Şenol, İsmail ile Hacı Dayı.

Kimlerdir tanır mısınız, bilir misiniz ?

Herkes her şeyi tanıyamaz bilemez, tabi ki de.

Cismen biliyordum, tanıyordum ama.

İsimlerini bulmak için hayli çaba sarfettim.

Üçünü de kaybettik, rahmetle, şükranla.

Kimi koltuğunun altına, kimi heybesine kimi de pazar arabasına günlük basılı EGE TELGRAF GAZETESİ'ni doldurur, sokak sokak dolaşırlardı.

Kalmadı ki şimdi, o da bitti.

Gazeteleri ücretsiz alıp, künyenin yayında yazan fiyatla satarlardı.

Satma kelimesi biraz kaba kalıyor ama, basılmışı yani ücretle, kendi satılık değildir.

Öyle olsa ne işim olur.

Şenol ağabeyim Karşıyaka, Pasaport iskelelerinde durur özellikle sabahları, gazetesini dağıtır, kazanır. Sonra da dinlenmeye çekilirdi.

Boyu kısa ama sesi gürdü, maşallah.

İçi dışı birdi, insanları uyarmayı bir vatandaşlık görevi olarak görürdü.

Özellikle elinde tuttuğu, elinden tuttuğu gazete gibi.

Kazanıyorlardı dedim ya, öyle bin dolarlar filan değil.

Helalinden, alın teri ile.

Para üstü de mutlaka verirlerdi.

Hele ki Hacı Dayı, son gördüğümde destek için 10 adet Ege Telgraf Gazetesi almıştım.

Tek tek saydı gazeteyi de parayı da.

Fazlasını kabul etmezdi, yakalarsa.

İade etmeye kalkardı yalvar yakar, çay için su iç Hacı Dayı derdim.

Hep sakallı gördüm, aksakallı dedemizdi.

Kamburlaşmıştı, yaşı da 80 vardı sanırım.

Aslında bu muhteşem üçlüyü çoğaltmak gerek.

Artık vatandaş markete, bakkalla girip de gazete almıyor.

Berber, terminal, kıraathane, muhtarlık, ofislere bırakılmalı, elde telefon hep.

Biraz da özellikle yerel gazetelere önem vermek gerekmez mi ?

Radyasyonlu şarjı da ömrü de biten cep telden vazgeçemeyeceğinize göre, mis gibi kokan kâğıdı da elinize alın, okuyun.

Yarın çok ararsınız, bulamazsınız.

Şimdi ki gibi, prova olmasın sakın bu !.

Yıl olarak hesaplamıyorum, nazar değer diye endişe ederim.

10 kuruş iken başladım Ege Telgraf'ta yazmaya, şimdi 150 kuruş oldu.

15 kat arttı gibi görünse de, bunca yılda.

5 lira olmalı, metal paradan kurtulmalı bulması da zor, sayması da.

Küçümsediğimden değil o da büyük ihtiyaç, sıkışta göre lavabo, wc bile olmuş 5 TL.

8 lira olan yerler var, bulsan da rahatlasan.

Okumak da aynısı değil mi ?

Rahatlamak yani.

Durumum çok iyi olsa, umumi hususi kişiye özel böyle yerlerde, çıkışta bedava yerel gazete dağıtırdım.

Gerçek rahatlama da budur hem fizyolojik hem de psikolojik.

Hürriyet, Yeni Asır, Sabah, FotoMaç, Gazete Ege'li günler bittikten sonra, biraz kabuğuma çekildim, derken.

Gazetecinin emeklisi olmaz Hürriyet'ten ustam, müdürüm İbrahim Irmak emekli parasını haber portalına yatırdı 'Benimle var mısın' dedi, içimdeki muhabir aşkım şahlandı, yazmazdan olmaz.

Habire yazıyorum, konuşmayı pek sevmem, yazmak en güzeli.

İlla bir yere yazacaksın, ya elindeki buruşuk kağıda ya da zihnine, ama mutlaka.

Gel zaman git zaman bir telefon.

Diğer İbrahim ağabeylerimden İbrahim Akbulut, Yeni Asır'dan müdürüm. 

İbrahim Irmak ustam 'Sana sınır yok istediğin yerde yaz, yaz yeter ki' dedi.

Davet ettiler, fırladım hemen.

Şu an ki gazete yeri, muhabbet halindeyiz. 

Can ağabeyim de var, cennet mekan.

Şoktayım beni benden çok iyi tanıyor.

Çok şeyi bilemem ama haddimi bilirim, bir bildiğim var o da bir de çizgim olduğu.

Caner Tok kardeşimi, müdürümü ilk kez o an gördüm, tanıdım baba yadigarını.

Süleyman Tok ağabeyime, ustama da rahmetle.

Harika bir evlat yetiştirmiş.

En başta Sezer amcam, ustam, Sezer Doğan rahmetle, nurlarla, ışıklarla.

Nurten teyzeme, Nurten Doğan'a, evladı “Big Boss” yani büyük patron güzel insan Aylin Süphandağlı'ya ile torunu Aycan Süphandağlı'ya, tecrübenin bileşkesi Kazım Erkmen ağabeyime, ustama sağlıklı huzurlu ömür diliyorum.

Yaşama dokunan, insanlar.

Yine Hürriyet'ten 'Kelimelerin efendisi' Talat Kırcan hocam, çok emeği geçti, minnetle.

Bir de sevgili kardeşim, çok erken kaybımız Nehir Sağır, aman Allah'ım, sual edecek değilim, vardır bir bildiğin rahmeti bol olsun Nehir'im.

Yukarılarda tarzım dedim ya.

Rahmet kelimesini okuyunca sıkılanlar var biliyorum.

Umurumda mı, asla.

Onlar olmasa, olmazdık.

64 yıl kutlu olsun nice yıllara demesi kolay, işin kolay hatta en kolay tarafı.

Bugünlere nasıl geldi Ege Telgraf.

Rahmet, hikmet bir de olmazsa zahmet.

Olur muydu 64 yıl ?

Şunun şurasında dalyaya, 100'e ne kaldı ki ha gayret.

Lansmanımıza geldiniz hoş geldiniz.

Öyle hızlı çevirmeyin, evde, işte okuyun. 

Siz bu gazeteyi elinizde tutup incelerken, iki gün sonra 64 yıl bitiyor. 

Bol rahmet oldu, ee rahmetsiz bir de zahmetsiz gazete olmaz, gazetecilik olmaz.

Olursa da onun adı başka bir şey olur.

Büyüğümdür, nice nice yıllara Ege Telgraf.

Emek veren herkese, hepinize A'dan Z'ye, teşekkürlerimle.

Hoş geldiniz, kalın burda gitmeyin bir yere...