Nihat AK/EGE TELGRAF- Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin (TZOB) paylaştığı ve tüm bölgelerdeki farklı satış kanallarından alınan fiyatların ortalamasına dayanan veriler, üretici ile market arasında oluşan fiyat uçurumunun yüzde 400’e dayandığını ortaya koydu. Kasım ayında üretici–market makasının en sert açıldığı ürün mandalina olurken, fiyat farkı yüzde 392,86 seviyesine ulaştı. Mandalinayı yüzde 206,87 ile portakal, yüzde 203,80 ile ıspanak, yüzde 191,39 ile maydanoz ve yüzde 189,17 ile havuç izledi. Üreticide 6,20 TL olan mandalinanın markette 30,56 TL’ye, portakalın 16,80 TL’den 51,55 TL’ye, ıspanağın 17,53 TL’den 53,27 TL’ye çıkması; fiyatlardaki çarpıcı derinliği somut biçimde gözler önüne serdi. Hem iç piyasada arz fazlalığı hem de Rusya’nın bu sezon alternatif ülkelere yönelmesiyle ihracatta yaşanan daralma, özellikle narenciyede fiyatların hızla düşmesine neden olurken, market raflarına bu düşüşün aynı hızla yansımadığı görülüyor. Çiftçinin ve pazar esnafının temsilcileri Ege Telgraf’a yaptığı değerlendirmede fiyat uçurumuna çözüm önerilerinde bulundu.

‘LÜTUF DEĞİL’
Çiftçinin ülkeyi ayakta tutan ana unsurlardan olduğunu vurgulayan Menderes Ziraat Odası Başkanı Mehmet Pala, “Toprağın dili vardır, bazen fısıldar, bazen haykırır. Bugün tarlalarımızın sesi kısılmış, çiftçimiz darda, ürünlerimizin kaderi rüzgârın eline kalmış durumdadır. Mandalinada yaşanan sert fiyat düşüşü yalnız bu meyveyi vurmadı; tüketici talebinin yön değiştirmesiyle birlikte portakal fiyatlarını da aşağı çekti. Karnabahar ve kabakta arz fazlalığı, talepteki durgunlukla birleşince fiyatlar geriledi. Soğan ve patates depoya kaldırıldı; işçilik ve depo maliyetleri binince fiyat arttı. Salatalık ve pırasada ise arz düşünce bu kez fiyatlar yukarı yöneldi. Geçtiğimiz ay amonyum nitrat gübresinin yüzde 5,6, amonyum sülfat gübresi yüzde 4,2, süt yemi yüzde 1, besi yemi yüzde 0,7 ve tarım ilacı fiyatları ise yüzde 13,6 arttı. Elektrik yıllık olarak yüzde 12,8 yükseldi, mazot fiyatları ise aylık yüzde 2,9, yıllık bazda ise yüzde 29,9 artış gösterdi. Tarlaya traktör sürmek, su pompası çalıştırmak bile lüks hâline geldi. Bugün mandalina üreticisi, “Toplasam zarar edeceğim” diyerek ürünü dalında bırakmak istiyor. Marul tarlada 2 TL… Çiftçi, “Ben bunu bu fiyata satacağıma hayvanıma yediririm” diyor. Biz çiftçiler ölsek arkamızda ağlayacak kimse yok gibi hissediyoruz. Yıllardır Atatürk’ün “Çiftçi, köylü milletin efendisidir” sözünü politikacılar sıkça kullanır ama efendilik yalnız sözle olmaz; sürdürülebilir üretimle olur. Tarlasını ipotek eden, mazotu ödünç alan, gübreyi vadeyle yazdıran çiftçi bugün borç sarmalının içinde. Hâlini gören yok, sesini duyan yok. Eğer bu ülkede toprağa direnen son çiftçi de küstürülürse… Eğer bu üretim ateşi tamamen söndürülürse… Yarın soframızdaki sebzeyi meyveyi ithal etmeye mecbur kalırız. Kendi toprağında aç kalan bir millet yok olmaz ama başkasının sofrasına bağımlı kalır. Tarım Bakanlığımızın çiftçiyi yeniden ayağa kaldıracak politikalar üretmesine acilen ihtiyaç var. Girdi maliyetlerinin azaltılması, depolama ve soğuk zincir desteği, ürün bazlı alım garantileri verilmesi gerekir. Bunlar lütuf değil, memleketin geleceğine yatırımdır” diye konuştu.

