Nihat AK-EGETELGRAF/ Türkiye genelinde yaklaşık 18 milyon, İzmir'de ise 720 bin öğrenci karnelerini alarak yaz tatiline başladı. Milli Eğitim Bakanlığı’nın takvimine göre 2026-2027 eğitim öğretim yılı 14 Eylül'de başlayacak. Eğitim döneminin sona ermesiyle birlikte Ege Telgraf'a konuşan eğitimci ve veli temsilcileri, öğretmen açığından okul koşullarına, ekonomik yükten eğitim politikalarına kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulunarak, geride kalan eğitim öğretim yılı için Milli Eğitim Bakanlığı’na "kırık karne" verdi.

Okul Karnee

‘EKONOMİK ŞİDDET’

Eğitimde yaşadıkların en büyük sıkıntıların başında ekonomik şiddet olduğunu ileri süren Birleşik Kamu-İş İzmir İl Başkanı Barış Düdü, “"Parasız eğitim ilkesi fiilen ortadan kaldırılmış, eğitimin yükü tamamen velilerin omuzlarına bırakılmıştır. Okulların en temel ihtiyaçları bile karşılanamaz hale gelmiş, okul yönetimleri velilerden bağış ve kayıt parası istemek zorunda bırakılmıştır. Devlet okullarında talep edilen ücretler eğitimi bir hak olmaktan çıkarıp parası olanın ulaşabildiği bir alana dönüştürmüştür. Bir öğrencinin okula başlama maliyeti bugün yaklaşık 65 bin liraya ulaşmıştır. Kırtasiye ve giyim giderleri neredeyse asgari ücrete yaklaşmış durumdadır. Bu koşullarda ailelerin çocuklarını okutması her geçen gün daha da zorlaşmaktadır. Öte yandan çocuk yoksulluğu ve yetersiz beslenme ciddi boyutlara ulaşmıştır. Buna rağmen çocuklara bir öğün ücretsiz yemek ve temiz içme suyu sağlanmaması, eğitimdeki eşitsizlikleri daha da derinleştirmektedir. Veliler özel okul ücretlerinin geldiği noktaya tepki gösterirken, kamusal eğitimi güçlendirmek yerine özel okulları seçenek olarak göstermek de eğitimde ticarileşmeyi daha da artırmaktadır" dedi.

Barış Düdü-1

‘İDEOLOJİK ŞİDDET’

Medreseleşen okullar ile tarikatlara teslim edilen zihinlerle bir yere varılamayacağını savunan Başkan Düdü, “Eğitim sistemi, siyasi iktidarın kendi dünya görüşüne uygun bir toplum oluşturma hedefinin ideolojik bir aracına dönüştürülmüş durumda. Okulların inanç ve felsefi bakımdan tarafsız olması ilkesi ortadan kaldırılıyor.'Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli' adıyla uygulamaya konulan programın bilimsel temelden uzak olduğunu düşünüyoruz. Eleştirel düşüncenin ve pozitif bilimlerin müfredattan uzaklaştırıldığını, çocuklara ideolojik bir anlayışın dayatıldığını değerlendiriyoruz. ÇEDES projesi ve çeşitli protokollerle okullarda imamlar, vaizler ve din görevlilerinin faaliyet alanlarının genişletildiğini görüyoruz. Pedagojik formasyonu olmayan kişiler eliyle yürütülen bazı etkinliklerin çocukların psikolojik ve pedagojik gelişimi açısından sakıncalı olduğunu düşünüyoruz. Ayrıca TÜGVA, ENSAR, Hayrat Vakfı ve İlim Yayma Cemiyeti gibi yapılarla imzalanan protokoller aracılığıyla okulların yaz okulu faaliyetlerine açılmasının, eğitimde laiklik ilkesini zedelediğini ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun göz ardı edildiğini değerlendiriyoruz" diye konuştu.

Karnee Uzay

‘ASGARİ VAROLUŞ KOŞULLARI!’

Kendilerinin asla taviz vermeyecekleri kırmızı çizgileri olduğunu dile getiren Başkan Düdü, “Öncelikle eğitimde şiddeti önleyecek yasal düzenlemeler derhal hayata geçirilmeli, okullara kadrolu güvenlik ve temizlik personeli atanmalıdır. Çocukların temiz suya ücretsiz erişimi sağlanmalı ve her öğrenciye ücretsiz okul yemeği verilmelidir. MESEM uygulamaları kaldırılmalı, çocuk işçiliğine son verilmeli ve tüm çocuklar örgün, yüz yüze eğitime dönmelidir. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli geri çekilmeli, ÇEDES projesi ve MEB ile tarikat-cemaat yapıları arasında imzalanan protokoller iptal edilmelidir. Eğitim programları bilimsel, pedagojik ve laik temelde yeniden düzenlenmelidir. Mülakat sistemi ve akademi dayatması kaldırılmalı, öğretmen atamaları yalnızca objektif yazılı sınav sonuçlarına göre yapılmalıdır. Ücretli ve sözleşmeli öğretmenlik uygulamaları sona erdirilmeli, tüm öğretmenler kadrolu ve insanca yaşayabilecekleri bir ücretle istihdam edilmelidir. Durum ne kadar karanlık görünürse görünsün, eğitimdeki gericileştirmeye, piyasalaştırmaya ve meslek onurumuza kasteden anlayışa karşı mücadelemizden bir adım geri atmayacağız. Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün emanet ettiği yeni nesillere sahip çıkacak, sonuna kadar laik ve bilimsel eğitimi savunacağız" ifadelerini kullandı.

