Bir yılı daha acısıyla, tatlısıyla, unutulmayacak acı olaylarıyla geride bıraktık. 2026 yılının ilk köşe yazısı ile siz okurlarımla buluşuyorum. 2025 yılını geride bırakırken çoğumuz takvimlere, hedef listelerine ya da yapılamayanlara bakıyoruz. Oysa asıl dönüp bakılması gereken yer, içimizde birikenler yapamadıklarımız olabilir. Çünkü yıllar yalnızca yaşananlardan değil, yaşananların bizde bıraktıkları izlerden oluşuyor…
2025’i düşündüğümüzde kötü yaşanan yıldan aklımıza tek bir duygu gelmiyor. Sevinçle yorgunluk, umutla hayal kırıklığı yan yana duruyor. Bu bir çelişki değil; insan olmanın doğal bir sonucu. Aynı yıl içinde hem güçlenmiş hem yorulmuş olabiliyoruz. Hem ilerleyip hem duraksayabiliyoruz…
Bu yıl “Ohhh, iyi ki” dediğimiz anlar mutlaka var. Küçük ama anlamlı anlar. Bir sınır koyabildiğimiz bir konuşma, içimizden gelmediği için vazgeçtiğimiz bir plan, kendimizle baş başa kalmayı seçtiğimiz bir akşam. Bu anlarda hissettiğimiz duygu çoğunlukla huzur oluyor. Geriye dönüp baktığımızda fark ediyoruz ki bu huzur ve güvenli yaşamak ihtiyacımızın duyulduğu anlardan geliyor…
AH KEŞKE
Bir de “ahh, keşke” dediklerimiz var. Ertelediklerimiz, söyleyemediklerimiz, kendimizi koruyamadığımızı hissettiğimiz zamanlar. Bu anılara sadece hata ya da başarısızlık olarak bakmak kolay. Oysa biraz daha yakından baktığımızda, bu deneyimlerin karşılanmamış ihtiyaçlarımıza işaret ettiğini görebiliyoruz. Daha fazla anlaşılmak, daha çok dinlenmek, daha net sınırlar koymak istemiş olabiliriz. Bu farkındalık, kendimizi suçlamaktan çok daha dönüştürücüydü...
Bedenimiz de yıl boyunca bizimle iyi veya kötüyü yaşamakla bizimle konuşuyor. Yorgunlukla, ağrıyla, bazen durup nefes alma ihtiyacıyla. Çoğu zaman göz ardı ettiğimiz bu sinyaller, önemli bir hatırlatma taşıyor: Güçlü olmak, her şeye dayanmak değildir. Ne zaman duracağımızı bilmek de bir güçtür…
2025 yılında çok sayıda kıymetli yakınlarımızı kaybettik. Geride bıraktıkları yetimleri, Öksüzleri, toprak aldığını vermiyor. Geriye gelmesi mümkün değil. Hastalıklarla genç yaşta yaşadıkları ameliyatlar, tedavilerle yataklara bağlanan yakınlarımız. İşte tam burada durup da geriye baktığımızda, Hayatla ilişkilerimize baktığımızda da benzer bir tablo ortaya çıkıyor ve içimizde buruk bir acıyla yaşamaya devam ediyoruz…
Önümüze bakalım, geriye mi bakalım, 17 yıl evlilik yaşayanlar. 13 yıl evlilik yaşayanlar çocuklarını geride bırakıp adliye yollarında ayrılığı evliliklerini sonlandırıyorlar. Adı: “sıkıntı, geçimsizlik.” Hayırlısı olsun deyip geçiyoruz. Kimlerle yakınlaştığımız, kimlerden uzaklaştığımız daha görünür hale geliyor. Bize iyi gelen bağların genellikle kendimiz olabildiğimiz yerlerde
olduğumuzu fark ediyoruz. Yeni bir yıla girdik. Büyük hedeflerden çok niyetler önemlidir. Daha yumuşak olmak, daha az acele etmek, daha çok temas kurmak zorundasınız. Kendimize karşı daha anlayışlı, daha şefkatli bir dil geliştirmek zorunluluğu var… Daha az kendimizi ispat etme çabası, daha fazla “olduğu haliyle yeterli” olma hissi vermeliyiz…
“2026 yılında kendimize nasıl davranmalıyız?”
Bu sorunun cevabı netleştiğinde, yeni yıla neyi taşıyıp neyi geride bırakacağımız, gelen gideni aratacak mı sorusu kendiliğinden şekillenecektir…