İlayda ŞAHİN/EGE TELGRAF- Bugünden tam 106 yıl önce, 23 Nisan 1920’de; işgal altındaki bir coğrafyada, yoklukla kuşatılmış bir halk kaderini kendi ellerine almak için Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni açtı. Gazi Mustafa Kemal o gün, savaşın ortasında bile çocukları geleceğin teminatı olarak gördü ve yüce meclisi onlara emanet etti. O yıllarda en uzak köylerde bile ışık yandı, kara tahtalar umutla doldu, çocukların gözlerinde bir ülkenin yarınları büyüdü. Fakat bugün o umutla kurulan hayallerin ne kadarının korunabildiği ne kadarının yolda aşındığı sorusu hissedilir hale geldi. Okul sıralarına dahi şiddetin, ihmalin ve derinleşen eşitsizliklerin gölgesi düştü. Bir milletin geleceğini taşıyan o küçük omuzlar, kendilerinden büyük korkunun ve kaygının yüküyle ezilir hale geldi. Son günlerde artarak derinleşen okulda, parkta, sokakta hatta evde yaşanan şiddet ne bir bayram havası bıraktı ne de 23 Nisan’ın taşıdığı, tertemiz güven duygusunu yaşatabildi. Bayramın adı aynı kaldı ama coşku yerini bir hatırlayışa ve yüreklerde büyüyen sorgulamaya bıraktı.

“GELECEK HAYALLERDE”
Artan onca kaygının, hüznün içinde bile çocukları anlatılarını başkahramanı yapan, yarının aydınlığına ancak onların neşesiyle ulaşılabileceğini savunan Türkiye’nin masalcı amcası Sunay Akın dünün ve bugünün 23 Nisan’ını Ege Telgraf’a anlattı. Kurduğu İstanbul Oyuncak Müzesi ile de çocukluğu, sadece hayatın bir hatırası olarak değil daima yaşatılması gereken bir değer olarak sunan masalların efendisi, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı için bir kez daha “Bir ülkenin geleceği o ülkeyi yöneten politikacıların sözlerinde, vaatlerinde değil o ülkedeki çocukların ve gençlerin hayallerindedir“ sözlerini hatırlattı.

“ANADOLU’DA BİR HALK MECLİSİ”
Sözlerine 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açıldığı gün olduğu ve bu meclisin çok iyi anlaşılmasını gerektiğinin vurgusuyla başlayan Akın, “Emperyalistlerin bölüp parçalama politikalarıyla nice insanın katledildiği ve salgın hastalıklarla mücadele eden Anadolu'da bir halk meclisi açılıyor. Osmanlı döneminde İstanbul'da daha önce var olan demokrasi yani meclis mücadelesi Mustafa Kemal tarafından tarafından Anadolu'ya taşınıyor. Biz Anadolu’da önce kongreler düzenleyip, bu kongrelerin ardından bir meclis kurup, meclisin kararıyla bir düzenli ordu kurup, o düzenli ordunun yani milletin ordusunun emperyalizmi dize getirdiği tek ülkeyiz. Türkiye Cumhuriyeti'nin emperyalizmin cetveli ile kazanılmış, çizilmiş bir karış toprağı ya da sınırı yoktur” diyerek meclisin ilk yıllarını anlattı.
“BİZE BİR ŞİİR LAZIM”
“Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin ruhunu anlayamadan 23 Nisan'ın neden çocuk bayramı ilan edildiğini anlayamayız” diyen Akın, “O Meclis ki kurulduğu ilk günlerde elektrik bile yoktu. O zor koşullarda, işgal döneminde yakındaki bir kahvehaneden gaz lambasını ödünç alarak ışığında çalışıyorlar. Yine o Meclis ki hayatın en karanlık, en zor döneminde bile Anadolu’ya çağrı yaparak bizim bir şiire ihtiyacımız var diyor. Ancak İstiklal Marşı'nı dinlerken aramızdan kaç kişi en karanlık dönemde bile ‘Bize bir şiir lazım’ diyen o TBMM’nin asaletini ve bu duygusallığını hissedebiliyor? Olağan dışı koşullarda, bize bağımsızlığımızı kazandırmakla kalmayıp Türkiye'yi borçtan kurtaran ve Anadolu'da büyük bir eğitim seferberliği yaratan bu meclisi çok iyi anlamalıyız” ifadelerini kullandı.