Çalık

KARNELER UMUT VERMEDİ

Eğitimin bir bütün olarak ülke genelinde olduğu gibi İzmir'de de kamusal hak olma özelliğini kaybediyor olduğunu savunan Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (EĞİTİM SEN) İzmir Şube Başkanı Hamdi Çalık, “Piyasanın ihtiyaçları doğrultusunda ve ideolojik açıdan da siyasal İslamcı bir anlayışın yönelimleri doğrultusunda yeniden yapılandırılıyor. Bu çerçevede toplumun alt gelir grupları için eğitim artık bir hak olmaktan çıkmış. Onların çocukları, alt gelir gruplarına ait ailelerin çocukları, ucuz iş gücü olarak mesleki eğitim adı altında piyasanın şartlarına, piyasanın içine itildikleri bir sürece dönüşmüş olduğu gözleniyor. Bunu nereden çıkarıyoruz? Bunu şuradan çıkarıyoruz. Kamu okullarına herhangi bir yatırım yapılmadığını görüyoruz. Sıralar kırık dökük, perdeleri yok. Fatih Projesi kapsamında 16 yıl önce asılmış olan tahtalar, akıllı tahta dedikleri ekranlar birer hurdaya dönüşmüş, duvarda asılı duruyor. Dolayısıyla bu koşullarda ya gelin toplama kampında oturur gibi buralarda oturun ya da gidin, MESEM adı altında ucuz iş gücü olarak piyasanın talepleri doğrultusunda çalışın yönünde bir yönelim olduğunu gözlüyoruz.

Konya'da duygulandıran karne günü! Tek öğrenci, tek öğretmen
Konya'da duygulandıran karne günü! Tek öğrenci, tek öğretmen
İçeriği Görüntüle

Karneee Izmir

Şimdi 720 bin çocuk İzmir'de karnelerini aldı. Bu 720 bin çocuktan yarısından fazlası, tam kesin rakam vermek mümkün değil ama yarısından fazlası, mutsuz bir şekilde karnesini aldı. Geçmişte hatırlarız; karne dönemleri çocukların sevinçli, mutlu olduğu dönemlerdi. Ama mutlu bir şekilde ellerine bu belgeleri alıp evlerine koştukları, annesine babasına koştukları, geleceğe güvenle adımlar attıkları, geleceğine bir adım daha yaklaştıklarını hissettikleri dönemler olmadı. Ne yazık ki "Bu karneleri aldık ama gelecekte ne olacak?" kaygısı, çocuklarımızın büyük oranda eğitimle psikolojik bağlarını koparmış durumda. Eğitim kurumlarıyla psikolojik bağlarını koparmış durumda. Çocuklar, yetersiz okulların fiziki koşulları yanında bir öğün yemek ihtiyaçları karşılanmadan, temiz su ihtiyaçları karşılanmadan, sağlıksız ve pahalı yiyecekleriyle beslenerek adeta günlerini tamamlamaktadır” dedi.

Çağatay-8

BİLİMSEL EĞİTİM ÇAĞRISI

Hızlı bir biçimde okullarla ilgili bir plan yapılması gerektiğini belirten Başkan Çalık, “Okullar arasındaki eşitsizlikler, dengesizlikler şu takvime kadar giderilecektir diye bir program devreye sokulmalıdır. Yani okullarda nitelikli okul, niteliksiz okul; başarılı çocukların olduğu okul, başarısız çocukların olduğu okul; varlıklı ailelerin çocuklarının gittiği okullar, yoksul ailelerin çocuklarının gittiği okullar şeklindeki fiili olarak oluşmuş kategorileri ortadan kaldırmak için ciddi bir plan yapılmalıdır. Bu, en başta gereklidir. Çocukların okullarının fiziki koşulları, çocukların ruhsal ve bedensel gelişimlerini karşılayacak bir biçimde donanımlara kavuşturulmalıdır. Spor salonundan yüzme alanlarına kadar, oturup dinlenebilecekleri, araştırma yapabilecekleri, dijital çağa uyum sağlayabilecekleri ortamların oluşturulması gerekmektedir. Atamalar sadakat usulüne göre değil, derhal liyakatin esas alınacağı bir düzene geçilmelidir. Çünkü bu keşmekeşin sorumlusu siyasal yönelimler olduğu kadar liyakatsiz yöneticilerdir de aynı zamanda. Yandaşlık esasına göre, kendi adamını atama kaygısıyla yapılan yönetici atamaları da bugün gelinen noktanın sorumlusudur. Liyakat esasına derhal geçilmeli. Programlar ve ders müfredatı, ideolojik yönelimlere göre değil, çağın gereklerine uygun olarak bilimsel niteliklere kavuşturularak yeniden düzenlenmelidir” şeklinde konuştu.

