Emre Ersöz’den duygusal bir arabesk: “Haram mıyım sana?”

Arabesk müziğin hüzünlü ve sitemkâr duygularını modern bir yorumla buluşturan Emre Ersöz, “Haram Mıyım Sana?” adlı yeni çalışmasını Bertan Records etiketiyle müzikseverlerin beğenisine sundu. Söz ve müziği Emre Ersöz’e ait olan şarkı, ayrılık acısını, karşılıksız kalan sevgiyi ve geri dönme ihtimaline rağmen kalpte korunan duyguları konu alıyor. Şarkının video klibi ise Rema Music International’ın YouTube kanalında yayımlandı.

Terk edilmenin ardından yaşanan kırgınlığı ve cevaplanmamış soruları merkezine alan “Haram Mıyım Sana?”, sevdiği kişinin gidişini kabullenmekte zorlanan bir insanın iç dünyasını anlatıyor. Şarkıda yer alan sitem dolu ifadeler, ayrılığın yarattığı çaresizliği ortaya koyarken, sevginin tamamen sona ermediğini de hissettiriyor. Özellikle nakarat bölümünde öne çıkan özlem ve yeniden kavuşma arzusu, eserin duygusal anlatımını güçlendiriyor.

Yapımcılığını ve prodüktörlüğünü Emre Bertan’ın üstlendiği çalışmanın aranjörlüğünü İsa Önergil yaptı. Müzik yönetmenliği ve yaylı kompozisyonları Kadir Okyay tarafından gerçekleştirilen eserin kayıt, mix ve mastering işlemlerinde Emrah Moğulkoç imzası bulunuyor. Piyano ve bas gitarda İsa Önergil, klarnette Aykut Sütoğlu, akustik ve elektrik gitarda Can Güneş, kanunda Tolga Yeşilbahçe yer alıyor. Keman grubu NWS | New World Strings’in yanı sıra Kadir Göksu’nun ritim ve perküsyonları da şarkının müzikal yapısına katkı sağlıyor.

Klip yönetmenliğini Akif Güler’in yaptığı video çalışması, İzmir’in Urla ilçesindeki Ayşe Hanım Konağı’nda çekildi. Görüntü yönetmenliğini Can Tekin’in üstlendiği klibin kamera çalışmalarında Engin Saltaş, kurgusunda ise Ömer Güven görev aldı. Işık çalışmalarını Emre Çetin’in yaptığı projede yönetmen yardımcıları Şindar Turgut ve İsmail Erbaş, yönetmen asistanları ise Asya Avcı ve Kübra Er oldu. Orkestra kayıtları Studio emREC’te, yaylı kayıtları Soundtrack Stüdyoları’nda gerçekleştirildi. Projenin dijital dağıtımını Rema Music International üstlendi.

Modern Türk arabesk çizgisinde hazırlanan “Haram Mıyım Sana”, ayrılığın ardından dile getirilemeyen soruları, pişmanlığı ve vazgeçilemeyen sevgiyi aynı hikâyede buluşturuyor. Emre Ersöz’ün yeni çalışması, tüm dijital müzik platformlarında dinleyicilerle buluşurken video klibi de YouTube üzerinden izlenebiliyor.

Şarkıyı Spotify üzerinden dinlemek için:

https://open.spotify.com/intl-tr/artist/7HT1P4dO8mrP5XQp58Rpmg?si=H-Onpm_8S-ex0WFPoDiSEg

Video klibini YouTube üzerinden izlemek için:

https://www.youtube.com/watch?v=FfKrTA8RYMo

Ersin Güloğlu’ndan “Nuranım Nuran” İle Türk Halk Müziği’ne yeni bir yorum

Sanatçı Ersin Güloğlu, “Nuranım Nuran” adlı yeni çalışmasıyla müzikseverlerle buluşuyor. Söz ve müziği Abbas Sütçü’ye ait olan eser, geleneksel halk müziği ezgilerini güçlü sazlar ve zengin bir müzikal düzenlemeyle bir araya getiriyor.

