İspanyol sahnelerinde skandala yol açan Salome oyunundan sonra Teatro Principal'la yolları ayrılan Xirgu, hemen başka bir tiyatroyla,Theatro Nou ile anlaşır ve Salome’yi o sahnede oynamaya devam eder. Ancak burada da fazla kalmaz oyuncu. 22 Temmuz 1910 tarihinde daha büyük bir sahnede görür seyirciler Xirgu’yu: Barselona Tivoli Tiyatrosu’nda!
Hâlâ dünya sahneleri içinde saygınlığını koruyarak etkinliğine devam eden Barselona Tivoli Tiyatrosu; 1868 yılında işadamı Ignasi Elias yFont'un yönetimine katılmasıyla, ulusal bir kimlik kazanma yolunda büyük oyuncuların yetiştiği bir sahne olarak ün yapmış bir tiyatrodur. Xirgu, Tivoli sahnesinde hem İspanyol tiyatrosu hem de kişisel kariyeri için unutulmaz oyunlar üretmiştir. Bunlardan biri, Fransız oyun yazarları Pierre Berton ve Charles Simon tarafından 1898 yılında yazılmış olan ‘Zaza’ adlı oyundur. Zaza, tragedya oyuncusu olarak bilinen Xirgu’nun başka bir cesur girişimidir. Çünkü bu oyun tanınmış bir bulvar güldürüsü, başka bir deyişle bir vodvildir.
Zaza, müzikholde şarkı söyleyen bir kabare sanatçısıdır. Günün birinde evli olduğunu bilmediği Dufrense adındaki varlıklı bir adama âşık olur. Zaza, sevgilisinin yardımıyla büyük bir ses sanatçısı olur ancak Dufrense’nin evli ve bir kızı olduğunu öğrenince yıkılır. Ondan uzaklaşır. Daha önce Rejane’ın da oynadığı bu dramatik vodvil, dönemi içinde büyük gürültü koparır. Genç Xirgu, bu oyunla sadece Salome gibi tragedyalarda başarılı olmadığını, hangi rolü ele alırsa onu yıldızlara götürebileceğini kanıtlar İspanyol seyircisine.
22 Eylül 1910 günü, 1936'da Havana'da hayatını kaybedecek olan ilk eşi Josep Arnall Melero (Pepito) ile evlenir Xirgu. Şimdi daha güçlüdür. Aynı yıl kendi tiyatrosunu kurar çalışkan oyuncu.
22 Ekim 1910'da, daha önce de repertuvarına aldığı Katalan kültürünün yılmaz örgütçüsü Angel Guimera’nın henüz beş yıl önce yayımlanan üç perdelik bir tragedya olan ‘Andronica’ adlı oyunuyla ilk kez kendi sahnesine çıkar Xirgu. Ardından yine aynı yazarın başka bir oyunuyla: ‘Aşağı Dünya’ oyununda, ‘Guitart Manelic’ rolüyle selamlar izleyicisini...
‘Aşağı Dünya’ oyunu, D’Annunzio etkisinde yazılmış, simgeci bir oyundur. Oyundaki Manelic karakteri, oyunun birinci kadın rolüdür. Manelic, koyunlarıyla dağda yaşayan, ‘yüksek dünyadaki’ bir çobandır. Yüksek dünya diye anılan şey; masumiyet, saflık ve doğallığın temsil edilmesidir. Yüksek dünyanın saflığı Manelic’in karakterinde işlenir. Bir de ‘aşağı dünyanın’ temsilcisi, varlıklı Sebastian karakteri vardır: Hilebaz, bencil ve entrikalarla dolu biri... Manelic, Sebastian tarafından aldatılmış, aşağı dünyanın ovalarına inmiştir. Aşağı dünyada herkes, onun saflığına gülmekte, onunla alay etmektedir. Çünkü aşağı dünya kirlidir, masumiyetini yitirmiş, ikiyüzlü ve günahlarla doludur. Bir takım olaylar dizisinin ardından, Manelic Sebastian'ı öldürür ve sembolik bir replik üzerinden mutlu olduğunu söyler: “Kurdu öldürdüm!” Aşağı dünyada, hayatta kalmak için tek seçenek, bu günahlardan beter işkencelere ortak olmakya da her şeye karşı durup ‘yüksek dünyaya’ çıkmaktır.