“MANDOLİN DEĞİL SİLAH”
Akın o yıllarda çocuklara ve eğitimlerine tanınan önceliğin altını çizdi, “Yine o Meclis ki Anadolu'da bir eğitim politikası geliştirerek Köy Enstitüleri olarak bildiğimiz eğitim seferberliğini gerçekleştirdi. Ne yazık ki, bunu küçümseyen bir zihniyet var. ‘Efendim, köyde mandolin çalmakla kalkınma olmaz’ diyorlar. Olur efendim. Üstelik köy enstitülerinde sadece mandolin değil, bütün Anadolu enstrümanları çalınıyordu. Üstelik köy enstitülerinde kendi kültür değerlerine göre balıkçılıktan arıcılığa, matematikten edebiyata kadar bütün dersler öğretiliyordu. Savaştan çıkan Millet için bir eğitim ordusu yaratılmıştı. İşte biz Cumhuriyet'in, TBMM’nin eğitim politikalarını küçümsersek çocuklarımızın eline mandolin değil silah veririz” şeklinde konuştu.

“BİR KORKU TÜNELİ”
Akın, tam da 23 Nisan öncesi, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan yürek dağlayan olaylara değindi. Sunay Akın, “Ne yazık ki yakın zamanda yaşadığımız çocukları yine kendileri gibi çocuk olanlarca okulda katlettiği bu süreç, Cumhuriyet değerlerini küçümseyen, Mustafa Kemal Atatürk ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki bütün o cesur ve güzel yüreklerin emeğini, çabasını yok etmek isteyen zihniyetin yarattığı korku tünelidir. Eğer biz Cumhuriyetimizin eğitim politikalarını dışlamasaydık, laik eğitimden vazgeçmeseydik böyle olmazdı. Bu ülkenin eğitim kurumlarından bilimsel eğitimi kaldırıp Cumhuriyet karşıtlarının yuvası haline getirdikten sonra laik eğitimden söz edilemez. Laik eğitim çocuğun eline laboratuar araç gereçleri verir, mandolin verir, resim fırçası verir. Bugün eğitimde ne görüyoruz? Günümüzde maalesef çocuklar ellerine silah tabanca alıp okulda arkadaşlarını vuruyorlar. Katliam yapıyorlar. ‘Türkiye Cumhuriyeti'nin temeli kültür diyen’ Mustafa Kemal Atatürk'ün oluşturduğu Cumhuriyet kültürünü yıkmaya çalışıyorlar” dedi.
“BİZE İHTİYAÇLARI YOK”
“Son yaşananlar sadece bilgisayar oyunları ya da şiddet filmleriyle açıklanamaz” saptaması yapan şair ve yazar Akın, “Oraya gelene kadar zehirli ve kirli bir iklimin içerisinde olduğumuzu görmek zorundayız. Bunu yapmazsak ne yazık ki daha çok çocuğumuzu kaybedeceğiz. Hani deriz ya ‘Çocukların bize ihtiyacı var’. Hayır, çocukların bize ihtiyacı yok. Hiç kendimizi kandırmayalım. Biz neyiz ki? Bir ülkenin geleceği o ülkeyi yöneten politikacıların sözlerinde, vaatlerinde değil o ülkedeki çocukların ve gençlerin hayallerindedir” diye konuştu.

SON SÖZ!
“Ben onurlu vatansever kardeşlerimin bu ülkenin onurlu insanlarının 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı tüm kalbimle kutluyorum. Bize en zor, karanlık koşullarda Türkiye Büyük Millet Meclisi kurarak bu güzel topakları vatan yapan Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını sevgi saygı ve minnet duygusuyla selamlıyorum” sözleriyle bayram mesajını veren Sunay Akın, son olarak çocuk psikiyatristi Atalay Yörükoğlu’nun anısını hatırlarak sözlerini tamamladı; “Bu yaşıma kadar Türkiye'nin her yerinden anne babalar bana çocuklarını getirdi. ‘Hocam bu çocuk garip, muayene et’ dediler. Ben çocukları oyun odasına aldım. Onlarla sadece arkadaş oldum ve oynadım. Anne ve babalarını ise tedavi edip geri gönderdim.”