Prodüktörlüğünü Ersin Güloğlu’nun üstlendiği, EGM yapım etiketiyle yayımlanan “Nuranım Nuran”, tekrarlanan nakaratı ve sevda temalı sözleriyle dikkat çekiyor. Eserde sevilen bir kadına duyulan hayranlık, güzellik tasvirleri ve ona ulaşma arzusu ön plana çıkıyor. “Nuranım Nuran” sözleri etrafında şekillenen eser, dinleyiciyi halk müziğinin samimi anlatımına davet ediyor.

Aranjörlüğünü Hakan Çağatay Sakaryalı’nın yaptığı çalışmanın enstrüman kadrosunda cümbüş, bağlama, elektro bağlama, bas gitar, zurna, klarnet ve asma davulun yanı sıra ritim sazlar da yer alıyor. Ahmet Satılmış’ın cümbüş ve bağlamada, Gökhan Kantos’un elektro bağlamada, Fedai Tayyar’ın bas gitarda, Gökhan Fidan’ın zurnada, Yusuf Uğraş’ın klarnette ve Cem Bergamalı’nın asma davul ve ritim sazlarda katkı sunduğu eser, geleneksel çalgıların bir araya geldiği düzenlemesiyle öne çıkıyor. Kayıt, mix ve mastering çalışmaları Hakan Çağatay Sakaryalı tarafından gerçekleştirildi.

Şarkının video klibi Feyzullah Yıldırım yönetmenliğinde çekildi. Zümrüt platosunda gerçekleştirilen çekimlerde Barış Can Esen renk düzenlemesini üstlendi. Klipte Zekeriya Tani İstanbul Elazığlılar

Dayanışma Derneği Folklor Ekibi de yer alırken, Gökhan Fidan, Ahmet Satılmış, Murat Göçüm, Abdullah Aslan, Atakan Alcıoğlu ve Recai Kaptan orkestrayla çalışmaya eşlik etti.

Grafik tasarımı Kuzigo Photo, kapak tasarımı Ender Yıldız tarafından hazırlanan projenin basın ve halkla ilişkiler çalışmaları Ant Media tarafından yürütülüyor. Menajerliğini Hakan Şahin’in üstlendiği eserin dijital dağıtımında Vahit Kocakır ve Ahmet Bal görev alıyor.

Ersin Güloğlu, çalışmasına katkı sunan sanatçı kardeşi ve hemşehrisi Emrah Güllü’ye, sanatçı ablası Nur İpekçioğlu’na ve projede emeği geçen herkese teşekkür ediyor.

“Nuranım Nuran”, geleneksel halk müziği enstrümanlarını sevda temalı sözlerle buluşturan yapısıyla Ersin Güloğlu’nun müzik çalışmalarındaki yerini alıyor. Eserin video klibi YouTube üzerinden izlenebiliyor: https://www.youtube.com/watch?v=KUOvIR6kQmA

Gökhan Acar’dan Türk Sineması’na özgün bir soluk

Yetenekleri, çok yönlü birikimi, kendine özgü çalışma tarzı, özgün projeleri ve güçlü vizyonuyla dikkat çeken Gökhan Acar, Türk sinemasında farklı türlerin gelişimine katkı sunmayı hedefliyor. Güçlü iletişimi, karizmatik duruşu ve pozitif enerjisiyle de öne çıkan Acar, yeni projesi “Kör Nokta” ile sinemaseverlerle buluşmaya hazırlanıyor.

Acar Film Production bünyesinde çalışmalarını sürdüren Gökhan Acar, sinemada farklı türlerde üretim yapılmasının sektörün gelişimi açısından büyük önem taşıdığına inanıyor. Yeni oyuncuların desteklenmesi, yetenekli isimlere fırsat verilmesi ve özgün projelerin hayata geçirilmesi Acar’ın çalışma anlayışının temelini oluşturuyor.

“KÖR NOKTA” İLE PSİKOLOJİK GERİLİME FARKLI BAKIŞ

Yönetmenliğini Gökhan Acar’ın, yapımcılığını ise Ahmet Acar’ın üstlendiği “Kör Nokta”, psikolojik gerilim türündeki yapısıyla dikkat çekiyor. İnsan psikolojisini, geçmişle yüzleşmeyi ve gerçeklik algısındaki kırılmaları merkezine alan film, klasik korku anlayışından farklı bir gerilim atmosferi kurmayı hedefliyor.

