Nihat AK/EGE TELGRAF- Türkiye’de ağustos enflasyonu, resmi veriler ile bağımsız hesaplamalar arasındaki farkı yeniden gündeme taşıdı. TÜİK’e göre tüketici fiyatları ağustosta aylık yüzde 1,84, yıllık yüzde 31,51 arttı. ENAG ise aynı dönemde aylık enflasyonu yüzde 2,24, yıllık enflasyonu yüzde 49,03 olarak hesapladı.

TÜİK verilerinde yıllık artışta yüzde 39,77 ile konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlar; yüzde 35,08 ile ulaştırma; yüzde 33,79 ile gıda ve alkolsüz içecekler öne çıktı. On iki aylık ortalama enflasyonun yüzde 31,79’a ulaşmasıyla eylülde yenilenecek kira sözleşmelerinde tavan zam oranı da yüzde 31,79 oldu.
DİSK-AR ise enflasyondaki yavaşlamanın fiyatların düştüğü anlamına gelmediğini vurguladı. Bültende yüksek enflasyonun dar gelirlilerin alım gücünü daha fazla aşındırdığı, gelir dağılımını bozduğu ve asgari ücretin ağustos itibarıyla enflasyon karşısındaki kaybının 6 bin 196 liraya ulaştığı belirtildi. Böylece ücretliler açısından fiyat artışlarının etkisinin sürdüğü, dezenflasyon sürecinin hane bütçelerine henüz belirgin bir rahatlama getirmediği değerlendirmesi öne çıktı.
Ege Telgraf’a değerlendirmelerde bulunan ekonomi ve gayrimenkul uzmanları, enflasyondaki yavaşlamanın fiyatların gerilediği anlamına gelmediğine dikkat çekti. Uzmanlar; gıda, konut ve ulaştırmadaki yüksek artışların hane bütçesini zorlamaya devam ettiğini, kira zam oranlarının kiracılar üzerindeki baskıyı artırdığını vurguladı. Değerlendirmelerde, ücret ve gelir artışlarının enflasyon karşısında yetersiz kalmasının alım gücündeki kaybı derinleştirdiği ifade edildi.
ENFLASYONİST BÜYÜME
Açıklanan rakamların Maliye ve Hazine Bakanı Mehmet Şimşek’in ifadesiyle dezenflasyon sürecinin devam ettiğini gösterdiği değerlendirmesinde bulunan ekonomist Dr. Osman Sirkeci, “Yaz aylarının etkisini de dikkate almak gerekiyor. Özellikle sebze, meyve ve domates gibi ürünlerde sezonluk fiyat gerilemeleri gıda enflasyonunu aşağı çekti. Bu mevsimsel etki olmasaydı aylık enflasyonun yüzde 1,71’in üzerinde gerçekleşmesi kuvvetle muhtemeldi. Türkiye ekonomisi 24 çeyrektir büyüyor. Ancak artık şunu söylemek gerekiyor: Türkiye büyümeyi enflasyonla birlikte sürdürmeye alışmış durumda. Ekonomi adeta enflasyonist büyümeye endekslenmiş bir yapı sergiliyor” dedi.

