Ortaokul lise döneminde 'Yaş 35 yolun yarısı...' şeklinde başlayan cümleler üzerinden kurulan esprili yaklaşımları, geyik muhabbetlerini filan düşündüm, bir anda aklıma geldi nedense. Şükür ki teknoloji gelişti, sağlık imkanları değişti, gelir düzeyimiz arttı, daha sağlıklı bir dünyada 90'lı yaşları birçok insan görür, yaşar hale geldi. Bugünlerde 37 yaşındayım. Eskiden yaptığımız o esprili konuşmalardaki yolun yarısı bölümünü geçtim sayılır. 37 yıllık ve tamamı İzmir'de geçen hayatım boyunca güzel ülkemde 'bu da olmaz' dediğim birçok gelişme yaşandı.
Doğal afetlerden siyasi krizlere, iş kazalarından ekonomik sıkıntılara kadar normal bir insan hayatında yaşanamaz dediğimiz birçok şeyi bizzat gördük, yaşadık, deneyimledik. Avrupa'da herhangi bir orta seviye refaha sahip bir ülkede yaşayan vatandaşın gündelik dinamikleri içinde aklına bile getirmeyeceği birçok olumsuz ve şaşırtıcı gelişmeyi güzel ülkemde deneyimledim, yaşadım.
Tsunami felaketi bile yaşadık İzmir'de. Düşünün yani, ömrü boyunca kaç Avrupalı yaşadığı şehirde, kasabada tsunami felaketi ile karşılaştı ya da karşılaşma ihtimali var?
Dip yapan ekonomide kur krizleri, Avrupa sınırlarına hareketlenen sığınmacı adayları, Ege kıyılarına vuran turuncu can yelekleri, karşıdan karşıya geçerken bastığı mazgaldaki elektrik akımına kapılarak ölen hemşerilerimiz, köpüklenen İzmir Körfezi, her sabah erken saatlerde yaşanan belediye operasyonları, siyasi yelpazede oradan oraya savrulan siyasiler, Ergenekon, Balyoz gibi uzunca bir süre gündemimizi işgal eden operasyonlar şöyle bir geriye bakınca aklımda kalanlardan bazıları.
DARBE ANONSLARI
Hain kalkışma girişimi ile bir neslin darbe anonsları ile karşılaştığı o şok günü düşünün. Ekmeleddin İhsanoğlu, Muharrem İnce, Kemal Kılıçdaroğlu adaylığında kutuplaşılan cumhurbaşkanlığı seçimleri, terörsüz Türkiye süreci ve ona giden yolda Kürt sorununa dair yaşanan onca soruşturma, dava, operasyon derken 20-30 yıllık bir hayatta her birimizi yakından ilgilendiren birçok konuda, onlarca gelişmeye tanık olduk.
Cumhuriyet döneminde sağ yönetimlerin de yönetme şansı bulduğu İzmir yerel yönetimi uzunca bir süre 'Solun kalesi', 'CHP'nin kalesi' gibi tanımlamalarla anılıp, Türkiye'de siyasi iklim konusundaki her tartışmada bazı değerlerin sembolü olarak konumlandırıldığından yerel yönetimin hangi siyasi partide olduğu da aşırı önem atfedilen bir konuydu.
1999'da Ahmet Piriştina'nın DSP'den belediye başkanı seçildiği yerel seçimden 7 Ekim 2026'ya kadar DSP ve CHP yönetiminde, sol partiler tarafından yönetilen İzmir Büyükşehir Belediyesi; CHP'lilerin oyuyla seçilen, butlan tartışmalarının ardından CHP'den istifa ederek bağımsız kalan Başkan Cemil Tugay'ın hükümet partisi AK Parti'ye geçmesiyle birlikte 27 yıl sonra siyasetin sağ yelpazesine katıldı. Belediye başkanı siyasi parti değiştirince vatandaşlar da otomatik olarak yeni siyasi partiye pozitif yaklaşıyor mu bunu söylemek için çok erken. Ancak İzmir artık AK Parti tarafından yönetiliyor. Bu cümleyi kurabildiğimiz bir gerçeklik çok insan için hayal ürünüydü ve artık gerçek oldu. Yıllar boyu 'O kadar da olur mu ya hu', 'İzmir'de böyle bir ihtimal dahi yok' gibi cümleler kuranların tüm yargılarını dağıtmış oldu tek bir hamleyle Cemil Başkanımız. Bir Karşıyaka seçmeni olarak geçmişte ilçemizde belediye başkanlığı yapan Cemil Tugay'ın performansını önce Karşıyakalılara sormak lazımdı diyerek kafa bulandırmak istemiyorum.
37 yıllık hayatımda bunca şeyi yaşamış, görmüş biri olarak ömrümün kalan bölümünde yanardağ patlaması, meteor ve göktaşı fırtınası, büyük tayfunlar ve ilginç doğa olaylarını görebileceğine yönelik inancım tam. Hiçbir şeye olmaz gözüyle bakmamak, şaşırmamak lazım.