Çekimleri Ankara, Bolu ve Kırıkkale olmak üzere üç ayrı ilde gerçekleştirilen yapımda, farklı şehirlerin atmosferi hikâyenin psikolojik dünyasını destekleyen önemli unsurlar olarak kullanılıyor. Mekânların yalnızca bir dekor olarak değil, hikâyenin atmosferini tamamlayan unsurlar olarak değerlendirilmesi filmin dikkat çeken özellikleri arasında yer alıyor.

Acar’ın yönetmenlik anlayışında sessizlikler, bakışlar, gölgeler, kapalı alanlar ve karakterlerin davranışları önemli bir yer tutuyor. İzleyicinin yalnızca yaşanan olayları takip etmesini değil, karakterlerle birlikte şüpheye düşmesini ve gerçek ile hayal arasındaki çizgiyi sorgulamasını amaçlayan film, psikolojik gerilim türüne farklı bir yorum getirmeyi hedefliyor.

YENİ YETENEKLERE FIRSAT

Gökhan Acar’ın sinema vizyonunda yeni yeteneklere alan açmak da önemli bir yere sahip. Başarının ekip çalışması, güçlü iletişim, disiplin ve özgün fikirlerin birleşimiyle ortaya çıktığını düşünen Acar, farklı yetenekleri aynı proje etrafında buluşturmayı önemsiyor.

Başrolünde Mert Şenol’un yer aldığı filmde Şenol’a Esma Kıyanç, Ayşe Aktaş, Berna Kıyanç, Gökay Alpaslan Şahin, Sema Yaldıran, Sıla Altıntaş, İsmail Akkoç, Celal Acar, Yaren Satıcı ve çocuk oyuncu Görkem Akyol eşlik ediyor.

“Kör Nokta”, 23 Ekim 2026 tarihinde sinemaseverlerle buluşacak. Yapım, Gökhan Acar’ın özgün anlatım anlayışını, vizyonunu ve Türk sinemasına yeni projeler kazandırma hedefini yansıtan önemli çalışmalarından biri olarak öne çıkıyor.

Eğitimci, eğitim koçu ve yazar Gülşah Toker'den öğrencilerin başarı yolculuğuna destek

