Eski Türk toplumlarında günlerin haftalık bir düzen içinde ele alınışı görülmez. Zamanın belirlenmesi için genellikle on iki hayvanlı takvim ve mevsim döngüleri kullanılırdı. Takvimde her yıl bir hayvana adanır, aylar ve günler de sıralanarak belirtilirdi. Örneğin, bir belge "koyun yılı, dördüncü ay, onuncu gün" gibi detaylarla başlatılırdı.
İslamiyet’in Türk kültürüne dahil olmasıyla, Farsça’dan geçen "hafta" kavramı ve gün isimleri Türkçeye kazandırılmıştır. "Heft" kelimesi Farsçada "yedi" anlamına gelirken, "hefte" ise "yedi gün" olarak Türkçeye geçmiştir. Bu yeni kavram, haftalık döngünün bir parçası haline geldi.
Eski Yunan astronomu Ptolemeos’un etkisiyle, günlerin isimlendirilmesi gök cisimlerine dayandırılmıştır. Ptolemeos’a göre, Güneş, Ay, Mars, Merkür, Jüpiter, Venüs ve Satürn’ün hareketleri haftanın yedi gününe adını vermiştir. İngilizcede hâlâ bu sistemin izleri görünür: "Sunday" (Pazar) Güneş günü, "Monday" (Pazartesi) ise Ay günü olarak adlandırılır. Benzer şekilde, Fransızca’da "Dimanche" (Pazar) Tanrı'nın günü anlamına gelir.
Almanca’da haftanın dördüncü günü, yani Çarşamba, "Mittwoch" (haftanın ortası) olarak bilinir. Bu, eski Almanca'da "Wutenstag" olarak geçmekteydi. Yeni isimlendirme, Pazar gününden başlayan haftanın ortasını belirler ve hafta içindeki konumunu vurgular.
Farsçada ise gün isimleri sayı sistemine göre sıralanır. Örneğin, "Yekşembe" (Birinci gün) Pazar günü anlamına gelirken, "Düşembe" (İkinci gün) Pazartesi’yi ifade eder. Bu sıralama yapısı, Yunanca, Gürcüce gibi dillerde de benzerlik gösterir.
Göktürk ve Eski Uygur Türkçesi döneminde "hafta" kavramı mevcut değildi. İslamiyet'in kabulü sonrası, haftanın Tanrı’nın kâinatı altı günde yaratıp yedinci günde dinlendiği inancı doğrultusunda bir düzenleme yapılarak hafta kavramı benimsenmiştir.
Bu gelişme ile Türkçeye Farsça’dan geçen "hafta" kelimesi ve gün isimleri, Türk kültürüne yerleşmiş ve zamanla bugünkü halini almıştır.