Bu konu günümüzde 2020’li yıllarda ortaya çıkan pandeminin tetiklediği evlere kapanıldığı yıllarda alışverişin e-ticaret dönülmesiyle, motorlu kuryelerde sektör de ‘’Esnaf Kurye’’ olarak tanımlanan vergi mükelleflerinin 4/b statüsü başlamış oldu. Bu kuryeler e-ticaret alanında tanınmış firmalara hizmet veriyor, fatura kesip, sosyal güvenlik boyutu ise 4/b-Bağ-Kur statüsü oluyor.

Tanınmış firmalar işçilik maliyeti azaltma adına iş ortağı gösterilen esnaf kuryeler üzerinden kar marjlarını üst seviyeye taşımak, küçük bir payı ise esnaf kuryelere vermektedir.

Neden bu şekilde kurgulanıyor?

a.)İşçilik alacaklarını ortadan kaldırmak(4857sayılı İş Kanunu, 6098 sayılı BK),

b.)Sendikal örgütlenmeyi önlemek(6356 sayılı Kanun),

c.)6331 sayılı İSG Kanun yüklediği sorumlulukları ortadan kaldırmak,

d.)5510 sayılı SS ve GSS Kanun yükümlülüklerinden kaçınmak,

e.)İş Kazası sorumluluğunun ortaya çıkardığı riskleri üstlenmemek,

f.)Prim ödeme/vergi ödeme yükümlülüklerinden kaçınmak

Esnaf Kurye ile başlayan model uygulama günümüzde artık birçok sektörde kullanılmaya başladı. Büyük alışveriş merkezlerinde reyonların çalışanlara kiralama adında devredilmesi, spor salonlarında çalışanların vergi mükellefi yapılması, tanıtım elemanlarının işveren gibi sektörde yer alması olmak üzere geniş yelpazeye yayılıyor.

Bu konuda açılan davalar her ne kadar ticaret mahkemelerinin dava konusu olsa da, ilişkinin fiili durumu değerlendirildiğinde işçi-işveren ilişkisine dayanan ‘’İş Mahkemesi’’ kapsamında kararlar ortaya çıkmıştır.6098 sayılı Borçlar Kanunu da görüş bakımından bu gerçeği belirtiyor. Yargı bu şekilde kağıt üstünde vergi mükellefi olup, gerçek hayatta ise işverenin emir ve talimatıyla görev yapılıyorsa burada ilişki anlamında işçilik alacağı yönünde kararlar alınmasın hüküm altına alabilir.

Dava boyutu işçilik yönünden; fazla mesai, hafta tatili, UBGT, kullanılmayan yıllık izinler ücretleri, kıdem ve ihbar tazminatı hakları, işe iade, kötü niyet tazminatı olmak üzere geniş perspektif değerlendirilir.

ASIL PÜF NOKTA

İşveren emrinde bağımlı olacak, ücretini işveren belirleyecek, zımni olsa da aralarında iş sözleşmesine göre belirlenen saatler, denetim ve yönetimin işveren gözetiminde olması halinde davalar yukarıdaki söylediğimiz esaslara göre 4857 sayılı İş Kanunu’na göre değerlendirilecektir.

İş Mahkemeleri;

İşçi-İşveren ilişkisi(fiilen bağımlılık),iş emrinin ve iş verme talimatların niteliği, ücret ve diğer yan haklarla olan ilişkilerde dikkate alınarak dava da çözüm yoluna gidilir.

FİİLİ OLAN GERÇEKLER

Günümüzde bu durumda çalışanların aslında bir iş sözleşmesine bağlandığını, bağımlılık, işverenin emir ve talimatları doğrultusunda işi yerine getirme, bu doğrultuda taraflar arasında belirlenen ücret/yan hakları aldıklarını görüyoruz.

Görevli mahkeme ilk kriter olarak kağıt üstünde işveren sıfatını ortadan kaldıracak işveren emrinde olan bağımlılığının olup olmaması yönünde değerlendirmesidir.

Kağıt üzerinde yasal düzenlemelere karşı muvazaa yapılarak, hile yoluyla fiilen olan işçilik, işveren sıfatıyla peçeleme(gizleme) yoluna gidiliyor.

SGK BU İŞİN NERESİNDE

İşin Sosyal Güvenlik boyutunda fiilen ortada işçilik gerçeği alacak davalarıyla kanıtlanması halinde 4/b borçları ortaya çıksa bile, 4/a statüsünden tescilleri yapılması için ‘’Hizmet Tespit’’ davaları ortaya konulması resen tescil işlemlerinin yapılması gündeme gelecektir.

İşveren tarafına 4/a statüsünden idari yaptırımlar ortaya konulacaktır.

SGK 4/b statüsünde olan bu kişilerin primlerini ödeseler bile 4/a gelen primlerle birleştirme yoluna gidebilir (isteğe bağlı sigorta kapsamında değerlendirmez), muvazaa olsa bile fatura kesilse de ortada işçilik alacağı doğduğundan.

SGK Dava yoluna gitmeden de ödeme dekontları gibi idari denetimle de 4/a tescillerini gerçekleştirebilir.

İşverenleri ise ciddi anlamda idari yaptırımlar, teşviklerin geri iadesi gibi ağır mali yükler karşısında, vergi idaresinden de yaptırımlar gündeme gelecektir.

SONUÇ:

Kağıt üstünde patron olup, fiilen işçi olanlar için hileli yollara başvurmadan önce;

a.)Çalışma statülerine uyan sigortalılık ilkesi benimsenmeli,

b.)Muvazaa olan istihdam modelleri terk edilmesi,

c.)Yasal Yükümlülüklerin yerine getirilmesi,

d.)Şeffaf ve gerçek çalışma düzeni kurulmalıdır.

Çalışanların hukuk anlamında statülerine uyan çalışma yasası hakları, sosyal güvenlik güvenceleri, iş sağlığı ve güvenliği koruma tedbirleri, sendikal örgütlenme özgürlükleri ellerinden alınmamalıdır. Sosyal devlet ilkesine göre hareket edilmesi gerekir.

Çalışanların çalışma hayatı içinde hukuk normlarına göre bedenen, ruhen, sosyal durumuna göre korunmalıdır. İstihdam yönünden hileli yollardan değil, kanunların emredici yönünden istihdam edilmelidir. Çalışma barışına uygun hareket edilmesi, hak mağduriyetlerini önleyecektir.

Fiilen çalışanların sosyal güvenceleri, vergi ödemeleri işverenler tarafından yapılması gerekir. Hakların iki taraf içinde doğru analiz yapılması ileride ortaya çıkacak birçok sorun, mağduriyeti önlemesi için hukuki statülere uyan sözleşmelerle ilerlenmesi, kanunun dolambaçlı değil, düz yollardan yararlanılması tarafların menfaatine uygun olacaktır.