Ramazan Bayramı tatili için yola çıkanlar ve yaratılan trafik teröründe meydana gelen trafik kazaları, hayatını kaybedenler, yok olan aileler, milyonlarca liralık milli servetin yok olmasını haber kanalarında üzülerek izledik. Peki, neyin hızını, neyin yarışını yapıyoruz trafikte?
“Yol ve Trafik Suçları’nın Davasız Halli ve Ceza Puanı, ehliyet alı koyma Yasası”nda yer alan trafik cezalarında mecliste oybirliğiyle yapılan yasal değişiklikler ve yeni eklenen trafik suçları, Resmi Gazete’de yayımlanarak Nisan ay’ından itibaren yürürlüğe girdi. Bakalım bundan sonra ne olacak?
Trafikteki her sürücünün, adeta ateşle yazılmış yeni ceza cetvelini iyice okuyup beynine nakşetmesi ve ona göre direksiyon başında kendine çekidüzen vermesi asıl beklenendir. Çünkü ceza oranları caydırıcılık adına gerçekten adamakıllı yükseltilmiştir…
Yeni trafik cezalarını dikkate almayıp trafikte kafasına göre duyarsızca takılanları can yakıcı cezalar bekliyor. Kural tanımazlıkta ısrar edenlerin, kuralsızlıkları, kesilen ağır cezalar caydıracak mı?
Ama asıl sorun şurada ki, trafikte suçun en fazla öznesi olanlar genellikle yayın ve iletişim organlarını izlemeyenler, kendi dünyalarında takılanlar ve dolayısıyla yeni ceza uygulamalarından bihaber olanlar. Bu yoğun gruba girenler işlediği trafik suçunun ağır cezasını ancak o cezayla yüzleştiğinde fark edebilecektir…
BEYİNSİZ AĞIZLAR
Boş laf uzmanı gevezelerle uğraşıp zaman yitirmektense onlara boş vermek en iyisi… Nejat İşler’in çok sevdiğim şu keşkesine bakar mısınız: “Beyni olmayanların, ağzı da olmasa keşke…”
Ha, Albert Einstein’ın da beyine dair şöyle bir vurgusu var onu da yazayım: “Basit bir omurilik yetecekken yanlışlıkla beyin sahibi olmuş insanlar var…”
Gittikçe daha da bunaltan ve dehşet saçan trafik ve asayiş magandalıkları. Kontrolsüz biçimde ayyuka çıkan hayat pahalılığı… Saygısızlık, anlayışsızlık, hoşgörüsüzlük, empati yoksunluğu ve hatta fiziksel ve psikolojik saldırganlık, Zıvanadan çıkmış çevre düşmanlıkları ve duyarsızlıkları. Boyut kazanan hava kirlilikleri…
Aile kurumlarını deprem misali sarsan huzursuzluklar ve çoktan rekoru kırmış boşanmalarla ve arada kalan çocuklar. En güçlü sosyal güvencemiz olması gereken kutsal aile kurumu olumsuzlaşıyor…
Çığ gibi büyüyen özel ve toplumsal belirsizlikler. Sayabildiğin kadar toplumsal facialar grubumuz var. Bir farkındalık olsun diye yazıyorum bunları. Yaşamın akışında kanıksanan o kronik sorunlarımızla, farkındalık olmadan nasıl başa çıkabileceğimiz hakkında yetkililer gerekli kanun ve tedbirleri almaya başlasa iyi olacak. Geç bile kaldık ama ne kadar çabuk önlenirse gelecek nesiller rahat edecektir…
VATANDAŞIN SAĞLIK FERYADI
Bu nokta atışı da “Hastanede doktorların doktor olduğunu anlamıyorsunuz… Üzerlerinde ne bir önlük, ne de bir stetoskop var… Geliyor uzaktan gazel okuyup gidiyor. Tabii arada iyi olan doktorlar, işlerini iyi yapanlar da var, ama onlarda görülmüyor…
Doktorundan hemşireye, hastabakıcıya, temizlik elamanına varıncaya kadar birçoğu hastane içerisinde giydikleri forma kıyafetleriyle evlerine gidip geliyorlar ve aynı kıyafetlerle sonra hastalara gerekli tedavileri yapıyorlar. Peki, bunlardan hastalara virüs bulaşmaz mı? Buradan Sağlık Bakanı’na, valilere ve sağlık il müdürlerine sesleniyorum. Vatandaşın feryadını duyun artık…