Eğitimde hedef, strateji ve kişiye özel planlama başarı getirir. Eğitimci, yazar ve eğitim koçu Gülşah Toker, öğrencilerin akademik hedeflerine ulaşmalarına destek olmak amacıyla çalışmalarını sürdürüyor. Kamu Yönetimi ve Türk Dili ve Edebiyatı alanlarındaki eğitimini pedagojik formasyonla destekleyen Toker, eğitim alanındaki birikimini yazarlık ve eğitim koçluğu çalışmalarıyla bir araya getiriyor. Çocuk edebiyatına da ilgi duyan Toker, Kalan Yayınları tarafından yayımlanan Önce Empati Sonra Düet adlı kitabıyla yazarlık alanındaki üretimlerini okurlarla buluşturdu. LGS ve TYT/YKS hazırlık süreçlerine odaklanan Toker; öğrencilerin hedeflerini belirlemeleri, çalışma alışkanlıklarını geliştirmeleri, kendilerine uygun çalışma planları oluşturmaları ve deneme sınavlarını analiz ederek eksiklerini görmeleri üzerine çalışıyor. Eğitim koçluğu yaklaşımında gerçekçi hedefler, kişiye özel planlama, düzenli takip ve sürdürülebilir çalışma disiplini ön plana çıkıyor. Her çocuğun içinde keşfedilmeyi bekleyen bir potansiyel olduğuna inanan Gülşah Toker, çocukları ülkemizin aydınlık geleceği olarak görüyor. Onların yalnızca akademik başarılarını değil, kendilerini tanımalarını, özgüven kazanmalarını ve kendi potansiyellerini keşfetmelerini de önemsiyor. Öğrencilerle kurduğu iletişimde pedagojik yaklaşımı, anlayışı ve iş birliğini esas alan Toker, her öğrencinin kendini rahatça ifade edebileceği ve gelişimini destekleyen bir öğrenme sürecinin önemini vurguluyor. Ona göre eğitim, yalnızca bilgi aktarmak değil; çocuğu anlamak, doğru yönlendirmek ve kendi yolunu bulmasına rehberlik etmektir. Öğrencilere en önemli tavsiyesinin planlı ve düzenli çalışmak olduğunu belirten Toker, her öğrencinin kendi hedeflerine uygun bir çalışma programı hazırlamasını ve bu programa istikrarlı biçimde uymasını öneriyor. Kitap okuma alışkanlığının da akademik gelişimde önemli bir yere sahip olduğunu vurgulayan Toker, öğrencilere her gün en az 30 dakika kitap okumalarını tavsiye ediyor. Düzenli okumanın kelime dağarcığını geliştirdiğini, anlama becerisine katkı sunduğunu ve düşünce dünyasını zenginleştirdiğini ifade ediyor. Toker'in amacı, öğrencilerin yalnızca sınavlara hazırlanmalarına değil, kendi öğrenme süreçlerini tanımalarına ve sorumluluk alabilen bireyler olarak gelişmelerine de katkı sunmak. “Her öğrencinin öğrenme yolculuğu kendine özgüdür. Doğru hedef, kişiye uygun strateji ve düzenli takiple öğrencilerin potansiyellerini ortaya çıkarmalarına destek olmak istiyorum. Çünkü her çocuğun içinde keşfedilmeyi bekleyen bir güç olduğuna inanıyorum. Onların bu gücü fark etmelerine eşlik etmek, benim için eğitim koçluğunun en anlamlı yanlarından biri.”

Jale Aydemir, türkülerle kültürü ve doğayı buluşturuyor

1975 yılında Artvin’de dünyaya gelen Jale Aydemir, uzun yıllardır sürdürdüğü tekstil sektöründeki çalışmalarının yanı sıra müziğe duyduğu ilgiyle sanat yolculuğunu şekillendiriyor. Babasının bağlama çalıp türkü söylemesiyle temelleri atılan müzik sevgisini yıllar içinde eğitimlerle geliştiren Aydemir, bugün geleneksel türküleri kendine özgü projelerle dinleyiciyle buluşturuyor.

Lise eğitiminin ardından iş hayatına atılan Jale Aydemir, tekstil alanındaki çalışmalarını halen sürdürüyor. Müziğe olan ilgisini hiçbir zaman ikinci plana atmayan Aydemir, dönem dönem bağlama ve şan dersleri aldı; bu eğitimlere devam ederek kendisini geliştirmeyi sürdürdü. Yaklaşık 10 yıl boyunca Belkıs Akkale korosunda yer alan Aydemir, usta sanatçının kendileri için önemli bir yol gösterici olduğunu belirtiyor. Bu süreçte edindiği deneyimler, müzikal birikiminin gelişmesinde etkili oldu.

Son iki yıldır türkülere yönelik klip çalışmalarına ağırlık veren Jale Aydemir, müziği yalnızca ses ve yorumla sınırlı görmüyor. Doğa, hayvanlar ve tarih gibi farklı temaları kliplerine taşıyan Aydemir, izleyicilere müziğin ötesinde mesajlar ulaştırmayı amaçlıyor. Son yayımladığı Artvin türküsüyle birlikte dört klibe ulaşan sanatçının yaklaşık 20 müzik kaydı da bulunuyor.

Aydemir’in son klibinde sokak hayvanları konusuna dikkat çekmesi, müziği toplumsal farkındalık oluşturmak için kullanma yaklaşımının bir örneğini oluşturuyor. Görsel anlatımla türküleri bir araya getiren projelerinde doğaya, canlılara ve kültürel değerlere yönelik duyarlılığını ön plana çıkarıyor.