‘SİSTEMDE SIKINTI’
Tüm değişimlere ve yeni ödeme şekillerine rağmen yaş sebze ve meyvenin yüzde 76’sının semt pazarlarında satıldığını belirten İzmir Pazarcılar Derneği Başkanı Faysal Acar, “Pazar yerlerindeki yoğunluk hem kültürümüzün hem de güvenimizin bir göstergesi. Yurttaş, tazeliğin kokusunu almak, emeği görüp berekete dokunmak için pazarı tercih ediyor. Ama gelin görün ki, üreticinin tarladaki hesabıyla tüketicinin pazardaki, marketteki hesabı artık aynı deftere yazılmıyor. Bir kilogram mandalinanın üreticiye maliyeti en düşük 7,5 TL. Toplama maliyeti 2,5 TL. Hal komisyoncusu 10 TL’ye alıyor, 15–16 TL’ye satıyor. Pazarcı bunu 20–25 TL’ye kadar tezgâha koyuyor. Deveci armudu pazarda 50 TL, markette 129 TL. Aradaki fark yalnız fiyat değil; adalet farkı, emek farkı, görünmeyen yüklerin farkı…

Üretici toprağını koyuyor, emeğini koyuyor, sermayesini koyuyor. Doğa, hava, hastalık, don… Hepsi bir kader ortağı. Ama zarar çıkınca ortada kimse kalmıyor. Komisyoncu hep kazanıyor, üretici hep riskte. Bir zamanlar tarlalarda yok pahasına çalışan Suriyeli iş gücü vardı. Onlar gidince tarlalar işçisiz kaldı, yevmiyeler bir anda 2 bin 500 TL’ye fırladı. Bir işçi günde en fazla 1 ton mandalina toplayabiliyor. Tarımda çalışanların çoğu yaşlı… Gençlerimiz işsiz ama onları tarlaya, üretime çekecek bir yolumuz, bir teşvikimiz yok. Pazar yerinde tezgâh açan esnaf da ikiye ayrılıyor: Biri kendi ürettiğini satıyor, diğeri halden aldığı ürünü. Ama hepsinin sırtındaki yük ağır. Konak’ta 5 metrekare Pazar tezgahı için 90 bin TL, 10 metrekare için 180 bin TL, bir de üstüne 46 bin TL katı atık bedeli… Karabağlar, Karşıyaka, Gaziemir… Benzer tablolar” dedi.

‘UÇURUMU KAPATMAK’
Pazar yerlerinin belediyelerin kasasını dolduracağı yerler olmadığını savunan Başkan Acar, “Pazar yerleri yerel yönetimlerin gelir elde edeceği ticaret alanı değildir; halkın sofrasına uzanan yolu kolaylaştıracak hizmet alanıdır. Pazar yerinde maliyetler yükseldikçe fatura yine kime çıkıyor? Yurttaşa, tüketiciye, dar gelirliye… Yani belediye başkanının seçmenine. Narlıdere ve Aliağa belediyeleri bu gerçeği görerek vatandaşını, pazarını, üreticisini korumayı seçiyor. Demek ki mümkün. Demek ki iyi niyetle, doğru planlamayla başarılabiliyor. Üretici ile tüketici arasındaki derin uçurumu kapatmak için bir kişiye bir kesime değil herkese görev düşüyor; üreticiye adil fiyat, güvenli alım sistemi. Hal komisyoncusuna şeffaflık ve denetim. Pazar esnafına makul tezgâh ücretleri. Tüketiciye bilinçli alışveriş, soğuk zincire saygı. Belediyelere yük değil, destek politikalar. Devlete gençleri üretime yönlendirecek teşvikler. Çünkü bu iş zincirin tek bir halkasıyla değil, hep birlikte düzelecek bir iştir. Toprağa düşen her tohum, soframızdaki her lokma, ortak emeğimizdir. Adil, ulaşılabilir ve sürdürülebilir bir tarım sistemi kurmak zorundayız; hem üreticimizi yaşatmak hem de halkımızın sofrasını korumak için. Bereket sadece toprağın değil, emeğin de hakkını adilce vermekten geçer” diye konuştu.