Katalan kültürünün örgütlenmesinde güçlü bir militan olan Guimera; 1845 yılında doğmuş, 1924 yılında ölmüş bir oyun yazarıdır. Klasik tiyatro anlayışına karşı olan yazar, üç birlik kuralını kullanmamış, daha çok modern sembolizmi işlemiştir oyunlarında. D’Annunzio’dan fazlasıyla
etkilenen yazar, şiirsel bir dil kullandığı oyunlarında tarihi temaları konu yapar ağırlıklı olarak. Öte yandan, L'Eloi (1906), L'aranya (1908) gibigerçekçi çizgiye yakın oyunlar da kaleme alır.
15 Nisan 1911 yılında başka bir Angel Guimera oyununda görürüz Xirgu’yu: ‘Genç Kraliçe’... Bu oyun yazar tarafından oyuncu için özellikle yazılmış bir oyundur. Daha sonra filme de çekilen oyunun konusu hayli açıktır. Cumhuriyetçi Rolando, genç kraliçe Alexia'yı ölümcül bir kazadan kurtarır. Birbirlerine âşık olurlar; ancak bir cumhuriyetçiyle, monarşizmin temsilcisi Kraliçe Alexia bu duygularını gizlemek zorunda kalırlar. Büyük Dük, Alexia’yı oğluyla evlendirmek ve muhafazakâr hükümetin devamlılığını garanti altına almak ister. Alexia, gönlündeki adama, Rolando'ya gider ve onu başına geçeceği devlet içinde bakan olmaya ikna etmeye çabalar. Ancak aşkıyla, düşünceleri arasında sıkışan Rolando, inanmış bir cumhuriyetçi olarak monarşinin tüm avantajlarını reddeder.
Kraliçe Alexia rolünün yarattığı romantik ve inandırıcı rüzgâr, Xirgu’yu gökyüzüne yükseltmiştir sanki. 23 yaşındaki bu gencecik oyuncunun adını duymayan kalmamıştır İspanya’da. Aynı yılın yaz aylarında küçük bir İspanya turu yapar. Heybesinde birkaç oyun vardır: Zaza, Genç Kraliçe ve Aşağı Dünya...Vilafranca, Valls ve Sabadell kentlerindeki seyirciler bu genç yıldıza hayran kalırlar.
6 Kasım 1911'da Xirgu, bir bomba daha patlatır: Hermann Sudermann'ın "Magda" adlı oyunuyla , kısa bir süre önce, Salome’den sonra gelen tepkilerden korkarak anlaşmasını feshettikleri TeatroPrincipal sahnesindedir yine. Bu kez güçlü olan el, onun elidir.
Magda'nın babası Albay Schwartze, toplumun tutucu geleneksel yanının temsilcisidir oyunda. Despottur ve kadının yerinin evi olduğu, onların kendi başlarına eş seçimi bile yapamayacaklarına inanmış bir babadır. Kızı için seçtiği eşle evlenmeyi reddeden Magda’yı evden kovar. Magda, 17 yıl sonra, çok ünlü bir sahne sanatçısı olarak doğduğu topraklara döner. Babası katı tutumuyla insan içine çıkamamaktadır utançtan. Kızı bir sahnede şarkı söylüyor ve bütün erkekler gözünü dikmiş, kızını seyretmekte! Kabul edilemez bir durumdur bu Albay için. Yıllardır görmediği kardeşini görmek isteyen Magda’nın aile içine dönmesinin tek koşulu vardır: Sahneden çekilmesi... Magda’nın hayranlarından Belediye Meclis Üyesi Von Keller, hayranı olduğu Magda’yı ziyarete geldiğinde; onun, yıllar önce Magda’yı tecavüzle hamile bırakan adam olduğunu anlarız. Magda, asla unutmamıştır Von Keller’i. Durumu öğrenen baba, kızının Von Keller’le evlenmesini ve bu ‘namussuzluğun temizlenmesinin başka yolu olmadığını’ dayatır Magda’ya. Von Keller, bu ünlü kadınla evlenmeye hazırdır. Ancak Magda’nın sahnelerden çekilmesi ve çocuğun gizli tutulması şartıyla! Magda, özgürlüğü / kadın kimliği ve geleneksel aile dayatmaları arasında kalmıştır. Reddeder geleneksel esareti Magda. Babasına felç iner. Magda’nın neden bunu yaptığını açıkladığı replik, evrensel, bugün bile en az o dönemki kadar değerli bir repliktir. Belki de daha değerli! Çünkü o replik, kurulacak yeni dünyanın evrensel ruhunun, devrimci bir ateşle yakılması gerektiğini muştulayan bir repliktir.