Kendisini henüz sanatçı olarak tanımlamak yerine müzik yolunda ilerleyen ve kültür elçisi olmaya çalışan bir müzisyen olarak gören Jale Aydemir, çalışmalarında mütevazı bir yaklaşım benimsiyor. Daha önce dijital bir kanalda türkü programı sunan Aydemir, şimdi de ulusal bir türkü kanalında yeni programıyla izleyici karşısına çıkmaya hazırlanıyor.

Müzik çalışmalarını sürdürmeyi hedefleyen Jale Aydemir, geleneksel türküleri farklı görsel anlatımlarla buluşturarak kültürel mirasın yaşatılmasına katkı sunmayı amaçlıyor. Kendine özgü proje anlayışı, güçlü iletişimi ve pozitif enerjisiyle dikkat çeken Aydemir, müzik yolculuğunda yeni çalışmalarla dinleyicileriyle buluşmaya hazırlanıyor.

Bir sesin peşinden başlayan oyunculuk yolculuğu: Saliha Yaşar

Çorum’da dünyaya gelen, 12 yaşından itibaren İstanbul’da büyüyen Saliha Yaşar’ın oyunculuk serüveni, izlediği bir dizide duyduğu sesin peşine düşmesiyle başladı. Muhasebe mesleğini sürdürürken karşılaştığı bu ses, zamanla hayatının yönünü değiştiren bir tutkuya dönüştü. Bugün yaklaşık 150 projede yer alan Yaşar, altı yıldır yalnızca oyunculuk yaparak kariyerini bu alanda ilerletiyor.

Yaşar’ın sanat yolculuğundaki ilk kıvılcım, La Casa de Papel dizisinde Profesör karakterini seslendiren dublaj sanatçısı Murat Şen’in sesini duymasıyla ortaya çıktı. Bu sesi araştırırken Şen’e ulaşan Yaşar, eğitim alabileceğini öğrenince oyunculuk ve seslendirme dünyasına adım atma fikrini değerlendirmeye başladı. Başlangıçta çekingen davransa da kendisini geliştirmek ve farklı insanlarla tanışmak amacıyla Başkent İletişim Akademisi’ne kaydoldu.

Burada önce diksiyon, ardından dublaj eğitimi aldı. Eğitim sürecinde tanıştığı Murat Sarı’nın yönlendirmesiyle oyunculuk alanında da ilerlemeye karar verdi. Dublajda daha başarılı olabilmesi için oyunculuk eğitiminin önemini vurgulayan Sarı’nın tavsiyesi üzerine temel oyunculuk eğitimine başlayan Yaşar, daha sonra profesyonel sinema, sahne ve kamera önü eğitimleri aldı. Başkent İletişim Akademisi, onun için yalnızca bir eğitim kurumu değil, kendisini keşfettiği ve mesleki hedeflerini şekillendirdiği ikinci bir yuva oldu. Mesleğinde Usta isimlerden eğitimler aldı.

Eğitimine devam ederken tiyatro sahnesinde deneyim kazanan Yaşar, ardından dizi setlerinde yer almaya başladı. Başlangıçta kısa sahnelerle ilerleyen oyunculuk kariyeri, zamanla daha kapsamlı rollerle gelişti. Adım Farah, Gaddar, Kızılcık Şerbeti, Fetihler Sultanı, Aziz Mahmut Hüdayi, Sevdiğim Sensin ve Gassal gibi yapımlarda rol alan Yaşar, sinema alanında da Gen 2, Assaf 3 ve Öldür Beni projelerinde yer aldı. Trendyol, Coca-Cola, Migros ve Turkcell gibi markaların reklam çalışmalarında da kamera karşısına geçti.

Oyunculuk uğruna muhasebe mesleğinden istifa eden Yaşar, bugün hayatını tamamen sanatına adıyor. Eğitim sürecinde hayal olarak gördüğü birçok hedefini gerçekleştiren oyuncunun en büyük arzusu ise dünyaca tanınan bir isim olmak. Başarıya giden yolda yaşadığı zorlukları unutmayan Yaşar, ileride kendi gibi oyunculuğa gönül verenlere destek olmayı da hedefleri arasında tutuyor.

