Bir seçmen sandığa giderken yalnızca bir ismin yanına mühür basmaz. Bir söze inanır, bir duruşa güvenir, bir geleceğe ortak olur. Geçim derdini, özgürlük beklentisini, çocuklarının yarınını o zarfa koyar. Sandıktan çıkan sonuç, kazanan kişinin özel mülkü değildir. O sonuç, yurttaşın iradesidir. Ve hiçbir makam, o iradenin üzerinde değildir. Bugün siyasetin cevaplaması gereken soru açıktır: Seçmenin verdiği yetki, seçmene rağmen kullanılabilir mi? Meydanlarda savunulan değerler, makam kapısından girildiğinde neden unutulur? Dün yanlış denilene bugün doğru deniliyorsa, değişen nedir? Şartlar mı, ilkeler mi, yoksa koltuğu koruma hesabı mı? Vatandaşın bu soruları sorması en doğal hakkıdır. Çünkü siyaset yalnızca seçim kazanma becerisi değildir. Siyaset, kazandıktan sonra da sözünün arkasında durabilmektir. Alkışlar kesildiğinde, çıkarlar çatıştığında, güç dengeleri değiştiğinde hangi çizgide kaldığınızdır. Meydanda yüksek sesle konuşmak kolaydır. Asıl mesele, o meydanda verilen sözü kapalı kapılar ardında da savunabilmektir. Elbette insanların düşünceleri değişebilir. Bir siyasetçi partisinden ayrılabilir, başka bir siyasi görüşü benimseyebilir. Ancak kişisel tercih özgürlüğü, seçmene karşı siyasi ve ahlaki sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Belirli bir parti, program ve vaatle alınan desteğin anlamı, yalnızca seçilmiş kişinin isteğiyle yeniden yazılamaz. Böyle bir yön değişikliğinin hesabı seçmene verilmelidir.“Ben böyle uygun gördüm” açıklaması yetmez.

EMEK VAR

Çünkü o koltuğa tek başınıza oturmadınız. Sizi oraya taşıyanların emeği var. Yağmurda bildiri dağıtanların, kapı kapı dolaşanların, sandık başında sabahlayanların alın teri var. Ekonomik sıkıntısına, yorgunluğuna, hayal kırıklıklarına rağmen yeniden umut eden insanların güveni var. Hiç kimse bu emeği seçim gecesinin fotoğrafında bırakıp gidemez. Seçmen, oyunun seçimden sonra bambaşka bir siyasi tercihin hizmetine sunulduğunu düşünürse yalnızca bir kişiye kızmaz. Temsil edildiğine dair inancını da kaybeder. “Madem benim tercihim değiştirilebiliyor, neden sandığa gidiyorum?” sorusu yaygınlaşırsa, zarar gören bütün demokratik hayattır. Siyasetin en ağır sorumluluğu, yurttaşı bu soruyla baş başa bırakmaktır. Sonra aynı vatandaşa dönüp “Sandığa neden gitmiyorsun?” diye hesap soramazsınız. Önce onun güvenine ne yaptığınızın hesabını vereceksiniz. İnsanları kararların dışında tutup seçim günü coşkunun merkezine çağıramazsınız. Kırılan güven afişle onarılmaz. İnandırıcılık sloganla kurulmaz. Seçmenin kalbinde açılan mesafe, kürsüde yükseltilen sesle kapanmaz. Buradan sandıktan uzaklaşma çağrısı çıkarılmasın. Tam tersine, yurttaşın oyuna ve demokratik katılıma daha güçlü sahip çıkması gerekir. Ancak katılımı savunmak, seçmenin yaşadığı kırgınlığı görmezden gelmek değildir. Seçmeni sandığa küstüren davranışları sorgulamadan yalnızca seçmeni suçlamak, siyasetin kendi sorumluluğundan kaçmasıdır. Söz konusu İzmir olduğunda, herkes daha dikkatli düşünmelidir.