Necati Kalafat-16

ÜNİVERSİTE EĞİTİMİ İSTEĞİ

Türkiye'de eğitim sisteminde çok ciddi problemlerin olduğu bir yılın yaşandığı değerlendirmesinde bulunan Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) İzmir Şube Başkanı Necati Kalafat, “Eğitim fakültelerinden mezun olmuş gençlerin öğretmenliğe doğrudan başlamaları yerine 1,5 yıl sürecek, çok düşük ücretli ve bazı ideolojik argümanlardan da geçerek öğretmen olmak için ekstra eğitim almalarını gerektirdiği bir sene oldu. Üniversite sınavına başvuran öğrenci sayısı geçen yıla göre 1 milyon düştü. Artık çocuklarımızın üniversiteye gitme ihtiyacı her geçen gün ortadan kalkıyor. LGS'de ise on binlerce, yüz binlerce öğrenci çok sınırlı sayıdaki kontenjan için yarışıyor. İzmir'de sınavla öğrenci alan 8-10 lise var. Yüz binlerce öğrencinin yarıştığı bu sistemde, çok az sayıda öğrenci sınavla öğrenci alan okullara girebiliyor. Öğrencileri her geçen gün "MESEM'e yönlendirin" diyorlar. Ucuz iş gücü olarak haftanın dört günü sanayilerde, denetimsiz, turizm sektöründe ve ona benzer işlerde çocuklar çalıştırılıyorlar. İzmir'de deprem ve yenileme çalışmaları nedeniyle yaklaşık 180 okul hâlâ birleştirilmiş eğitim görüyor. Kentin üst mahallelerindeki okulların teknik ve fiziki imkânları yetersiz, sınıflar ise oldukça kalabalık. Sınıflara akıllı tahta konuluyor ancak serinletme ve ısıtma gibi temel ihtiyaçlar okul idarelerinin imkân ve inisiyatifine bırakılmış durumda. Beslenme, eğitim sistemimizde çok ciddi bir problem. Hâlâ çocuklarımız okula sağlıklı beslenme götüremiyorlar. Hükümetimiz de, bakanlığımız da çocuklara bir öğün yemeği biz hükümet olarak karşılayalım demiyorlar. Hâlâ çok fazla öğretmen açığı var. Sözleşmeli ve ücretli öğretmenlerle bu açık kapatılmaya çalışılıyor. Kıyafet meselesi okullar için hâlâ ciddi bir problem. Kıyafet alamayacak bütçesi olmayan çocuklar okula gidemez duruma gelmiş durumdalar. Son 5 yılda yüzde 10 oranında çocuklar okullaşmadan çıkmış durumda. Sınav kaygısı, not ortalaması gibi temel problemler üzerinden, temel eğitim yaklaşımları üzerinden eğitim örgütlenmeye çalışılıyor. Ama bunun bir fayda getirmeyeceği, çocuğun çocuk olduğunu unutmadan ilgi, istek ve yeteneklerine göre istihdamlarının sağlanmasının temel yaklaşım tarzı olması gerektiğini düşünüyoruz.

MEMLEKETİN BAKANI OLMALI

Milli Eğitim biraz İmam Hatip zihniyetiyle yukarıdan aşağı örgütleniyor. Çünkü manevi değerleri yüksek bir nesil yetiştireceğiz diye oradan tek anladıkları şey, dini eğitimin okullarda hâkim kılınması. En son bunun örneği, İl Milli Eğitim Müdürü'nün "Milli maça hadi hep beraber namaz kılıyoruz, ondan sonra milli maçı izlemeye gidiyoruz." diye bir proje yapmasıyla açığa da çıktı. Meselenin bu olmadığını, bağımlılıklarla mücadele etmenin, manevi değerleri yüksek çocuklar yetiştirmenin sadece dini saiklerle olmayacağını aslında anlatmaya çalıştık ama anlamamakta direniyorlar. Çünkü başka bir ideolojik yerden besleniyorlar. Hâlâ Yusuf Tekin Bey'le uğraşıyoruz. Hâlâ ideolojik algısıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin Milli Eğitim Bakanı olduğunu anlayamamış gibi görünüyor. Sadece bir görüşün Milli Eğitim Bakanı’ymış gibi davranmaya devam ediyor. Bu memleketin bakanı olmalı, bu çocukların tamamının bakanı olmalı ve ona uygun bir öğretmenlik, başöğretmenlik sergilemeli” ifadelerini kullandı.

Kaynak: EGE TELGRAF