Kendine özgü çalışma anlayışı, iletişim becerisi ve pozitif enerjisiyle mesleki yolculuğunu sürdüren Saliha Yaşar için oyunculuk, yalnızca bir iş değil, uğruna konfor alanından vazgeçtiği bir yaşam tercihi. Şimdi bütün çabasını, hayallerini daha ileriye taşımak ve adından uluslararası ölçekte söz ettirmek için harcıyor.

Uzman eczacı Sibel Kıran Aydın’dan kış öncesi cilt ve saç bakımı önerileri

Yazın güneş, deniz ve çevresel etkenlerle yıpranan cilt ve saçlar, sonbahardan kışa geçerken özel bir bakıma ihtiyaç duyuyor. Uzman Eczacı ve Eylül Pharma Kurucusu Sibel Kıran Aydın, mevsim geçişinde doğru ürün seçiminin ve düzenli bakımın önemine dikkat çekiyor.

Yaz boyunca güneş, deniz, havuz, terleme ve güneş koruyucularının etkisiyle cildin nem dengesi değişebiliyor. Güneş sonrası lekeler belirginleşirken saçlarda kuruluk, esneme, incelme ve kırılma görülebiliyor. Sonbahardan kışa geçerken sıcaklık ve nem oranındaki düşüş de cilt bariyerini zorlayarak kuruluk, hassasiyet ve gerginlik hissini artırabiliyor.

Bir üretici eczacı olarak ilk önerisinin cildi yormadan bakım rutinini yeniden düzenlemek olduğunu belirten Sibel Kıran Aydın, çok sıcak suyla yıkanmanın, sert temizleyicilerin, sık peeling uygulamalarının ve aynı anda çok sayıda aktif içerik kullanmanın cilt bariyerine zarar verebileceğini vurguluyor. Aydın, bunun yerine nazik temizliğin, cilt tipine uygun nemlendiricinin ve gündüzleri en az SPF 30 geniş spektrumlu güneş koruyucunun tercih edilmesini öneriyor. Kış aylarında da güneş korumasından vazgeçilmemesi gerektiğini hatırlatıyor.

Saç bakımında mevsim geçişlerinin doğru değerlendirilmesi gerektiğine işaret eden Aydın, sonbaharda artan saç dökülmesinin bazen mevsimsel olabileceğini, ancak yoğun, uzun süren veya bölgesel dökülmelerin yalnızca mevsime bağlanmaması gerektiğini ifade ediyor. Demir ve mineral eksiklikleri, tiroit sorunları ve diğer olası nedenler açısından değerlendirme yapılmasının önemini belirtiyor. Saçın ihtiyacına uygun şampuan, saç kremi ve bakım maskelerinin yanı sıra ısıyla şekillendirmeyi azaltmayı ve ıslak saçları sertçe taramamayı tavsiye ediyor.

Selülit ve çatlak bakımında gerçekçi beklentilerin önemini de vurgulayan Aydın, selülit görünümüne yönelik ürünlerin yanı sıra dengeli kafein tüketimi, düzenli beslenme, hareket ve masajın bakım rutininde yer alabileceğini belirtiyor. Çatlaklarda ise erken bakımın, yeterli su tüketiminin ve dengeli beslenmenin önemine dikkat çekiyor. Kolajen takviyesinin gerekliliğinin kişisel ihtiyaçlara göre değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatıyor.

Eylül Pharma bünyesinde NaturAren markasıyla kişisel bakım ürünleri geliştiren Sibel Kıran Aydın’a göre iyi cilt bakımı, en moda ürünü kullanmak değil, doğru ürünü doğru şekilde uygulamakla mümkün. Formülün içeriği, aktif maddelerin konsantrasyonu, stabilitesi ve ciltle uyumu kadar düzenli kullanım da önem taşıyor. Mevsime göre cilt ve saçın ihtiyaçlarını doğru belirlemek, bakımda sürekliliği korumanın temelini oluşturuyor.

