bir iyileşme mümkün olmaz. Enflasyonla mücadele, yalnızca faiz artırımı ya da vergi düzenlemeleriyle başarıya ulaşamaz. Öncelikle ekonomi politikalarının bütüncül bir çerçevede ele alınması gerekmektedir. Üretimden tüketime, gelir dağılımından sektörel yapılanmaya kadar tüm alanların eş zamanlı olarak değerlendirilmesi şarttır. Üretim odaklı dönüşüm. Verimlilik artışı. Dışa bağımlılığın azaltılması: gelir politikası dengesi. Kurumsal ve demokratik güçlendirme. Ekonomide kalıcı istikrar ancak güven veren, katılımcı ve bilimsel temellere dayanan bir yönetim yaklaşımıyla mümkündür” ifadelerini kullandı.
‘TUTMASI İMKANSIZ’
Hükümetin yılsonu enflasyon hedeflerinin gerisinde kaldığına dikkati çeken ekonomist Dr. Osman Sirkeci, “Son aylarda açıklanan enflasyon verileri, daha önce yapılan tahminleri büyük ölçüde doğrular nitelikte bir seyir izlemektedir. Ocak ayında yaklaşık yüzde 5’e yakın gerçekleşen aylık enflasyonun ve günümüze kadarki veriler, yılsonundahükümetin hedeflediği rakamların uzağında olacaktır. Nitekim gelinen noktada açıklanan yaklaşık yüzde 4,18’lik aylık enflasyon verisi, alternatif ölçümlerde yüzde 5,7 seviyelerine kadar çıkmakta ve enflasyonun hâlâ yüksek bir eğilimde seyrettiğini göstermektedir. Bu durum, resmi verilerde dahi enflasyonun aşağı çekilmesinin zorlaştığını ortaya koymaktadır” diye konuştu.
DENGESİZ KAZANCIN TABLOSU
Ortaya çıkan gelir tablosundaki dengesizliğe işaret eden Dr. Sirkeci, “En düşük emekli maaşıyla geçinmeye çalışan kesim, yılın ilk dört ayında yaklaşık 3 bin liralık bir alım gücü kaybı yaşarken, finansal piyasalarda farklı bir görünüm söz konusudur. Borsa tarafında aynı dönemde yaklaşık yüzde 13’lük bir artış yaşanmış ve endeks tarihi zirvelerine ulaşmıştır. Böylece sabit gelirli kesim enflasyon karşısında gerilerken, finansal varlık sahiplerinin görece kazançlı çıktığı bir tablo oluşmuştur. Bu çerçevede, maaş artışlarına ilişkin beklentiler de gerçekçi bir zemine oturmamaktadır. Yıllık enflasyonun yüzde 35’ler, alternatif hesaplamalara göre ise yüzde 55–60’lar seviyesinde olduğu bir ortamda, yüzde 10–15 aralığında yapılacak ücret artışlarının alım gücünde anlamlı bir iyileşme sağlaması mümkün görünmemektedir. Bu nedenle mevcut ücret politikasıyla, maaşların önümüzdeki dönemde de enflasyon karşısında erimeye devam edeceği öngörülmektedir” ifadelerini kullandı.
Enflasyon artışına sadece fırsatçılık penceresinden bakılamayacağını belirten Dr. Sirkeci, “Temel gıda ürünlerinde yaşanan fiyat artışları dikkat çekmektedir. Örneğin, kısa bir süre içinde 70 liradan 120–150 lira bandına yükselen domates fiyatı, açıklanan ortalama enflasyon oranlarıyla örtüşmemektedir. Bu durum, ekonomide genel bir maliyet artışı ve fiyatlama davranışının yerleştiğini göstermektedir. Yani ekonomi, enflasyonist bir yapıya uyum sağlamış ve bu doğrultuda işlemeye başlamıştır. İran’da enflasyon savaşa rağmen yüzde 80 civarında tahmin ediliyor. İran halkı da çok fazla enflasyondan isyan etmiyor. İşte bizim vatandaşımız da enflasyona alıştığı için son 10-15 yılın maliye politikalarıyla böyle alışkanlıkları üzerinden devam ediyor” şeklinde konuştu.
‘SEÇİM SÜRECİ GÜLDÜRÜR’
Enflasyon mağduru maaşlıların seçim sürecine girilmesi durumunda nispeten bir nefes alabileceğine vurgu yapan Dr. Sirkeci, “Mevcut ekonomik görünüm dikkate alındığında, maaşların 2026 yılı boyunca da reel olarak erimeye devam etmesi kuvvetle muhtemel görünmektedir. Bu çerçevede, maaşların belirgin şekilde iyileşmesi ihtimali daha çok 2027 yılının sonlarına doğru gündeme gelebilir. Özellikle olası bir erken seçim kararı ve buna bağlı olarak seçim takviminin öne çekilmesi durumunda, seçimden birkaç ay önce ücretli kesim, emekliler ve kredi yükü taşıyan öğrenciler açısından kısmi bir rahatlama sağlayacak adımlar atılabilir” diye konuştu.