Yaz salatalarından kış hazırlıklarına, sabah denizinden sabah serinliğinde işe koşmalara…
İnce hırkaların, mevsimlik çorapların, spor ayakkabıların dolaplardan çıktığı günlerdeyiz.
Terlikler, mayolar, askılı elbiseler raflara kalktı.
Şehir hayatına uyum döneminde trafik, gürültü ve hava kirliliği kapıda. İşin aslı yılın kısa bir bölümünde “cenneti yaşayıp” tamamına yakın kısmını “cehennem gibi bir ortamda” geçirmemek için neler yapılmalı, bunu değerlendirmek lazım.
Daha çok yeşile ihtiyacımız var, ışığı ve sesi azaltmaya ihtiyacımız var, denizleri, ormanları temiz tutmaya ihtiyacımız var. Bu önlemleri alırsak nefes almak için hafta sonunu beklemeye, yaz aylarında tatil kovalamaya ihtiyacımız kalır mı hiç?
Şehirleri de sakinlik, temizlik ve yeşil bakış açısıyla düzenlemeli, yılın tamamında yaşanabilir yerler için mücadele etmeliyiz. Bunun için hem merkezi hem de yerel yöneticilere büyük görev düşüyor. Yapılacak düzenlemeleri korumaksa elbette hepimizin görevi.
Kent merkezleri dönüşümü bekliyor. “Şehirden kaçış” artık “huzurun merkezi” olarak yeniden düzenlenmeli. Huzur, hepimiz için yılın belirli dönemlerine sığdırılamayacak kadar kıymetli.