Zeynep Yazıcı: Mimari birikimini sanatla buluşturan ressam ve yazar

Farklı coğrafyalarda edindiği kültürel birikimi eserlerine taşıyan Zeynep Yazıcı, resim ve yazarlığı yaşamının ayrılmaz bir parçası olarak görüyor. Ulusal ve uluslararası sergilerde yer alan sanatçı, özgün çalışmaları ve toplumsal duyarlılığıyla sanat yolculuğunu sürdürüyor.

1977 yılında Ankara’da doğan ressam ve yazar Zeynep Yazıcı’nın sanat yolculuğu, farklı şehirlerde ve kültürlerde şekillenen bir yaşam deneyimine dayanıyor. Babasının mesleği nedeniyle çocukluk yıllarını Ankara, Erzincan, Artvin ve Niğde’de geçiren Yazıcı, bu çeşitliliğin kendisine farklı kültürleri tanıma ve yorumlama fırsatı sunduğunu belirtiyor.

Niğde Üniversitesi İnşaat Bölümü’nden mezun olan Yazıcı, eğitimini tamamladıktan sonra yurt içi ve yurt dışındaki inşaat altyapı projelerinde teknik alanlarda çalıştı. Mühendislik birikiminin yanı sıra sanata duyduğu ilgi, zamanla yaşamının merkezine yerleşti. 2010 yılından itibaren profesyonel olarak resim çalışmalarına ağırlık veren sanatçı, bugün resim ve yazarlığı birlikte sürdürüyor.

Uluslararası sergilerde sanat imzası

Zeynep Yazıcı’nın eserleri, Türkiye’nin farklı şehirlerinin yanı sıra uluslararası sanat platformlarında da izleyiciyle buluştu. Tokyo Metropolitan Müzesi’nde gerçekleştirilen grup çalışmasından Venedik’teki Contemporary Art Fair kapsamında düzenlenen etkinliklere, Londra’daki Canvas London Uluslararası Sanat Fuarı’ndan Barselona ve New York’taki sanat organizasyonlarına uzanan sergi geçmişi, sanatçının farklı coğrafyalardaki çalışmalarını ortaya koyuyor.

Son yıllarda İstanbul, Ankara, Bodrum ve Antalya’da düzenlenen sergi ve sanat fuarlarında da yer alan Yazıcı, 2024 yılında Suudi Arabistan’ın Riyad kentindeki Naila Sanat Galerisi’nde gerçekleştirilen sergiye katıldı. 2025’te ise Saraybosna Kültür Olimpiyatları kapsamında Bosna Kültür Merkezi ve Tarih Müzesi’ndeki organizasyonda ve Antalya Türkan Şoray Kültür Merkezi’ndeki “Sanat, Nereye” sergisinde eserlerini sanatseverlerle buluşturdu.

Sanatçının çalışmaları Suudi Arabistan’da AV Gallery, Türkiye’de ise DG Art Gallery tarafından temsil ediliyor.

Sanatın toplumsal sorumluluğuna inanıyor

Yazıcı’nın üretim dünyası yalnızca resimle sınırlı değil. Kadına yönelik şiddet konusuna dikkat çekmek amacıyla 2015 yılında kaleme aldığı “Aç” adlı kitabı, sanatçının toplumsal meselelere duyarlılığını yansıtan çalışmalarından biri. Rotary Vakfı’nın “Kadın ve Çocuk” projesi kapsamında düzenlenen sanat eserleri müzayedesine ve Dünya Engelliler Vakfı’nın “Yüz Ünlü Yüz” farkındalık projesine katılması da bu yaklaşımının örnekleri arasında yer alıyor. Farklı dönemlerde çeşitli dergilerde yazarlık yapan Yazıcı, sanatsal üretimini düşünce ve yazıyla destekliyor.

Çok yönlü birikimi, farklı kültürlerle kurduğu bağ ve özgün projelere duyduğu ilgiyle dikkat çeken Zeynep Yazıcı için resim yapmak ve yazmak, bir meslek olmanın ötesinde yaşam biçimi. Sanatçı, kişisel deneyimlerini ve toplumsal duyarlılığını üretimine taşıyarak sanat yolculuğunu yeni çalışmalarla sürdürmeye devam ediyor.