Araştırmada, yetişkin hipokampusunda devam eden yeni nöron üretiminin depresyona karşı korunmada rol oynayabileceğine ilişkin bulgular ortaya konuldu. Bilim insanları, yeni nöron üretme süreci olan nörogenezin depresif bozukluğu bulunan yetişkinlerin beyninde durakladığına dair kanıtlar elde etti. Çalışmayı yürüten psikiyatri profesörü Prof. Dr. Maura Dupont, depresyonun tarihsel olarak özellikle serotonin olmak üzere nörotransmitter eksikliğiyle ilişkilendirildiğini belirterek, “Yeni nöronlar oluşturma yeteneği olmadığında, depresyondaki bireyler çevreye etkili bir şekilde uyum sağlayacak esnekliğe sahip olmayabilir” dedi. Araştırmacılar ayrıca bu süreci kontrol eden moleküler programları tespit ederek yeni tedaviler için potansiyel hedefler belirledi.

Zayıflama iğnesi kullananlar dikkat! Uzmanı uyardı: Verilen kilolar geri alınabilir
Zayıflama iğnesi kullananlar dikkat! Uzmanı uyardı: Verilen kilolar geri alınabilir
İçeriği Görüntüle

HİPOKAMPUS VE ÖRÜNTÜ AYRIMI

Bilim insanları, anısal hafıza ve çevreye verilen duygusal tepkilerde önemli rol oynayan hipokampusa odaklandı. Yetişkin beyninde yeni nöron üretiminin devam ettiği birkaç bölgeden biri olan hipokampusun depresyondaki değişikliklerle bağlantısı incelendi. Araştırmada bu değişikliklerin depresyonu olan kişilerin deneyimleri daha olumsuz yorumlama eğilimine katkıda bulunabileceği değerlendirildi. Dupont, “Hipokampus, benzer ancak farklı anıları birbirinden ayırt etme ve geçmiş anıların duygusal anlamını mevcut olaylardan ayırma yeteneğimiz için önemlidir” sözlerini kullandı. Duygusal anlamı mevcut olaylardan ayırma yeteneği örüntü ayrımı olarak adlandırılırken, bu yeteneğin bozulmasının farklı deneyimlerin ve bunlara bağlı duyguların birbirine karışmasına yol açabileceği belirtildi. Dupont bu durumu şu sözlerle açıkladı: “Bir arkadaşınızla öğle yemeğine çıkmış olabilirsiniz ancak o yorgundur ve çok konuşmaz. Örüntü ayrımı bozulmamışsa, bunu normal bi olay olarak hatırlarsınız. Örüntü ayrımı bozulduğunda ise bu durum reddedilmiş hissettiğiniz geçmiş anılarla karışır ve ‘Bana kırgınlar’ diye düşünmenize neden olur.”

MOLEKÜLER DEĞİŞİKLİKLER DE TESPİT EDİLDİ

Araştırmacılar, depresyonla bağlantılı değişikliklerin yalnızca yeni nöron oluşumuyla sınırlı olmadığını belirledi. Yeni nöron oluşumunun, anısal bellekleri duygusal önemleriyle birlikte saklayan daha geniş bir hipokampal devrenin parçası olduğu ve bu sistem genelinde moleküler bozulmalar bulunduğu aktarıldı. Etkilenen genler arasında nöronlar arasında yeni bağlantılar kurulması, beyin hücreleri arasındaki iletişim, hücresel enerji sağlanması ve hücre içi maddelerin taşınmasında görev alan genler yer aldı. Hipokampusun yeni duygusal anılar oluşturmadaki birincil yolu olan trisinaptik devrede de depresyonu bulunan kişilerde iltihaplanma ve hücresel stres belirtileri görüldü. Çalışmada ayrıca daha önce depresyonla ilişkilendirilmiş bazı genlerin aktivitesinde değişiklikler tespit edildi. Bazı genlerdeki değişikliklerin ise çevresel faktörlerin etkisini yansıtabilecek epigenetik değişikliklerle bağlantılı olduğu belirtildi. Dupont, “Bunlar genlerin ne kadar aktif olduğunu kontrol eden ışık ayar düğmesi gibidir ve stres, öğrenme, yaşlanma, kimyasallar gibi yaşam deneyimlerinden etkilenirler” dedi.

BİYOLOJİK TÜRLERİ ARAŞTIRILIYOR

Araştırmada tespit edilen moleküler değişikliklerin çeşitliliğinin, depresyonun kişiler arasında neden farklı biçimlerde görülebildiğine ilişkin ipuçları sağlayabileceği belirtildi. Dupont, “Genel olarak bulduğumuz geniş etki yelpazesi farklı patogenetik mekanizmaları yansıtabilir, bu da belki de depresyonun tek bir hastalık olmadığını gösteriyor” sözlerini kaydetti. Bilim insanlarının depresyonun temelindeki biyoloji hakkında halen sınırlı bir anlayışa sahip olduğunu belirten Dupont, hastalığın hücresel ve moleküler düzeylerde daha kesin tanımlanmasının yeni tedavi hedefleri sağlayabileceğini ifade etti. Dupont ve ekibi, depresyonun ileride kanserde olduğu gibi moleküler özelliklerine göre sınıflandırılabileceğini umuyor. Dupont, “Kanserleri bulundukları bölgelere göre değil, hücresel özelliklerine göre sınıflandırmak yeni ve geliştirilmiş tedavilere yol açtı. Aynı şeyin depresyon ve diğer psikiyatrik veya beyin hastalıkları için de geçerli olacağını umuyoruz” sözlerini kaydetti.

Kaynak: HABER MERKEZİ