Güzelim canım ormanlarımız cayır cayır yanar, yakılır, yakarlar. Nedeni ne olursa olsun. Yandıktan sonra bulsan, ne fayda. En az 10 yıl geçmesi gerek. Yandı bitti kül oldu, maalesef. Canımız, ciğerimiz yanar. 'Can kaybı yok' denir geçilir. Oysa on binlerce can yanmıştır, kaçamayanlar, uçamayanlar, göremediklerimiz. Bastığımız toprakta neler var, neler. Orası bambaşka bir alem. Toprak bile yanar, var mı ötesi ? Yaratılmış her can önemlidir, vardır bir hikmeti. İnsan (!) eliyle olunca daha kötü oluyor. İnsan kalabilene, insan olabilene çok zor. Kötü olmamak gerek, iyilik güzellik yaratılmışlığımız da var oysa. Fıtratımız da var, iyilik. Dört harfli ö ile başlayan m veya ü ile biten kelimeyi hiç sevmem, yazmamaya da gayret ederim. Vefattır onun adı. Bilemezsiniz, bilemeyiz. Kime ne oldu, nereye gitti. Tam bir belirsizlik. İnsanız diye de çok da zeki ve akıllı değiliz. Her şeyi bilemeyiz. Her vefat erkendir, hem de çok çok erkendir. Yaşayan bilir, vefatın acısını. Haliyle çevremiz geniş, tanıdığımız, sevdiğimiz, değer verdiğimiz, güzel ve özel insanlar. Birer birer bizden ayrılıyor, bir gün bizde öyle olacağız. Beli de biz onlardan ayrılıyoruz. Bilinmeze yolculuk. İçiniz karartmak değil derdim. Hayat devam ediyor, ya. Vefat edenlerimizi yazınca, rahmet isteyince. Hem de yazılı kalsın diye. 'Mezarlıklar müdürünü geçtin' diyen olsa da. Bu insanlarla yaşadım, insanca. Kaybedince niye yazmayayım. Bu yaşam hengamesinde atlanmasın diye.' Söz benden önce veda ederlerse, bunu bana diyenleri yazmayacağım' söz. Vay gidene de denir ya. O kadar çok var ki, mukadderat, takdiri ilahi, son ama belki de başka bir başlangıç. Dedim ya bilemeyiz, hepsine, tüm vefat edenlerimize rahmet diliyorum, yaşarken değer verenlerine sabır ve başsağlığı diliyorum. Göstermelik, şov yapanlara ise değil. Yaşam kısacık bir çizgi.  Aşık Veysel Şatıroğlu'nun dediği gibi 'Uzun, ince bir yoldayım, gediyorum gündüz gece'...

'HAYATIMI YAZSAM ROMAN OLUR'

Ankara'dan Serdar Çakman ile Zafer Akyüz gibi isimlerin de yer aldığı olduğu verimli hakem devresinden güzel insan Nail Haşmet Kasapoğlu'nu. Ege Üniversitesi Fen Fakültesi'nden dersini dinlemişliğim, sınavına girmişliğim geçmişliğim vardır. Fizik gibi yorumsal ama bir o kadar net olan bir dersi neredeyse hap yapıp öğretmişti, öğretmeye gayret etmişti, öğrendik mi hala daha bilemiyorum. Fizik biliminin üstadı Prof.Dr.İsmet Ertaş'ı. Adana TSYD Başkanı, Güney Meyda, Hürriyet ile Milliyet'te yazdı, emek verdi. Lakabı 'Şampiyon Ali' olan gittiği takıma kupa kaldırtan merhum Ali Hoşfikirer'in kardeşi Kerim Hoşfikirer'i. Şu an yönetiminde yer aldığım İzmir ASKF'ye çok emeği geçen, amatör futbola katkısı çok olan, temiz duygularla hizmet eden başka planlar peşinde olmayan naif, özel insan, güzel sesli, tavırlı insan Veli Demirel'i. Afyon Emirdağ Aslan Köyü'nden. Babasının verdiği Benisa ismiyle tanındı, Köy Enstitüsü'nden mezun olan öğretmen olan köyünün ilk kızı, köylü kızı. Kardeşleriyle küçük yaşta öksüz kaldı, üvey annesinin yapmadığı zulüm kalmadı. Bilirim kitabında da yazdı, anlatırdı da. Analığı, bedeninde, ruhunda yaralar bırakmış, kulağı da zarar görmüş, sağır kaldı. Zor duyardı, köylerde öğretmenlik yaptı. Bir süre sonra kulağından dolayı çok sevdiği öğretmenliği bırakmak zorunda kaldı. Malulen emekli oldu, güçlükler yokluklar içinde sürdürdüğü hayatını yıllar sonra yazdı, roman oldu. Üç cilttir 'Öğretmen Benisa'. Eğitimci, yazar, aydın, asil kadın, 'hökümat kadın' diye yazdım çok mutlu olmuştu Huriye Saraç'ı. 2017 yılında Menemen Süleymanlı'daki kütüphane açılışında beraberdik, beraberdiler. İki gün arayla aramızdan ayrıldı, Huriye Saraç ile Tahir Şahin. Çalışkandı Şahini belediye başkanı, Menemenspor'un da kulüp başkanlığını yaptı. Kaybettik, vefat ettiler, aramızdan ayrıldılar. Sıfatlarını yazmadım tek tek, anlatmak istediğim uzamasın diye, hoşgörü lütfen. Yaşarken kıymetlerini bildim, belli de ettim. Sevgimi de saygımı da gösterdim. Sanıyorum, umuyorum. Hakkınızı helal edin lütfen hocalarım, başkanlarım. Bir gün bir yerde buluşmak üzere...