Türkiye, her sabah yeni bir siyasi tartışmaya uyanıyor. Belediye başkanlarının tutuklanması, iktidarla muhalefet arasındaki gerilim, parti değiştiren seçilmişler, değişen dengeler, karşılıklı suçlamalar… Ekranlarda aynı tartışmalar, kürsülerde aynı hesaplaşmalar sürüyor. Fakat bu gürültünün içinde kentin yükünü taşıyanların sesi duyulmuyor. Belediyenin kapısını sabah açan, sokağında çalışan, yangınına koşan, hesabını tutan emekçinin gündemi, siyasetin gündemine bir türlü yerleşemiyor.
Oysa sorulması gereken soru: Bu ülkenin çalışanı nasıl geçiniyor, emeklisi nasıl yaşıyor? Zabıtanın, itfaiyecinin, tahsildarın, mühendisin, memurun alın teri hangi karşılığı buluyor? Çocuğunun eğitim masrafını hesaplayan, ev kirasını düşünerek uykusu kaçan, emekliliğe hak kazansa bile geçinemeyeceği endişesi taşıyan insanlar daha ne kadar bekleyecek? Meclisin takviminde onların hayatına ne zaman sıra gelecek?
Elbette seçilmişlerin hukuki durumu, demokratik temsil ve seçmen iradesi önemlidir. Adaletin bağımsızlığı, masumiyet karinesi ve adil yargılanma herkes için savunulmalıdır. Ancak demokrasiyi savunmakla emeğin hakkını savunmak birbirinden ayrılamaz. Hukuk tartışılırken geçim unutulamaz. Seçmenin sandıktaki iradesine sahip çıkılırken aynı seçmenin sofrasındaki eksilmeye sırt dönülemez. Milletin vekilliği, milletin bütün dertlerini birlikte taşıma sorumluluğudur.
Bir belediye başkanı veya meclis üyesi başka bir partiye geçtiğinde günlerce konuşuyoruz. Kim kazandı, kim kaybetti, hangi belediyenin dengesi değişti? Peki belediye çalışanı ne kazandı? Ücretinde adalet sağlandı mı? Çalışma koşulları iyileşti mi? Emeklilik kaygısı azaldı mı? Seçilmişlerin siyasi tercihleri manşet olurken çalışanların yıllardır dile getirdiği taleplerin arka sayfalarda bile yer bulamaması kabul edilebilir mi?
Zabıta, kentin düzeni için sokaktadır. Denetimde karşılaştığı gerilimi, maruz kaldığı tehdidi, bayramda ve hafta sonunda üstlendiği görevi yalnızca üniformasına bakarak anlayamazsınız. O üniformanın içinde bir anne, bir baba, bir evlat vardır. Yetki ve sorumluluk dengesi, güvenli çalışma koşulları, görev riskine uygun mali haklar ve insan onuruna yakışan mesai karşılığı artık ertelenmemelidir.
İtfaiyeci için alarm çaldığında zaman durmaz, hayat hızlanır. İnsanlar tehlikeden uzaklaşırken o tehlikeye yaklaşır. Yangında, kazada, afette kendisinden beklenen cesaretin karşılığı yalnızca alkış olamaz. Mesleğin risklerini esas alan düzenlemeler, yıpranmayı gözeten emeklilik koşulları, yeterli personel, güvenilir ekipman ve adil ücret birlikte ele alınmalıdır. Kahramanlık sözlerini bütçede ve yasada karşılığı olan haklarla tamamlamak zorundayız.
Tahsildar, kamu gelirinin takibinde sorumluluk taşır. Mühendis, attığı imzanın teknik ve mesleki yükünü üstlenir. Memur, yurttaşın başvurusundan kurumun işleyişine kadar kamu hizmetinin sürekliliğini sağlar. Bu görevlerin her biri bilgi, dikkat, deneyim ve hesap verebilirlik ister. Sorumluluğu büyütüp hakkı küçülten bir anlayışla nitelikli kamu hizmeti sürdürülemez. Liyakat, görevde yükselme ve ücret adaleti birlikte sağlanmalıdır.