TASARRUF HAKKI

İzmir başka illere benzemez. Bu ifade başka kentleri küçümsemek için değil, her şehrin kendine özgü bir siyasi hafızası olduğunu hatırlatmak içindir. İzmir’in hafızasında Cumhuriyet, özgürlük, laiklik ve yaşam biçimine sahip çıkma iradesi vardır. Bu değerler seçim kampanyasının süsü değil, kentle kurulan güven ilişkisinin temelidir. İzmir’in oyunu almak, İzmir’in hafızasını teslim almak değildir. Bu kentte yıllarca aynı partiye oy verilmesi, hiç kimseye sınırsız tasarruf hakkı tanımaz. Seçmenin bağlılığı, siyasetçinin sorumsuzluğuna gerekçe olamaz. “Nasıl olsa başka yere gitmezler” düşüncesi, temsil sorumluluğunu aşındırır. Vatandaşın değerlerini hatırlatıp kendi tutarsızlıklarınızı unutturamazsınız. İzmir, kimsenin hazır seçmen deposu değildir. Bu söz yalnızca seçilenlere değil, adayları belirleyenlere de söylenmelidir. Bir ismi seçmenin önüne koyarken gösterilen kararlılık, o tercihin sonuçlarıyla yüzleşirken de gösterilmelidir. Başarıyı sahiplenip hayal kırıklığında ortadan kaybolmak kabul edilemez. Yetkiyi paylaşmadan kullananların, sorumluluk ortaya çıktığında kalabalığın arkasına saklanmaya hakkı yoktur. Partiler de kendi içlerine bakmalıdır. Aday belirlerken yerelin sesini ne kadar duyuyorlar? Örgütün emeğini, yurttaşın itirazını, kentin beklentisini ne kadar önemsiyorlar? Sadakati liyakatin, yakınlığı tutarlılığın önüne koyan tercihler yapıldığında, bunun bedelini neden hep seçmen ödüyor? Demokrasiyi savunanların, karar alma süreçlerinde de demokratik davranması gerekir. Hesap verebilirlik yalnızca seçimden seçime hatırlanacak bir söz değildir. Seçilmiş kişi, görev süresi boyunca kararlarının gerekçesini açıklamalı, itirazları dinlemeli, kamuoyunun karşısına çıkmalıdır. Eleştiriyi düşmanlık, soru sormayı sadakatsizlik sayan anlayış güven üretemez. Yurttaşın görevi sürekli alkışlamak değildir. Gerektiğinde itiraz etmek, hesap sormak ve verdiği yetkinin nasıl kullanıldığını izlemektir. İzmir’in ihtiyacı, değerlerini ihtiyaç duyduğunda hatırlayan bir siyaset değildir. O değerlerin gerektirdiği dürüstlüğü her gün gösteren bir yönetim anlayışıdır. Bir marşı çalmak kolaydır; taşıdığı sorumluluğa uygun davranmak emek ister. Cumhuriyet demek kolaydır; Cumhuriyet’in yurttaşını kararların öznesi kabul etmek tutarlılık ister. Hiçbir hizmet vaadi, seçmenin iradesini önemsizleştirmeyi haklı çıkarmaz. Hiçbir siyasi hesap, verilen sözün ağırlığını ortadan kaldırmaz. Makamlar geçicidir; o makamlarda sergilenen tutum hafızada kalır. Bugünün alkışı yarın susabilir, bugünün güçlü ittifakları dağılabilir. Geriye, insanların size hangi umutla inandığı ve sizin o güvene nasıl karşılık verdiğiniz kalır. Bu yüzden siyasette gerçek güç yalnızca kazanılan seçimle ölçülmez; asıl ölçü, seçmenin yüzüne her koşulda aynı açıklıkla bakabilmek ve verdiğiniz sözün arkasında durabilmektir. İzmir bekler, dinler, değerlendirir. Ancak kendisine verilen sözü de o sözden dönülen günü de hatırlar. Rozet sizin olabilir. Koltuk bir süreliğine size emanet edilmiş olabilir. Fakat oy milletindir. Milletin oyunu kendi siyasi bavulunuza koyup istediğiniz yere taşıyabileceğinizi düşünmeyin. Sandığa güveni kırarsanız, yarın seçmeni aynı inançla sandığa çağıramazsınız.

Unutmayın; İzmir’in sandığı vardır. Hafızası da.