Çevreyi korumayı istemek, çevre koruma eylemlerine katılımcı olmak, birleşen slogan atan insanlar arasında yer almak, günümüzde tatmin edici bir etkinlik olarak yaşanmaktadır. Ege kıyılarında yaşayanlar bunun en çarpıcı örneğini sergilemektedir. Foça gibi müstesna birkaç bölge haricinde, en başta Çeşme, Urla ve Seferihisar’da slogan çevreciliği geliştirilmiş, hatta ezici bir çoğunluğun elinde psikolojik bir silaha dönüştürülmüştür. Bu bölgelerin aydın ve eğitimli halkına, istediğiniz kadar yanlışları anlatmaya çabalayın, en doğrusunu onlar bildiği için emeğiniz nafile olacaktır.
Bölgenin en büyük problemi imardır. Doğal alanlar, kıyılar, koylar, sitler ve hatta arkeolojik sitler hızla yazlık üretimi uğruna katledilmektedir. Turizm imarlı alanda yalnızca turistik işletme, geçici konaklama, otel, turistik tesis üretilebilir. Bunun dışındaki tüm kullanımlar illegal olur. Her bir karış toprağında mantar gibi yazlık siteler üretilmeye devam eden, tüm turizm imarlı alanları, rezindans ismi ile konut üretimine harcanan bu topraklar, aynı zamanda aydın bu çevreci grupların, derneklerin, koruması altındadır. Bu ne yaman bir çelişkidir, demenize dahi müsaade edilmez.
Avrupa’lılık medeniyetli olmaktır onlara göre. Ancak Avrupa’nın yenilenebilir enerji kaynakları hedeflerini çoktan yüzde 80 üzerine çıkardığı onların umurunda değildir. Onlar 750 metre mesafede konumlanmış rüzgar türbininin derdindedir. Tırların, beach klüplerin sesleri onları rahatsız etmez, türbinin ettiği kadar. Adım başı yükselen rezidanslar, otel ruhsatı ile yapılıp, kat mülkiyeti kurulan bu apartmanlar onları rahatsız etmez. 1. Derece arkeolojik sit üzerine yapılıp milyonlarca lira bedelle satılan villalar, tüm hukuksuzluğu ile kullanımına devam ederken bir kişi dahi başını çevirip o yöne bakmaz.
Kıyılar yapılaşmaya açılırken de, kıyı diye bir karış sahil bırakılmadığı zaman bile kimseden ses çıkmamıştır. Halk plajı isimli alanlar, kilometrelerce uzunluktaki plajlardan illegal giriş ücretleri alınırken de susmuşlardı. 75 lira kişi başı günlük giriş ücreti istendiğinde de ödemişlerdi. Sözüm ona mavi bayrağı görüp kendilerini hakları olan sahilde emniyette kabul etmişlerdi. Biri suda boğulduğunda neden bu mavi bayraklı plajda can kurtaran yok diye sormamıştı kimse. Halk plajında neden araç erişimi yok, neden otobüs , dolmuş seferleri yok, neden otomobil otoparkı yok dememişti hiç biri. Tuvalet bulamadığı için yazlık villaların bahçelerini kullanmayı seçmişlerdi yalnızca.
Oysa mavi bayraklı plaj demek, hijyenik koşullarda ve yeter miktarda tüm bunların alanda bulunması koşuluyla verilen bir statüydü. Daha pek çok Mavi Bayrak kriterini sayıp aklınızı karıştırmayacağım. Nasılsa aydın bir topluma hitap ediyorum. Ve Avrupa’ya, Avrupa birliği kriterlerine gönülden inanan ve hatta çoğu zaman kendi ülkesini hor gören bu toplumun, en batısında yaşan aydın bu insanlar, hiçbir yanlışı düzeltmeye çabalamadan çevreci olmaya soyundular. Sulak alanlar, endemik tür bitkilerin üreme alanları, göçmen kuşların konak alanları onlara göre bol sinek üreten bataklıklardı.
Yaptıkları milyon dolarlık, yüksek sosyete insanların tekeline sunulmuş villalarda onlar medeniyet, kalkınma görmüşlerdi. Beach klüplerde eğlence, yazlık sitelerde huzur bulmuşlardı. Çevre kanunları, doğal alanları koruma kanunları, tarım arazilerini koruma kanunlarını bizzat nasıl çiğnemekte olduklarını bilmeden.