Bir de yıllarını bu hizmetlere verip emekli olanlar var. Bugün hizmet aldığımız kentlerde onların emeğinin izi bulunuyor. Buna rağmen emeklilik, gelecek güvencesi yerine geçim endişesinin adı oluyorsa ortada ciddi bir adalet sorunu vardır. Çalışırken yapılan ödemelerin emekliliğe yansıması güçlendirilmeli, aylıklar insanın temel ihtiyaçlarını karşılayabileceği düzeye taşınmalıdır. İnsan, ömrünün dinlenmesi gereken döneminde yoksullukla mücadeleye mahkûm edilmemelidir.
Türkiye Büyük Millet Meclisine sesleniyorum.Gündeminizi emekçinin hayatıyla buluşturun. Yerel yönetim çalışanlarının özlük haklarını bütünlüklü biçimde görüşün. Sendikaları, meslek örgütlerini, çalışanları ve emeklileri dinleyin. Sorunları tutanaklara geçirmekle yetinmeyin; çözüm için takvim açıklayın, sorumluluk üstlenin, düzenleme hazırlayın. Bir teklifin verilmesi başlangıçtır; asıl ölçü, o teklifin çalışanın hayatında yarattığı somut iyileşmedir.
Bu çağrının muhatabı yalnızca iktidar değildir. Muhalefetin ve tüm siyasi partilerin sorumluluğu vardır. Emekten yana olmak, meydanda kurulan cümlenin belediyede uygulanan politikayla örtüşmesini gerektirir. Kendi yönettiği kurumda çalışanının hakkını gözetmeyen, başka yerde adalet talep ederken inandırıcılığını zedeler. Belediyenin hangi partide olduğu değişebilir; çalışanın hakkı, sendikal tercihi ve mesleki güvencesi siyasi rüzgâra göre değişmemelidir.
Kaynak meselesi elbette konuşulacaktır. Ancak kaynak tartışmasının ilk ve en kolay hedefi çalışan olmamalıdır. İsrafın önlenmesi, harcamaların şeffaflaşması, önceliklerin kamu yararına göre belirlenmesi de aynı kararlılıkla gündeme gelmelidir. Bütçe, bir yönetimin vicdanını gösterir. Tanıtıma, gösterişe ve itibara ayrılan her harcama sorgulanırken emeğin karşılığının neden sürekli ertelendiği de açıkça anlatılmalıdır.
Üstelik bu mesele yalnızca belediye koridorlarında kalmaz. Hakkını alamayan çalışanın huzursuzluğu evine, mahallesine ve verdiği hizmete yansır. Emeklinin azalan alım gücü esnafın işini de etkiler. Dolayısıyla özlük haklarını iyileştirmek, dar bir kesime ayrıcalık tanımak değildir. Kamusal hizmetin niteliğine, toplumsal huzura ve ekonomik yaşama yapılan yatırımdır. Kentleri ayakta tutan insanları güvencesiz bırakarak güçlü kentler kuramazsınız.
Artık aynı soruyu her kürsüde, her komisyonda, her bütçe görüşmesinde sormalıyız. Bu karar emekçinin hayatını nasıl değiştirecek? Cevabı olmayan büyük sözlerin çalışan için anlamı kalmıyor. Beklentimiz yeni bir teşekkür konuşması değil; tarihi belli, kapsamı açık, uygulanabilir çözümlerdir. Çünkü geçim sıkıntısı yaşayan insanın takvimi, siyasetin uygun zamanını beklemiyor. Faturalar her ay geliyor. Bu sorumluluğu erteleyen herkes, büyüyen geçim derdinin siyasi sorumluluğunu da açıkça üstlenmelidir.
Türkiye'nin en büyük meselelerinden biri, emeğiyle yaşayanların insanca bir hayat kurabilmesidir. Bu mesele gündemin kenarında tutulamaz. Siyasetin görevi koltukların yarınını hesaplamak kadar, yurttaşın bugününü güvenceye almaktır. Belediye başkanları değişebilir, meclis aritmetiği değişebilir, parti tabelaları değişebilir. Fakat alın terinin değeri değişmez. Meclis artık emekçinin sesini duymalıdır. Çünkü bu ülkenin gerçek gündemi, evine ekmek götürmeye çalışan milyonların hayatıdır.