“Sanatın hiçbir suçu yok! Ona saldırmayın! O bana beni kazandırdı. Bana ihtiyaç sahibi, zavallı gördüğünüz,küçük bir sevgiyle yetinen bir hizmetçiden başka bir şekilde davrandınız mı bugüne kadar? Ailenin ahlâkı dediğiniz şey bu mudur? Hayır, körleşmiş gelenekler, bize nesaygınlık ne de mutluluk veriyor. Herkes kendi yalnızlığında, kendi başına özgürce geliştirdiği yasalara göre yaşamalıdır. Bir kenara çömelelim ve bize saygılı bir ses çıkana kadar sabırla bekleyelim, öyle mi? Evet bekledik yüz sene, bin sene, daha da çok! Bu arada bedenimiz ve ruhumuzun varolmak için verdiği savaşta hep biz kadınlar tükendik. Kendimizi boğduk gelenek adına! Üzüntü ve umutsuzluktan başka bir şey görmedik senelerdir; sahip olduğumuz bütün her şeyi, varlığımız için çığlık atan bir adama mı vermeliyiz yani? Hayır! Bizi selamlayın ya da manastır denen hapislere kapatın,belki de en iyisi odur.”
İspanya sahnelerinde bu kadar çok ve bu kadar sık sahne alan başka bir kadın oyuncu görülmemiştir. Magda’nın şamarı yanaklarda zonklamaya devam ederken, iki buçuk ay sonra, 8 Ocak 1912’de, “Frou Frou”yla sahneye çıkar Xirgu. Henri Meilhac ve Ludovic Halevy tarafından 1869 yılında yazılmış, 5 perdelik bir güldürü olan ‘Frou Frou’da, ‘Gilberte’ olarak...Yine hakkı yenmiş bir kadını oynar sahnede. Büyük tartışmalara neden olan Frou Frou fırtınası eserken, 6 Nisan 1912'de, bu kez Teatro Principal'da VictorienSardou'nun(1831-1908)"Theodora"sında ‘Thedora’dır Margarita Xirgu. Sinir bozucu bir hızı ve imrenilecek bir belleği vardır oyuncunun.
Theodora; Bizans İmparatoru Justinianian'ın tutkulu ve vicdansız eşidir. Andreas’a tutkuyla bağlıdır. Andreas da Justinianian’ı devirmeye çalışan bir isyancıdır. Sarayda geçen onlarca entrikayı yöneten Theodora, sonunda İmparator tarafından zehirlenen sevgilisinin yanında can verir.
Xirgu’yu yükseldiği yerde, onu tartışmasız ve rakipsiz yapan bir diğer oyun da;26 Nisan 1914 tarihinde, 1903 yılında Hugo von Hofmannstahl (1874-1929) tarafından yazılmış olan "Elektra"dır kuşkusuz. Madrid’deki Castilian Sahnesi’nde gösterilen bu oyunda, ‘Elektra’ rolündeki Xirgu, Theatro Principal’ın diğer yıldızlarını gölgede bırakır.