YÜZDE 30-40 BANDI
Önümüzdeki dönemde aylık yüzde 5’lik çıkışlar yapmayacak da olsa yüksek enflasyon sorunun ortadan kalkmayacağı tespitinde bulunan Sirkeci, “ Resmi varsayımlar ve ekonomi yönetiminin hedefleri dikkate alındığında 2026 yılının yüzde 30-35 civarında bir yıllık enflasyonla tamamlanması bekleniyor. Bağımsız araştırma kuruluşları ve piyasa beklentileri ise yılsonu enflasyonunun yüzde 40 dolaylarında gerçekleşebileceğine işaret ediyor. Dolayısıyla enflasyonun hızında bir yavaşlama görülse bile Türkiye açısından yüzde 30-40 bandındaki bir enflasyon hâlâ son derece yüksek bir düzeyi ifade ediyor” değerlendirmesinde bulundu.
ENFLASYONUN İKİ YÜZÜ
Yüzde 30-40 bandındaki enflasyonun iki farklı yüzünün bulunduğunu savunan Ekonomist Dr. Sirkeci, “Ücretlerin ve emekli aylıklarının sınırlı tutulması, çalışanların ve dar gelirli kesimlerin satın alma gücünü baskılıyor. Geliri baskılanan vatandaş daha az tüketiyor, talep geriliyor ve bu durum enflasyon üzerinde aşağı yönlü bir etki oluşturuyor. Başka bir ifadeyle, yüzde 1,7-2 civarındaki aylık enflasyonun arkasında yalnızca fiyat politikaları değil, dar ve sabit gelirlinin sınırlandırılmış talebi de bulunuyor. Madalyonun diğer yüzünde ise sanayi var. Sanayi kesimi görece düşük tutulan işçilik maliyetleri ve baskılanan döviz kuru üzerinden büyümesini sürdürüyor. Türkiye’de kayıtlı-kayıtsız çalışanıyla, esnafıyla, pazarcısıyla, ücretlisi ve serbest meslek erbabıyla yaklaşık 40 milyon insan ekonominin yükünü omuzlarında taşıyor. Ekonominin üst gelir grubundaki kesimleri ise büyümeden daha fazla pay almaya devam ediyor. Özetle, “mutlu azınlık” büyümesini istikrarlı biçimde sürdürürken, geniş toplum kesimleri de bu büyümenin ve dezenflasyon politikasının maliyetini omuzlarında taşımaya devam ediyor” ifadelerini kullandı.
KABUL EDİLEBİLİR DEĞİL!
Ağustos enflasyonunun Türkiye’de gıda meselesinin artık yalnız fiyat değil, üretim ve ekonomi politikası sorunu olduğunu da gösterdiğini savunan ekonomist Murat Kartalkaya, “TÜİK’e göre yıllık gıda enflasyonu yüzde 33,79. Türkiye, güncel uluslararası karşılaştırmalarda gıda enflasyonunun en yüksek olduğu ülkeler arasında dördüncü sırada. Tarımsal kapasitesi, iklim çeşitliliği ve geniş ürün desenine sahip bir ülkenin bu tabloda bulunması kabul edilebilir değildir.

Türkiye’nin hedefi, gıda enflasyonunu tek haneye, ardından yüzde 3-5 bandına indirmek olmalıdır. Bunun için üretim planlaması yapılmalı; gübre, yem, mazot, enerji ve finansman maliyetleri düşürülmeli; sulama yatırımları hızlandırılmalı ve tarım arazileri korunmalıdır. Tarladan sofraya zincirde aracılık, lojistik, depolama ve fire maliyetleri azaltılmalı; hal sistemi güçlendirilmelidir. Stratejik ürünlerde arz güvenliği sağlanmalı, çiftçiye sezon öncesi öngörülebilir fiyat verilmelidir. İthalat geçici araç olabilir; kalıcı çözüm, yerli üreticiyi güçlendirmektir. Çünkü gıda fiyatlarında istikrar sağlanmadan ne enflasyonla mücadele başarıya ulaşır ne de vatandaşın alım gücü ve sofrası kalıcı biçimde etkin şekilde korunabilir” değerlendirmesinde bulundu.
KİRACILAR İÇİN YİNE HÜSRAN
Yüksek artışın kiracıları üzdüğünü dile getiren İzmir Emlak Kulübü Başkanı Rıdvan Akgün, “Kiracılar için yine hüsran. Hani bir şarkı var ya ‘Yine bana hüsran, yine bana hasret var.’ Yani bu enflasyonda kira artış dönemi gelen kiracılar için yüzde 31, 79 gerçekten çok yüksek. Yani bunu karşılayamayacak insanlar topluluğu var. Rakamlar serbest piyasada daha da aşağıya düşmez. Zaten şu anda piyasalarda bir açılma var. Üniversitelerin, okulların açılması ile ilgili ciddi bir talep var. Yoğunluk yaşıyoruz” dedi.

KİRA GETİRİSİ CAZİP
Zamlanacak kira bedelleriyle ev sahiplerinin sevineceği ve yatırımcının ev almaya yöneleceği gibi bir beklentiye kapılmanın doğru olmadığını belirten Başkan Akgün, “Şimdi yatırımcı olarak baktığımız zaman daire alıp da kira vermek asla mantıklı gözükmüyor şu anda. Yani bankadaki faiz valörü daha cazip oluyor. Birçok kişi parasını çekip normal bir yatırımcı bunu yapmaz ihtiyaç olmadığı müddetçe. Yani şu anda zaten ikinci konutumu alayım, paramı bankadan çekeyim diyen insan yok” diye konuştu.





