Nihat AK/EGE TELGRAF- Türkiye’nin tarımsal üretim ve gıda güvenliği karnesi, Avrupa Birliği AB sınırlarında art arda verilen ret kararlarıyla yeniden tartışmaya açıldı. Ege Telgraf’a değerlendirmede bulunan TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Başkanı İbrahim Uğur Toprak, ortaya çıkan tablonun yalnızca ihracatçıların karşı karşıya kaldığı ticari bir sorun olarak görülmemesi gerektiğini söyledi. Toprak, yüksek pestisit kalıntılarından mikotoksinlere, yanlış ilaç kullanımından yetersiz depolama koşullarına kadar uzanan sorun zincirinin üretimden sofraya kadar bütün denetim sisteminin sorgulanmasını zorunlu kıldığını vurguladı.

‘AB SINIRI OLMAMALI’

Türkiye kaynaklı 270 bildirimin 197’si sınır reddi, 13’ü alarm, 49’u bilgilendirme, 11’i ise takip bildirimi olarak kayıtlara geçti. Buna göre Türkiye hakkındaki bildirimlerin yaklaşık yüzde 73’ü ürünlerin Avrupa Birliği sınırlarından içeri alınmamasıyla sonuçlandı. Yüzde 73’lük oran, Türkiye’nin Avrupa’ya gönderdiği tüm tarım ürünlerini değil, RASFF’ye giren 270 sorunlu bildirimi kapsıyor. Ancak ürünlerin çoğunun sınırda durdurulması, ihracat öncesi denetimlerin yetersizliğini akıllara getiriyor. Başkan Toprak, sorunun yalnızca son aşamada ürünün geri gönderilmesiyle sınırlı kalmadığını belirterek, “Ürün Avrupa kapısına kadar gidiyor, analiz yapılıyor ve uygunsuzluk orada belirleniyor. Oysa aynı riskin ürün tarladan çıkmadan, paketlenmeden ve ihraç edilmeden önce Türkiye’de tespit edilmesi gerekir. Denetim zincirinin son halkası Avrupa sınırı olmamalıdır. Bu tablo uzun vadede marka değerini düşürüyor, pazarlarda güven kaybına yol açıyor, ihracatçıyı daha düşük fiyatlara mahkûm ediyor. Yani mesele sadece sağlık değil, aynı zamanda ekonomik bağımlılık ve itibar kaybıdır” değerlendirmesinde bulundu.

‘DÖNENLERİN AKIBETİ’

Avrupa’dan dönen Ege ürünlerinin akıbetinin nasıl izlendiği konusuna temkinli yaklaşan Başkan Toprak, “Yasaya göre bu ürünlerin, imha edilmesi, geri gönderilmesi ya da uygun işlemden geçirilmesi gerekir. Ancak Türkiye’de şeffaf ve izlenebilir bir kamu veri sistemi yoktur. En kritik sorun da burada başlıyor. Denetim zafiyeti varsa, bu ürünlerin bir kısmının iç piyasaya yönlendirilme riski her zaman vardır” dedi.

Yatırımcıların beklediği rakamlar geldi! 2 Ağustos altın fiyatları: Gram altın, çeyrek altın ve 22 ayar bilezik
Yatırımcıların beklediği rakamlar geldi! 2 Ağustos altın fiyatları: Gram altın, çeyrek altın ve 22 ayar bilezik
İçeriği Görüntüle

‘TARLADAN ÇATALA’

İzmir’de iç piyasaya sunulan ürünlerin yeterince denetlenip denetlenmediği yönündeki eleştirilere hak veren Başkan Toprak, “ Sadece İzmir değil tüm memleket için bir sorun bu. Bugünkü sistem daha çok reaktif, yani sorun çıktıktan sonra devreye giren bir yapıdadır. “Tarladan çatala” gıda güvenliği yaklaşımı gereği denetim her aşamada yapılmalıdır. Tarlada üretim aşamasında kontrol eksikliği, hallerde izlenebilirlik ve kayıt sistemlerinin yetersizliği, pazarlarda son aşamada neredeyse hiç kontrol olmaması mevcut yapıda en kritik zayıflıkları oluşturuyor. En etkili müdahale noktası üretim aşamasıdır. Tarlada kontrol edilmeyen bir riskin, zincirin ilerleyen aşamalarında tamamen ortadan kaldırılması mümkün değildir. İç piyasaya yönelik pestisit denetimleri ihracat seviyesine çıkarılmalı, üreticiye bağımsız ve kamusal tarım danışmanlığı sağlanmalı, kayıtlı satış kanalları etkin biçimde denetlenmeli, kayıt dışı satış kanalları tamamen ortadan kaldırılmalı, tarladan çatala izlenebilirlik sistemi güçlendirilmelidir” ifadelerini kullandı.