Elektra, Kral Agamemnon ile Klytaimestra'nın kızıdır. Babası Agamemnon’a saplantı derecesinde bağlı olan Elektra,Troya Savaşı zamanında, savaşı kazanmak isteyen Agamennon’un, Elis'te rüzgârların esmesini sağlamak için kızı İphigeneia'yı kurban etmesini affedemeyen Klytaimestra, düşman Aigisthos'la bir olup Agamemnon’u bıçaklayarak öldürürler. Elektra, annesinden bunun öcünü almak için yaşar sadece. Sürgüne gönderilen erkek kardeşi Orestes'in dönmesini bekler senelerce. Yarı deli bir haldedir bu intikam duygusu yüzünden. Sürgünden dönen Orestes’i babalarının öcünü almak üzere yetiştirir Elektra. Ardından da, Orestes’in önce Aigisthos'u, sonra da anneleri Klytaimestra'yi öldürmesine yardım eder.
“- Korkma, endişelenecek bir şey yok!
- Nereden biliyorsun?
- Ben daha önce öldüm!”
Elektra, iktidara boyun eğmeyle, babasının katilinin annesiyle beraber kurduğu kirli düzene karşı isyan etme arasındaki çatışmanın tam ortasında durur. Elektra isyanı, kardeşi Orestes ise itaati temsil eder.
Sahnelerde gösterilen hikâyelerde, intikam, tutku ve hesaplaşma akıp giderken, dışarıdaki dünyada da başka hesaplar yapan savaş tüccarları kan akıtmaya başlarlar aynı yıl. 1914’de Birinci Dünya Savaşı başlar.Ancak Xirgu’nun sahne savaşı da sürmektedir.
Oyuncunun Madrid'e gelişi ve ‘Elektra’ oyunuyla Castilian Tiyatrosu’na katılması, Birinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesiyle çakışır. Xirgu, her gerçek sanatçı gibi, içindeki sonsuz muhalefet nedeniyle; içinde şiirsel nitelikleri bulunan gerçekçi İspanyol yazarlarını keşfeder aynı yıl. Barselona’ya döndüğü zaman, Theatro Principal’de, Ramon del Valle Inclan’ın (1866 – 1936) yazdığı "Ruhların Çöküşü" oyununu sahneler 1915 yılında."Medeni olmak kılığında, insan ilişkilerindeki kalitede muazzam bir bozulma olmuştur. Çünkü klasik tragedya İspanyol gerçekliği yansıtmıyor artık. Avrupa tiyatrosu için yeni bir sahne diline ihtiyacımız var.” diyen Valle Inclan da, Katalan kültürüne sıkı sıkıya bağlı, duygusal yazı diline hiciv katmasıyla ünlü bir İspanyol yazardır. Daha çok, küçük burjuva yaşamını, abartılı karakterler ve iğneleyici bir dille eleştirmiştir. İspanyol aydınlarının monarşist
faşizme karşı uyaran önemli çalışmalar hazırlamıştır. (Xirgu, 1920 yılında Inclan’ın en ünlü oyunu “İlahi Kelimeler”i de sahnesine taşıyacaktır.)
Aynı yıl, savaşın etkisiyle içine düşülen zor zamanlar, her şeyin anlamını değiştirmiştir. İyilik kötülük, erdem ve bencillik birbirine girmiştir. Sahnenin bu toplumsal karmaşadan uzak kalması düşünülebilir mi? 1912'de Buenos Aires'ten bir işadamının, Güney Amerika'da oynaması için sözleşme teklif ettiği Xirgu için, savaş baskısının yarattığı ülkesinde kalmak günden güne zorlaşmaktadır ama o inanmış bir sanatçı olarak kaçmak yerine, ülkesine hizmet etmeye kararlıdır yine de... Oysaki daha önce birkaç kez Bueunos Aires’te sahneye çıkmış, oradaki seyirciler üzerinde de büyük bir etki bırakmıştır.İstediği an gidip, toplumunun bu kanayan yarasına sırtını dönebilecekken; o her şeye karşın, repertuvarına tam da bu toplumsal karmaşayı sembolleştiren bir oyun alır 1916’da: "Marianela"!
18 Ekim 1916'da, Madrid'deki Teatro de la Princesa'da ilk gösterimini yapar ‘Marianela’.
1878'de ünlü İspanyol romancı Benito Perez Galdos (1843-1920) tarafından yazılan ‘Marianela’, genç ve kör bir adam olan Pablo ile en yakın arkadaşı, güzel ruhlu ama çok çirkin bir hizmetçi kız olan Marianela arasındaki ilişkiyi anlatmaktadır. Marianela, Pablo'nun gözleri olur ve ona dünyayı tanıtmak için elinden geleni yapar. Gördüğü sıcaklık ve ilgiye dayanarak, Pablo Marianela’yla evlenmek istediğini söyler ailesine. Pablo’nun bir operasyonla yeniden görebilme ihtimali oluşunca, ailesi onun yanına gelir. Gelenlerden biri de dünyalar güzeli kuzeni Florentina’dır. Operasyonla gözleri görmeye başlayan Pablo, hizmetçi kızı arar ancak gözlerindeki bandaj açılır açılmaz gördüğü Florentina’dan çok etkilenir ve Marianela’ya verdiği sözü unutarak onunla evlenmeye karar verir.
Toplumun küçümsediği bir hizmetçi kızla, kör olan bir adam arasındaki ilişki sayesinde Marianela hem iç hem de dış güzellik kavramının sembolü olur Galdos’un kaleminde. Pablo kör olduğundan, Marianela onun için iyi, bencil olmayan bir kişidir ve dış görünüşünün bu iyiliği yansıtacağını varsayar. Ancak gözleri açıldığında, Marianela’yı görünüşünden dolayı düşüncesizce küçümseyen sığ biri haline gelir. Hikâyeyi Sokrates adlı bir kasabada geçiren Galdos, güzellikle iyilik arasında geçen hikâyesinde,sanki Eski Yunan filozofunun düşünceleriylebir bağlantı arar gibidir.
Birkaç oyun daha sunar aynı yıl Xirgu: Castilian Tiyatrosu’nda Hauptmann’dan "Batık Çan" ve 8 Mayıs 1918'de yine Benito Perez Galdos’un"SantaJuana de Castilla" adlı oyunuyla sahne tutar Katalonya’nın en parlak yıldızı. Kastilyalılar için son derece kışkırtıcı bir oyundur bu. İmparatorluk hanedanına karşı isyan etmek, toplumların esaretten kurtulmasının tek yolu olarak işlenir oyunda. Juana, zayıf gibi görünen kuvvetlerin içinde, emperyal ihtişamın aksine, yoksul ve aç İspanya’nın sesinin gizli olduğunu haykırır sahneden. Xirgu, bu oyundan sonra bir anıt isim olur ezilen İspanya halkı için...
1918 yılında, Hermanos Alvarez Quintero’nun(1871-1938) yazdığı “Pipiola” ve1922 yılında Nobel Edebiyat Ödülü kazanan Jacinto Benavente’nin (1866-1954) yazmış olduğu“Ateş Ejderhası “, “Temiz Ağrı” ve “Sonbahar Gülleri” oyunlarını da yorumlayan Xirgu, sık sık turnelere çıkmaya başlar.
Birçok turne yapan Xirgu, aynı yıl Granada bölgesinde de bir turne yapar. En güçlü oyunları vardır yanında; Zaza, Salome, Magda, Kamelyalı Kadın, Elektra ve diğerleri... Bu turneyi diğerlerinden ayıran en büyük özellik, dünya tiyatro tarihine geçecek genç bir oyun yazarının kaderinin bu turne sayesinde değişecek olmasıdır.
Granada’da bulunan Teatro Cervantes Sanat Merkezi tarafından organize edilen 1918 Karnavalı sırasında, Xirgu’nun da orada olacağını duyan Granada Üniversitesi Edebiyat Profesörü Martín
Domínguez Berrueta (1869-1920) bir gurup öğrencisini bu etkinliğe götürür. Bu öğrencilerden birinin adı Federico Garcia Lorca’dır.