‘İFŞA EDİLMELİ’

Yönetmeliklerden şaşan firmaların ifşa edilmesi gerektiğine dikkati çeken Başkan Toprak, ihracattan dönen gıda ürünlerine ilişkin prosedür “Bitkisel Gıda ve Yemin İhracatında Sağlık Sertifikası Düzenlenmesi ve İhracattan Geri Dönen Ürünler İçin Uygulama Yönetmeliği” adlı mevzuat kapsamında yürütülüyor. Gümrüğe dönen gıda ürünleri Tarım ve Orman Bakanlığı İl Müdürlükleri tarafından kontrol ediliyor. Fakat ürünleri iade eden ülkeden resmi bir evrak talep edilmiyor. İade eden ülke sebebini söylerse bilebiliyoruz. Aksi durumda ihraç eden firmanın beyanı esas alınıyor. Bu da bir güvenlik zafiyetine ve kafalardaki o makul şüpheye neden oluyor. Her ülkenin mevzuatı birbirinden farklı. Dolayısıyla kullanılan pestisit ve miktarı da ülkeden ülkeye değişiklik arz ediyor. İade edilen ürün ile ilgili gerekçe tam olarak bilinmeli/istenmeli ve analizleri muhakkak yapılmalı. Ülkemiz mevzuatına uygun ise iç piyasada satışı bir sorun teşkil etmez. Ama bu şeffaf bir biçimde kamuoyu ile mutlaka paylaşılmalı. Pestisit kullanımı halk sağlığını olumsuz bir şekilde etkileyen bir sorun. Gıdalar ve insan sağlığı dışında hayvanlar ve doğa üzerinde de yıkıma neden oluyor, biyoçeşitliliğe zarar veriyor. Dünya Sağlık Örgütü’nce en tehlikeli ve muhtemel kanserojen olarak sınıflandırılan pestisitler için ilgili merciler gerekli adımları ivedilikle atmalı, hatta ülkemizde de yasaklamalı. Taklit ve tağşişli ürünler dışındaki ürünlerin de mikrobiyolojik analiz sonuçları açıklanmalı, pestisit kalıntı limitini aşan ürünler ile aflatoksin, okratoksin sınır değerlerini aşan ürünler ve bunları piyasaya süren firmalar da ifşa edilmeli” şeklinde konuştu.

‘İZMİRLİ AYIRT EDEBİLİR Mİ?’

İzmirli tüketicinin riskli ürünü nasıl ayırt edebileceği sorusuna temkinli yaşlaşan Başkan Toprak, “Tüketici bunu ayırt edemez. Ama mevsiminde ürün tüketmek, güvenilir üretici ve kooperatifleri tercih etmek, iyi yıkama ve gerekiyorsa kabuk soymak konularına dikkat edebilirler. Ancak tekrar etmekte fayda var. Eskiden her şeyi devletten beklemeyin denirdi. Şimdi her şey milletten bekleniyor. Bu yük tüketicinin omzuna bırakılamaz. Türkiye’de gıda üretimi, halk sağlığını önceleyen bir sistemle değil. İhracat baskısı ve maliyet kaygısıyla şekillenen bir piyasa düzeniyle yürütülüyor. Bizim ihtiyacımız olan, kamucu denetim, şeffaf veri paylaşımı, çiftçiye gerçek ve zamanında destek” dedi.

‘TEHLİKENİN SINIRLARI!’

Problemin hangi ürünlerde hangi miktarlarda oluştuğuna dikkati çeken Başkan Toprak, “Verilere göre: Dünya ortalaması 2,6 kg/ha. Ülkemiz genelinde ortalama dünya ortalamasının altında evet ama yoğun üretim bölgelerinin ortalaması 6,7 kg/ha. Bu bölgede Konya'yı hariç tutarsak ortalama 9,5 kg/ha. Ege'de yoğun üretim nedeniyle bu üst banda oldukça yakındır. Bu, açıkça yüksek kimyasal bağımlılığı anlamına gelir. Ege Bölgesi’nde pestisit riski en yüksek ürünler genellikle taze tüketilen ve ihracata konu olan ürünlerdir. Bunların başında üzüm (özellikle çekirdeksiz kuru üzüm hammaddesi), incir, kiraz, çilek, domates ve biber gibi sera ürünleri geliyor. Bu ürünler hem yoğun ilaçlama gerektiren hem de hasat sonrası kalıntı riski yüksek ürünlerdir. Aflatoksin artışının temel nedenlerini, iklim değişikliğinin yarattığı kriz (yüksek sıcaklık ve nem), yanlış kurutma teknikleri, depolama koşullarının yetersizliği ile uygunsuzluğu, üreticinin ekonomik baskı altında olması ve yasal gerekliliklerini yerine getirmeyen JES’ler olarak sıralayabiliriz. Özellikle incirde “yerde kurutma” gibi yöntemler ciddi risk yaratıyor” ifadelerini kullandı.

BAĞIMSIZLIK VE ŞEFFAFLIK

Kalıntı analizi yapan laboratuarlar sayısı ve çiftçilerin bilinçlendirilmesi konularına da değinen Başkan Toprak, “Sayısal olarak belli bir kapasite var. Ancak mesele sayı değil. Analiz sıklığı yetersiz, numune alma sistemi zayıf, bağımsızlık ve şeffaflık tartışmalı. Dolayısıyla mevcut yapı etkin bir halk sağlığı koruması sağlayamıyor. Ne yazık ki memlekette çiftçilerimiz doğru ilaçlama eğitimi almıyor, alternatif yöntemlere erişemiyor, ekonomik baskı nedeniyle “daha çok ilaç = daha az risk” anlayışına itiliyor. Temel sorun kamunun yönlendirici değil, piyasayı seyreden bir pozisyonda olması” dedi.

Kaynak: Haber Merkezi